Kasım27 , 2022

Çocukken söyleyemedikleri, eserlerinde dile geliyor şimdi!

İlgili Yazılar

Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı’sında minyatüre dair betimlemeler

Bu çalışma, 2006 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Orhan Pamuk’un...

Küratörlük: Çok katmanlı bir evrenin ardında

Müzecilik kavramı ile birlikte ortaya çıkmış olan küratörlük, zaman...

Heykelleri dünyaya “Umut” dağıtıyor…

25 yıldır sanatsal üretimini sürdüren ve eserleri Türkiye’nin yanı...

Açelya Akkoyun: İnsan kendi özünü yaşamalı

Ünlü oyuncu Açelya Akkoyun “İyi ki Kadınım” isimli kitabıyla...

Sefaletine katlanmak için anlatan insan

Kriz zamanlarında özgün fikirler artar ve krizi çözmese de...

PAYLAŞMAK GÜZELDİR!

Resim, heykel, son olarak da müzik… Sanatın birçok dalında eserler üreten ve yepyeni sanatsal ifade biçimleri geliştiren multidisipliner sanatçı Seda Gazioğlu’nu merceğimize alıyoruz.

SÖYLEŞİ: SEMA USLU
FOTOĞRAFLAR: DENİZ TAPKAN

Seda Gazioğlu, sanatın ifadeye tanıdığı özgürlüğü çok erken yaşta keşfeden nadir insanlardan. Bu erken keşfi sayesinde de elinden gelen her dalda eserler üretmeye başlamış. Önce resim, sonra heykel ve son zamanlarda da müziğe merak salmış ve tüm bu alanlarda özgün eserler üretmeyi başarmış. Bir yandan modayla da ilgilenmiş; koleksiyonlar ve projeler gerçekleştirmiş. Hatta bir yıl boyunca modacı Hakan Yıldırım ile çalışmış.
Contemporary İstanbul da dahil olmak üzere birçok karma sergiye katılan ve kişisel sergiler açan Seda Gazioğlu, şimdilerde İstanbul Maslak Oto Sanayi’de bulunan atölyesinde yeni sergisi için hazırlıklarını sürdürüyor. 1991 İstanbul doğumlu genç sanatçı ile sanat ve sanata bakışı üzerine hayli keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

En baştan başlayalım… Sanata olan ilginizi nasıl keşfettiniz?
Aslında ben de en baştan başladım diyebilirim. Keşfetmekten ziyade her çocuğun taşıdığı üretme içgüdüsünü hiç kaybetmedim, hep üzerine gittim. O ruhu koruyunca gerisi kendiliğinden geldi.

Bize eğitiminizden bahseder misiniz?
New York Parsons School of Design’da başlayan eğitimime bir sene sonra Central Saint Martins Fine Art Londra’da devam ettim. Orada okurken bir yandan farklı yerlerde çalışmaya başladım ve sonra İstanbul’a döndüm. Burada üretmeye başlayınca eğitimimi tamamlamak için bir daha geri dönmedim.

Sanatın birçok dalında eserler ve projeler üretiyorsunuz. Peki, kendinizi daha çok ait hissettiğiniz dal hangisi, neden oraya yakın hissediyorsunuz?
Benim ait hissettiğim tek şey üretiyor olmak, hissettiklerimi dışa vurabilmek. Hislerim dönem dönem değiştiği için yansıtma şeklim de değişiyor ve o süreçte sadece tek bir dala konsantre olabiliyorum. Yani heykele odaklandığımda müzikle ilgilenmiyorum, içimden müzik yapmak geldiğinde resim yapmayı düşünmüyorum. Ben değiştikçe dışa vurma şeklim de değişiyor ve bu süreç beni besliyor.

İlham perilerine inanıyor musunuz? Sizce sanatsal düşünce nasıl ortaya çıkıyor?
Benim dünyamda ilham perileri değil de hayali bir ilham deposu var. Herhangi bir şeyin üretim sürecine tanık olunca ilham depom doluyor gibi hissediyorum, çok etkileniyorum. O depo dolup taştığında da zaten ben üretim sürecine başlamış oluyorum.

Eserlerinizi oluşturma sürecinde nelerden ilham alıyorsunuz?
Psikoloji, türcülük ve dışlananlar… Dünyada bir sistem varsa ve bu sistem alfabetik sıradaysa, A sistemi dışında kalan her şey ilgimi çekiyor. İşlediğim konular farklı olsa da değişmeyen tek şey ürettiğim eserlerde tepkilerimi yansıtıyor oluşum.
Teknik olarak baktığımızda da yeni bir üretim aracı öğrenmek beni çok heyecanlandırıyor. Önce yeni bir aleti araştırıyorum, hakim olmak için çok fazla çalışıyorum ve bu bana belki bir ay, belki bir sene sonra üretim olarak geri dönüyor.

HER ŞEY MERAK ETMEKLE BAŞLIYOR

Seda Gazioğlu eserlerinde, antika halılar, ikinci el çerçeveler, antika cam şişeler gibi nesneler üzerine akrilik, yağlı boya ve pirinç tel kullanıyor çoğunlukla. Eserlerinde kullandığı kafatası sembollerinin “Benliğin saflığı ve “Ben”in yok oluşunu simgediğini belirtiyor.

Biraz da üretim sürecinizden bahsedelim. Örneğin eser önce gözünüzde canlanıyor da siz onu gerçekleştiriyor musunuz? Yoksa sıfırdan bir ilmekle başlayıp gerisi mi geliyor?
Her şey önce merak etmekle başlıyor. Bir konuyu merak ediyorum, sonra çok derin bir araştırma sürecine giriyorum. Ders çalışır gibi dosyalar hazırlıyor, tüm öğrendiklerimi bir proje haline getiriyorum. Ama bu süreç bir şey üretme amacıyla değil de bir konuya hakim olma hevesiyle başlıyor. Sonra kendiliğinden başlayan bir üretim sürecine dönüşüyor.

Farklı sanat dallarıyla aynı anda ilgileniyor olmak zor mu?
Bazen zor olsa da genelde çok rahatlatıcı… Bir dal üzerine çalışırken kendimi çok baskıladığımda diğer dala geçebilmek beni özgürleştiriyor. Bir kaçış yolu sunuyor.

Hangi duygularınız sanatınıza daha çok yansıyor?
Tepkilerim, meraklarım ama en çok da isyanlarım. Çocukluğumdan itibaren bana başkalarına söylememem gerektiği öğretilen ve benim de o öğrenilmiş çaresizlikle kimseye söyleyemediğim her cümlem, eserlerimin özünü oluşturuyor.
Beni kamçılayan en güçlü duygulardan biri de imkansızlık hissi. Gerçekleşeceğine dair çok ümitli olmadığım şeyleri somutlaştırmak ve en azından o dünyada gerçek kılma hissi bana ümit veriyor.

ANLATMAK İSTEDİKLERİM ALT METİNLERDE SAKLI

Eserlerinizde özellikle kullanmayı veya resmetmeyi sevdiğiniz obje ya da objeler var mı?
Ağırlıklı olarak hayvanlar, kalp, kuru kafa gibi semboller kullanıyorum. Karmaşık bir fikri birçok süzgeçten geçirerek sembollere indirgiyorum. Bazen tek bir sembole bile indiği oluyor, anlatmak istediğim her şey alt metinde saklı bir şekilde duruyor.

“‘Ben’ Esareti”, “Biz Ben Değiliz”, “Afiyet Olsun”… Kişisel sergilerinizin isimleri de oldukça dikkat çekici. Nasıl belirliyorsunuz bu isimleri?
Sergi isimleri ve metinleri, üzerine en çok kafa yorduğum konuların başında geliyor. Aklımdakileri zaten basit sembollerle anlatmaya çalıştığım için en azından sergi ismi ve metni açıklayıcı olsun gibi bir gayem oluyor. Kısa bir isimle bütün serginin enerjisini yansıtmaya çalışmak sancılı bir süreç ama üzerine çok yoğunlaşınca bir şekilde çıkıyor.

Golden Heart- 2018 – 200 x 150 cm- tuval üzeri akrilik

Şimdiye dek açtığınız ve katıldığınız sergiler arasında sizin için ayrı bir önemi olan sergi var mı?
“Afiyet Olsun” isimli sergim. Hayatta bende en yoğun hisleri uyandıran, hem üzüldüğüm hem de çokça sinirlendiğim konu türcülük. Bütün bir sergiyi buna adadığım için en çok anlam taşıdığını hissettiğim sergi de oydu.

Etkilendiğiniz bir akım ya da bir sanatçı var mı?
Genelde müzik endüstrisini takip ediyorum. En çok söz cambazlarından ilham alıyorum ve o sözlerin kostümle, prodüksiyonla, sahne şovuyla geldiği final hali gördüğümde çok etkileniyorum. Bu orantıyı ve bütünlüğü kendi işlerimde de yakalamaya çalışıyorum.

Çalışmalarınızın malzeme, motif seçimi gibi konularda alışıldık kuralları yerle bir eden bir havası var. Bu, özellikle yaptığınız, dikkat ettiğiniz bir nokta mı yoksa kişiliğinizin bir yansıması mı?
Ben elimde ne varsa onunla üretmeyi tercih ediyorum. Bir işe başladığımda gözümde tabii ki bir dünya canlanıyor ama çoğunlukla bunun için malzeme satın alma ihtiyacı duymuyorum. Mesela aklımdaki bir fikri hayata geçirmek için o an yanımda olan eski bir halıyı kullandım ve anlatmak istediğim konu kültürel olduğu için bence verdiği mesaj çok daha etkili oldu. Fikre sadık kalıp materyalleri bir şekilde uyarlıyorum.

KAOSTA İDEAL ARAYIŞI VARDIR

Bir eser sizce ne zaman “sanat”a dönüşür? Bir eseri sanat yapan nedir?
Bence özgün olması. Özgünlüğü “kişinin kendinden bir parça katması” olarak açıklayabilirim. Soyut bir eseri beğenip sanatçısının hayatını araştırdığımda istisnasız hepsinde kişinin hayatından izler taşıdığı için o eseri beğendiğimi fark ediyorum. Çünkü cansız bir obje yaratmaktansa kendilerinden bir şey vererek o objeye hayat veriyorlar. Orijinal olan tek şey benliğimiz, geri kalan her şeyden çok fazla var. O yüzden orijinal olan her şey bir sanat eseri, tüm insanlar gibi.

White Eye Jungle, 2020, kanvas üzerine akrilik

Sizce sanat ideali mi sever, kaosu mu?
Her kaosun içinde bir ideal arayışı var. Sanat da kaostan beslenerek farklı ideallerin kapısını aralar.

Son olarak gelecek projelerinizi sormak isteriz…
Çok yakın bir zamanda PG Launch için hazırladığım özel bir sergi gerçekleşecek. Kuş sembolü ağırlıklı çalışmaların yer aldığı ve aynı zamanda 2022 yılı bitmeden hayata geçecek dördüncü kişisel sergimle ilgili ipuçları taşıyan bir ön sergi olacak.