Temmuz18 , 2024

“Fotoğraf, benim için müthiş bir terapi aracı oldu”

İlgili Yazılar

Türk sanatının zarif temsilcileri

Geleneksel Türk sanatlarının ve kültürünün yaşatılmasında, dünyaya tanıtılmasında büyük...

“Biz onu en çok siyah beyaz görüntülerinden sevdik…”

“İlk işimiz Atatürk belgelerini kurtarmak. Bunu bu ülkeye ve...

Bir nesil onun sesiyle büyüdü: Jeyan Tözüm

Tiyatro, sinema ve seslendirme bütün olarak bir insan olsaydı...

“Fotoğraf, benim için müthiş bir terapi aracı oldu”

Uzun yıllardır fotoğraf sanatı ile ilgilenen iş insanı Serhan...

“Fotoğraf makinem, fırçam; yaşamın kendisi ise boyalarım oldu”

Çektiği fotoğraf karelerine yaptığı dijital müdahalelerle ortaya koyduğu eserlerinde...

PAYLAŞMAK GÜZELDİR!

Uzun yıllardır fotoğraf sanatı ile ilgilenen iş insanı Serhan Akın, bu kez İthaf Sanat okurları adına sorduğumuz soruları yanıtladı. Fotoğrafın hayata bakış açısını derinden etkilediğini büyük bir içtenlikle paylaşan Serhan Akın, hayattaki stres düzeyini dengeleyebilmek için bir hobi edinmenin önemine işaret ediyor: “Fotoğraf, benim için müthiş bir terapi aracı oldu. Sadece güzel bir görsel elde etmekten ziyade, ben bu resmi niye çektim veya çekiyorum, bu fotoğrafta acaba ruhum bana neler söylemek istiyor, ne mesajlar veriyor gibi sorular üzerine düşündüm.

SÖYLEŞİ: HAKAN KAHVECİ

İthaf Sanat dergimizin ilk sayısından itibaren fotoğraf sanatının inceliklerini okuyucularımızla paylaşan, deneyimlerini anlatan ve önerilerde bulunan bir isim olan Serhan Akın, bu kez bizim konuğumuz oldu. Küçük elektrikli ev aletleri sektöründe faaliyet gösteren Arnica’nın ikinci kuşak yöneticisi olarak önemli işlere imza atan başarılı iş insanı Serhan Akın, fotoğrafın hayatına nasıl girdiğini, nasıl evrildiğini büyük bir içtenlikle anlatıyor. Özellikle sokak fotoğrafçılığının farklı yerlerde, tanımadığı insanlarla sohbet etme ve yaratıcılığını artırma fırsatı sunduğunu dile getiren Serhan Akın, “Eskiden olsa hep ilginç bir hayvan arar ve onu teknik olarak en iyi şekilde fotoğraflamaya çalışırdım. Şimdi ise birçok kişiye estetik olarak hiçbir şey ifade etmeyen bir fabrikada bile nasıl hikaye anlatırım, etkileyici bir görsel sunarım gibi konuların peşindeyim” diyor. Şimdi söz, fotoğraf çekerken aslında “kendi fotoğrafımızı çektiğimizi”, gölgelerimize ışık tuttuğumuzu vurgulayan Serhan Akın’da…

MAKİNE DEĞİL FOTOĞRAFÇI

Fotoğraf çekme merakınız nasıl başladı?
Fotoğraf çekmeye 2012 yılında Saros’a yaptığımız bir dalış turu sonrası başladım. Ancak merakımın nereden başladığını görmek için çocukluğuma dönmemiz gerekiyor. Bende fotoğrafla ile ilgili her şeyi tetikleyen film Jaws’tır. Jaws’ı ilk izlediğimde henüz ilkokul çağındaydım ve itiraf ediyorum ki film beni çok korkutmuştu. Bazı sahnelerini gözümü kapatarak izlerdim. Her ne kadar filmde yanlış resmedilse de köpek balığı beni çok etkilemişti. O zamanlar tabii internet yoktu ama şanslı bir çocuktum; evimizde ciddi bir kütüphane ve ansiklopedi arşivi vardı. Boş zamanlarımda ansiklopedi ve kitaplardan köpek balıklarıyla ilgili resimlere bakardım ve onlarla ilgili yazıları okurdum. Sonrasında ise televizyonda köpek balıklarıyla alakalı belgeselleri izlemeye başladım. Filmde gösterildiği gibi canavar yaratıkların olmadığını gördüm. Bir gün dalış öğrenip bu muhteşem canlıları yakından göreceğime dair kendi kendime söz verdiği hatırlıyorum. Tabii araya okul, iş hayatı gibi farklı yükümlülükler girdi, dalış brövemi almak 2012’de nasip oldu. Brövemi aldıktan sonra katıldığım bir dalış turunda Metin Tuncer adlı bir fotoğrafçının çektiği su altı fotoğraflarını görünce su altı fotoğrafçılığına başlama kararı aldım. Turu bitirip eve dönünce ilk işim kompakt bir fotoğraf makinesi ve makinenin su altı ekipmanını almak oldu. Fakat küçük bir problem vardı. Fotoğraf çekmekle ilgili hiçbir şey bilmiyordum. Üstüne üstlük dalış becerilerim de çok iyi değildi. Bir de su altı paraflaşı almak gibi önemli bir detayı atladıktan sonra ilk senemi birbirinden kötü, çamur gibi fotoğraflar çekerek geçirdim. Acemi bir fotoğrafçı olarak makinemin iyi fotoğraf çekemediğine kanaat getirdim ve bunun için ciddi bir yatırıma girerek ilk DSLR makine olan Nikon D600 ve onun su altı aparatlarını aldım. Bu arada belirtmek isterim ki o sırada arkadaşım Metin fotoğraflarını, benim kompakt makinemin bir alt versiyonu olan Canon G12 ile cayır cayır çekiyordu. İthaf’taki ilk yazımda ifade ettiğim gibi fotoğrafı makine değil fotoğrafçı çeker. Konumuza dönersek Nikon’umu ilk aldığımda makine bana oldukça karmaşık geldiğinden makineyi hiçbir şekilde anlayamadım. O an imdadıma Ahmet Karaburunoğlu isimli arkadaşım yetişti. Kendisi de hobi olarak analog makineyle sokak fotoğrafı çekiyordu. İlk olarak çekimlerimi manuel yapmam gerektiğini söyledi. Sonrasında ise basit ve kolay bir dille diyafram, enstantane, ISO ayarlarını ve fotoğrafa olan etkilerini anlattı. Son olarak da altın oran nedir, fotoğraf nasıl kadrajlanır gibi konuları anlattı ve benim fotoğraf yolculuğum gerçek manada başladı.

İÇ DÜNYANIZIN FOTOĞRAFI

Bu sanatın özellikle hangi yönü sizi çok etkiledi, kendine çekti?
Bilirsiniz ki analog veya dijital DSLR fotoğraf makineleriyle çekeceğiniz görüntü, bir ayna üzerinden yansıtılarak sensöre ulaşır ve fotoğraf oluşur. Fotoğrafçılık ise kendi kendinize bir ayna olur ve bir müddet sonra bu aynadan iç aleminizi müşahede etmeye başlarsınız. Daha önce hiç fark etmediğiniz özelliklerinizi keşfedersiniz. Bu keşifler sonucu da iç dünyanızın fotoğrafları manen ortaya çıkar. Bu manevi fotoğrafları güzelleştirmek, fiziki fotoğrafları rötuşlamaktan daha zordur ama mümkündür. İç dünyanız güzelleştiği zaman oluşan hal, fiziki fotoğraflarınıza da yansır. Benim için fotoğraf bir hobi veya sanattan öte bir şifa vesilesi olmuştur ki ben fotoğrafçılığın en çok bu yönünden etkilendim ve beslendim.

İNSANDAN UZAK, SU ALTINDA

İlk dönemlerde hangi tür fotoğraf çekimleri üzerine yoğunlaştınız? Aradan geçen zamanda tarzınızda, çekim tercihlerinizde ne gibi değişiklikler oldu?
Fotoğrafa ilk başladığımdaki halim, şu anki halimden farklıydı. İnsanlara daha uzak ve mesafeliydim. Kalabalık ortamlar beni fazlasıyla rahatsız eder ve gerginlik yaratırdı. Bu sebepten ilk fotoğraflarım insanların az olduğu su altındaydı. Karada çok nadir fotoğraf çekerdim. İnsandan çok hayvanlar benim ilgimi çekiyordu. Sonra kendimi insanlardan iyice izole ederek kuş fotoğrafçılığına başladım. Bir müddet kuş fotoğrafıyla ilgilendikten sonra kendimdeki bu hali fark ettim ve katıldığım bir fotomaraton etkinliği sonrasında sokak fotoğrafçılığına başladım. Bir hayvanı belgelemekten ziyade fotoğraf ile hikaye anlatmak daha çok ilgimi çekmeye başladı. Bu vesileyle de insanların arasına girdim, sosyalleştim, daha önce hiç tanımadığım insanlarla sohbet ettim. Bu insanların fotoğraflarını çektim. Sokak fotoğrafçılığı, fotoğraftaki yaratıcılığımı artırmak adına da iyi bir araç oldu. Eskiden olsa hep ilginç bir hayvan arar ve o hayvanı teknik olarak en iyi şekilde fotoğraflamaya çalışırdım. Şimdi ise birçok insana estetik olarak hiçbir şey ifade etmeyen bir fabrikada bile nasıl hikaye anlatırım, etkileyici bir görsel sunarım gibi konuların peşindeyim. Haliyle de epey yaratıcı olmanız gerekiyor. Yine de su altı fotoğrafçılığının bana katkısı paha biçilemez. Su altında hep yapay ışık kullanmak zorunda olduğum için su altı fotoğrafçılığı beni ışık konusunda inanılmaz geliştirdi ve bu karadaki fotoğraflarıma da yansıdı.

Serhan Akın yapay zekayla ilgili bir çalışmasında yıldırımlı, yağışlı bir gece görüntüsünü, bir köpek balığı fotoğrafı ile birleştirmiş.

En çok nelerin fotoğrafını çekmeyi seviyorsunuz?
Eskisi kadar çekmesem de hala hayvan fotoğrafı çekmeyi çok seviyorum. Hayvanların büyük kısmı yabanidir ve onları doğal ortamlarında uzun uzun izleme şansınız olmaz. Bu yüzden çoğu detayı göremeyiz. Fotoğraflarını çektiğimizde ise farkına varmadığımız detayları görürüz. İşin bu yönü benim ilgimi çok çekiyor. Hayvanların yanı sıra insan portresi çekmek ve ters ışıkla insanların gölge olarak silüetlerini çekmek de çok hoşuma gidiyor. Canlı cansız bütün mahlukat, kainatta birer gölgeyiz ve gölge fotoğraflarımda bunu anlatmaya çalışıyorum. Ayrıca kompozisyon ve yaratıcılık konusunda insanı ciddi olarak geliştiren bir vesile olduğuna inanıyorum.

En çok çekmeyi istediğiniz, hayalinizi süsleyen yer, ülke ya da etkinlik nedir?
Köpek balığı fotoğraflayarak çocukluk hayalimi gerçekleştirdim. Yine de henüz Jaws filminin başrol oyuncusu büyük beyaz köpek balığını fotoğraflamış değilim. Bu cinsi fotoğraflamak en büyük hayalim. Bunun dışında Fransa’da, Normandiya’da bulunan Mont St. Michel Şatosu’nu görmek ve fotoğraflamak da büyük bir hayalim. İnşallah 2024 yazında bölgeye gidip dergimizde sizlerle paylaşacağım. Endonezya’nın doğusundaki Raja Ampat adaları, daha önce gittiğim ama acemiliğimden dolayı makineme su aldırıp kullanılamaz hale getirdiğim için fotoğraflayamadığım muhteşem su altı canlıları ile dolu bir bölge. Orada da mutlaka çekim yapmak istiyorum. O bölgeye gidersem küçük bir su altı belgeseli bile ortaya çıkarabilirim.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KADRAJ GÖZÜ ÖNEMLİ

Dijital sanatlar üzerine sıklıkla konuşuyoruz. Ancak özellikle fotoğraf da dijital sanatların öncüsü olarak kabul edilen bir sanat dalı. Fotoğraf makinesi çıktığında resmin değerinin kalmayacağı gibi bir endişe yaşanmış ilk zamanlar. Siz resim ve fotoğraf arasında nasıl bir ilişki görüyorsunuz?
Hem fotoğraf çeken hem de resim yapan kişilerde mutlaka bir kadraj gözü olmalı. Bugün çok güzel tablolar ortaya koyabilen yetenekli ressamlarda bile kadraj sıkıntısı gözlemliyorum. Böyle bir sıkıntı olunca maalesef resimlerini bir sonraki aşamaya taşıyamıyorlar. Bunun dışında fotoğrafla resmin fazla ortak yönünü göremiyorum ve birbirine alternatif olmadığını düşünüyorum. Herkes çok çalışarak ortalama bir fotoğrafçı olabilir ama kabiliyeti olmayan biri çok çalışsa da ortalama bir ressam olamaz. Tabii ki her fotoğrafçı veya ressam gerçek manada sanatçı değildir ama bu konuda işin ehillerinin yorum yapması daha isabetli olur.

Güzel fotoğrafta iyi makinenin rolü nedir?
Bu tamamen çekeceğiniz konuya bağlı bir durumdur. Kuş ve yabani hayvan fotoğrafçılığı gibi özel konularda mutlaka hızlı bir makinenizin ve iyi bir lensiniz olması lazım. Çünkü hareketli bir objeyi uzak bir mesafeden çekiyorsunuz. Tabii bu da ekipmanda büyük ağırlık yaratıyor ve ciddi bir bütçe gerektiriyor. Sokak fotoğrafçılığında ise pahalı bir makineden ziyade dikkat çekmeyen ve hafif bir makine ile hareketli lensler tavsiye ediyorum. Günümüzdeki aynasız makineler bu dal için çok rahat oluyor. Su altı konusuna gelirsek burada makineden ziyade yapay ışık kalitemiz büyük önem arz ediyor. Suyun altında doğal ışıktan fazla faydalanamıyorsunuz. Eğer geniş açı su altı fotoğrafı çekmeyeceksek ve makro fotoğraf ağırlıklı çalışacaksak kompakt bir makine bile diopter yardımıyla işimizi fazlasıyla görür, ki ben son su altı fotoğraflarımda hafif olduğu için kompakt bir makine olan Canon G7x ‘i tercih ettim. Maalesef su altı fotoğrafçılığında makineden daha çok, makinenin su altı aparatları para tutuyor. Son olarak portre fotoğrafçılığına gelirsek burada makineden daha çok, kullandığımız lens önemli. Düşük bir diyaframa sahip full frame 50mm lens ile çok güzel portreler yakalanabilir. Yine de ne çekersek çekelim veya hangi ekipmanı kullanırsak kullanalım o fotoğrafı çekecek kişi sizsiniz. Fotoğrafı güzelleştirmek makinenin değil sizin elinizde, O yüzden makinenizi, objektifinizi iyi tanıyın ve manuel ayarlarda fotoğraf çekmeye gayret edin. Makineniz ile sizin aranızda ikilik olmasın, makineniz ile bir olun. Bunun sonucunda fotoğraf makineniz adeta bir uzvunuz haline gelecek ve hayalini kurduğunuz fotoğrafları yakalayacaksınız. Bunun için de tek yol var; o da pratik, pratik, pratik!

Yapay zeka ile yapılan işler çok konuşuluyor son dönemlerde. Siz fotoğraf sanatında yapay zekayı nasıl kullanıyorsunuz?
Nasıl ilk fotoğraf makinesi çıktığında ressam kaygılandıysa fotoğrafçıların da yapay zekadan dolayı rahatsız olduğunu gözlemliyorum. Ancak nasıl fotoğraf bir ressamın değerini düşürmediyse yapay zekanın da fotoğrafın yerini alacağını düşünmüyorum. Aksine fotoğrafçılıkta yapay zekadan faydalanabiliriz. Örneğin Photoshop programının yeni sürümünde yapay zeka desteğiyle fotoğraflarımıza çok güzel dokunuşlar yapabiliriz. İstenmeyen bir objeyi kaldırabilir, fotoğrafımıza deniz, dağlar ekleyebilir veya bir objemizin rengini değiştirip onu ışıklandırabiliriz. Photoshop programının yanı sıra Midjourney gibi programlar vasıtasıyla yapay zekadan elde ettiğimiz görsellerle güzel fotoğraf kompozisyonları yapabiliriz. Örneğin bir çalışmamda yıldırımlı, yağışlı bir gece görüntüsünü bir köpek balığı fotoğrafıyla birleştirdim. Köpek balığı, gökyüzü ve su altındaki batığı yapay zekaya verdiğim komutlar vasıtasıyla elde ettim. Sonra bu görselleri keserek belli bir perspektife oturtarak kolajladım. Photoshop ile yağmur, yarasalar ve batığın üzerine zombiler ekledim. Gerçi bu çalışma fotoğrafın dışına çıkıp dijital sanata doğru kaydı ama fotoğraflarımızda böyle eklemeler yapabiliriz. Ama yapay zeka verilen komutlar ile elde edilen görsellerin hiçbir müdahale olmadan kullanılmasına karşıyım.

HAYALİM SU ALTIYLA İLGİLİ BİR KİTAP

Önümüzdeki dönem için ne gibi planlarınız var?
Fotoğrafla hayalim su altıyla alakalı bir kitap çalışması ortaya koymak. Tabii sırf fotoğraftan ziyade bunu yazıyla desteklemem gerekiyor. Sadece fotoğraflardan oluşan bir kitap olsun istemiyorum. Burada konu seçimi çok önemli. İnsana görsel doyumdan ziyade bilgi açısında da bir şeyler katsın istiyorum. Bir de çocukluk hayalim olan bir su altı belgeseli çekmek istiyorum. Tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanı olduğu gibi benim de döneceğim yer su altı olacak gibi gözüküyor.

Peki, fotoğraf sanatına yönelik ilginiz, hayatın diğer alanlarındaki iş yapma biçimlerinizi, iş dünyasındaki kararlarınızı, bakış açınızı nasıl etkiledi?
İş hayatınızda verimli olmak istiyorsanız en önemli şey kafanızın rahat olmasıdır. Gergin, stresli bir kişi, yanlış kararlar verebilir. Ancak dışarıda stresimizi tetikleyen bu kadar çok etken varken hiçbir şeyden etkilenmemek kolay değil. Bu hali kabullenmekten ziyade onu iyileştirmek için çalışmalar yapmak gerekiyor. Bunun için de mutlaka bir hobinizin olması lazım. Fotoğraf, benim için müthiş bir terapi aracı oldu. Sadece güzel bir görsel elde etmekten ziyade, ben bu resmi niye çektim veya çekiyorum, bu fotoğrafta acaba ruhum bana neler söylemek istiyor, ne mesajlar veriyor gibi sorular üzerine düşündüm. Dediğim gibi aslında fotoğraf çekerken ben kendi fotoğrafımı çekmiş oldum. Fotoğraf sayesinde çok değişik yerler gördüm ve birbirinden farklı insanlar tanıdım. Harabe yerlerdeki güzelliklerin farkına vardım. Bakmak ile görmek arasındaki farkı idrak ettim. Bu kadar güzel bir şeyle uğraşınca ve üzerine tefekkür edince ister istemeniz stres seviyeniz düşüyor, kafa rahatlıyor bu da hem iş hem aile ortamınıza olumlu yansıyor.

Zaman ayırıp sorularımızı cevapladığınız için çok teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim.