Kasım27 , 2022

İKSV 50 yaşında…

İlgili Yazılar

Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı’sında minyatüre dair betimlemeler

Bu çalışma, 2006 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Orhan Pamuk’un...

Küratörlük: Çok katmanlı bir evrenin ardında

Müzecilik kavramı ile birlikte ortaya çıkmış olan küratörlük, zaman...

Heykelleri dünyaya “Umut” dağıtıyor…

25 yıldır sanatsal üretimini sürdüren ve eserleri Türkiye’nin yanı...

Açelya Akkoyun: İnsan kendi özünü yaşamalı

Ünlü oyuncu Açelya Akkoyun “İyi ki Kadınım” isimli kitabıyla...

Sefaletine katlanmak için anlatan insan

Kriz zamanlarında özgün fikirler artar ve krizi çözmese de...

PAYLAŞMAK GÜZELDİR!

Bundan 50 yıl önce kurulan İstanbul Kültür Sanat Vakfı, yıl boyunca düzenleyeceği etkinlikleriyle yarım asra yayılan başarısını sanatseverlerle kutluyor. Biz de İKSV’nin yıllar içindeki gelişimini, etkinliklerini derledik; vakfı, unutamadıkları anıları emeği geçenlerden dinledik.

YAZI: ASLI ÖRNEK

İKSV, 2009 Aralık ayında Luvr Apartmanı’ndan Şişhane’deki Deniz Palas Apartmanı’na taşındı. İKSV’nin, 2011 yılında Nejat Eczacıbaşı Binası adını alan bu binayla gerçekleştirdiği bir düş de binanın giriş ve birinci katında yer alan Salon ile çeşitli sanatsal ve kültürel etkinliklere artık ev sahipliği de yapabilmesi oldu.

Türkiye’de kültür sanat denilince sanatseverlerin hayatında önemli yer tutan kuruluş, İstanbul Kültür Sanat Vakfı, kısa adıyla İKSV… İstanbul’da uluslararası sanat festivalleri düzenlemek için, kar amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşu olarak 1973’te kurulan İKSV, bu yıl yarım asrı geride bırakarak 50’nci yaşını kutluyor. Dr. Nejat F. Eczacıbaşı önderliğindeki 17 iş insanı ve sanatsever tarafından temelleri atılan vakfın birincil hedefi, kültür ve sanat çalışmalarının en seçkin örneklerini sunmak ve aynı zamanda sanat yoluyla uluslararası bir platform oluşturarak Türkiye’nin ulusal, kültürel ve sanatsal değerlerini tanıtmaktı ve öyle de oldu. 1993 yılında, Dr. Nejat F. Eczacıbaşı’nın vefatının ardından, Şakir Eczacıbaşı vakfın yönetim kurulu başkanı seçildi. Bu tarihten itibaren İKSV, kurumsallaşma yolunda büyük adımlar atarak ülkenin kültür ve sanat yaşamındaki yerini sağlamlaştırmaya devam etti. 2010 yılında Şakir Eczacıbaşı’nın ölümünden sonra da vakfın yönetim kurulu başkanlığına Bülent Eczacıbaşı seçildi.

KLASİK MÜZİK FESTİVALİ İLE BAŞLAYAN
YOLCULUK FARKLI DİSİPLİNLERDE SÜRDÜ

Vakfın 50 yıllık tarihindeki ilk İstanbul Festivali, programında çoğunlukla klasik müziğe yer veriyordu. Bir süre sonra festival kapsamında diğer sanat dalları da geniş kitlelere ulaştırıldı. Film gösterimleri, tiyatro, caz, bale performansları ve tarihi mekanlarda gerçekleştirilen sergiler de programda yer aldı. İzleyicilerin giderek artan ilgisi sonucu farklı sanat disiplinlerine ait etkinlikler, zaman içinde gelişerek ayrı festivaller olarak yapılandı.
1983 yılında ayrı bir bölüm olarak düzenlenmeye başlayan Sinema Günleri, 1989 yılında Uluslararası İstanbul Film Festivali adını aldı; 1987 yılı Uluslararası İstanbul Bienali’nin başlangıcıydı. Bunu, 1989’da başlayan Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali takip etti. 1994 yılında Uluslararası İstanbul Caz Festivali de ayrı bir festival olarak yapılandı ve aynı yıl Uluslararası İstanbul Festivali’nin adı Uluslararası İstanbul Müzik Festivali olarak değiştirildi. İlki 2012 yılında gerçekleştirilen İstanbul Tasarım Bienali’nin de etkinlikler arasına katılmasıyla İstanbul Kültür Sanat Vakfı, uluslararası ölçekte dört festival ve iki bienal düzenleyen bir kurum oldu.

Mengü Ertel’in tasarladığı 1. İstanbul Festivali afişi; Nejat Eczacıbaşı ve Mengü Ertel İstanbul Festivali’nin 22 Temmuz 1972 günü Hilton Oteli’nde yapılan ilk basın toplantısında basın mensuplarına festival afişini takdim ediyorlar.

İKSV, kuruluşunun 30. yılında kültürel mirasın korunması ve sanatın ilerlemesine olanak sağlamak üzere bir sosyal sorumluluk projesi olarak İstanbul Dostları adında bir üyelik programı oluşturuldu.
İKSV yine 30. yılında farklı projelerle etkinliklerini yıl içine yayma kararı aldı. Bu kapsamda başlatılan sonbahar film haftası Filmekimi, 2002 yılından bu yana gerçekleşiyor. İKSV ayrıca 2007 yılından itibaren festivaller dışında yıl boyunca özel etkinlikler de gerçekleştirmeye başladı. Leyla Gencer Şan Yarışması da 2006 yılından bu yana İKSV tarafından düzenleniyor.
Vakıf, 2004 yılında etkinliklerinin menzilini artırarak uluslararası anlayış, diyalog ve etkileşim platformunun güçlenmesi adına yurt dışı projelerine başladı. Bu doğrultuda Avrupa’nın belli başlı kentlerinde festivaller düzenlendi. 2004 yılında ‘Şimdi Now’ ile Berlin’de başlayan, 2005’te ‘Şimdi Stuttgart’la, 2007 ve 2008’de ‘Turkey Now’ başlığı altında Amsterdam ve Rotterdam’da, 2008’de de Rusya’da devam eden yolculuğun 2009’daki durağı ise Viyana oldu. 1 Temmuz 2009’da başlayan ve 31 Mart 2010 tarihine kadar süren ‘Fransa’da Türkiye Mevsimi’ çalışmaları da İKSV ve Culturesfrance ortaklığıyla yürütüldü. İKSV, Mevsim kapsamında başlatılan Fransa’daki Cité Internationale des Arts sanatçı atölyesindeki bir misafir sanatçı programının koordinasyonunu üstlenmeye devam ediyor. Vakıf, ayrıca 2007’den bu yana Venedik Bienali Uluslararası Sanat Sergisi’ndeki Türkiye Pavyonu’nun organizasyonunu üstleniyor. 2014 yılında Venedik Bienali’nde Türkiye’ye uzun süreli bir mekân kazandırılması için başlattığı girişimi başarıyla tamamlayan İKSV, böylece Türkiye’nin Venedik Bienali Uluslararası Mimarlık Sergisi’nde de yer almasını sağladı.

İSTANBUL’U ÖN SIRALARA TAŞIMAK

2012’de kuruluşunun 40. yıldönümünü kutlayan İKSV, aynı yıl klasik müzik alanında çalışan bir gence Aydın Gün Teşvik Ödülü sunmaya başladı. 2015 yılında vakfın verdiği ödüllere, her yıl Türkçeye üstün başarıyla kazandırılmış bir edebiyat eserinin çevirmenine sunulan Talât Sait Halman Çeviri Ödülü de eklendi.
İKSV, 50. yılına giden yolda İstanbul’u dünya kültür-sanat başkentleri arasında ön sıralara taşımak, güncel kültür sanat üretiminde etkin rol oynamak ve kültür politikalarının oluşturulmasına katkıda bulunmak amaçlarıyla çalışmalarını sürdürüyor.

İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı: “Sanatın yeşermesi için
ortam yaratacağız”

İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, önümüzdeki dönem de genç sanatçıları desteklemeye devam edeceklerini belirterek “Gençlerin hayatlarına kültür sanatla umut ve ilham katmayı çok önemsiyoruz” diyor.

İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, 50. yılını kutlayan İKSV’nin geleceğe yönelik planlarına dair şu yorumlarda bulundu:
“İstanbul’un zengin ve renkli bir kültür sanat yaşamına sahip olmasının hem yaratıcı düşüncenin gelişmesi hem de toplumun ve bireylerin nefes alması, daha mutlu olması için büyük önem taşıdığına gönülden inanıyoruz. Kültür ve sanat alanında çok güçlü bir geleneği olan ülkemizin, üretkenliği ve yaratıcılığıyla dünya çapında öne çıkması için İKSV gibi kültür kurumlarına önemli görevler düşüyor. Bu yolda en güçlü kaynağımız da gençler. İKSV 50. yılında, geçmişte ülkemize kazandırdıklarından aldığı güçle, geleceğe dair hayallerine odaklanıyor. Önümüzdeki dönemde başarılı genç sanatçıları ödüllendirmeye, desteklemeye, onlara alan açmaya devam edeceğiz. Gençleri çalışmalarımıza daha fazla dahil etmek için uğraş vereceğiz. Gençlerin hayatlarına kültür-sanatla umut ve ilham katmayı çok önemsiyor, yeni üretimleri desteklemenin bu yönde büyük önem taşıdığına inanıyoruz. 50. yılımızda bunun için yeni girişimler de başlatıyoruz. Önümüzdeki dönemde en önemli odak noktamız, hem sanatçı hem de izleyici gelişimini destekleyerek yarının kültür ve sanatının yeşermesi için gerekli ortamı yaratmak olacak.”

İKSV GENEL MÜDÜRÜ GÖRGÜN TANER: “Hedefimiz yarının kültür sanat dünyasına iz bırakmak…”

1983 yılındaki Sinema Günleri’nde rehber olarak çalışmaya başladığında İKSV ile yolu kesişen Görgün Taner, o günden bu yana vakfın bünyesinde çalışıyor. Bu sürenin son 20 yılında da genel müdürlük görevini sürdürüyor.

Önümüzdeki dönem projelerini üç ana eksen üzerinde ilerleteceklerini anlatan İKSV Genel Müdürü Görgün Taner, “Kültür sanat yaşamının gelişimi için hem izleyicilerin hem sanatçıların hem de kültür alanında çalışanların desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz” diyor.

1983 yılında Sinema Günleri’nde Kent Sineması Koordinatörü olarak çalışmaya başlamışsınız. Vakıfla yollarınız nasıl kesişti? O zamanlar sizin için İKSV’nin önemi neydi?

1983’te, üniversite öğrencisiydim. Serdar Atav isimli bir arkadaşım, ‘Sinema Günleri başlıyor, rehber olarak çalışacak insanlara ihtiyaç var, çalışmak ister misin?’ diye sordu. Ben de üniversitedeyim, “Olur” dedim. Rehberliğe gittim, orada Hülya Uçansu ile tanıştım. Onun teklifiyle İstanbul Film Festivali’nde Şişli Kent Sinemasının koordinatörü olarak göreve başladım. O günden bu yana İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın bir parçasıyım. O zamanlar İKSV bana İstanbul’da bir vaha gibi gelmişti. İKSV sayesinde dünyada yayımlanan filmleri izledik, belki de hiçbir zaman izleme fırsatı bulamayacağımız grupları, orkestraları dinledik. İletişimin bu denli hızlı ve kolay olmadığı bir dönemde, o grupları, müzisyenleri görmek, onlarla tanışmak, sohbet etmek ve benzer hisleri paylaştığınız müzikseverlerle buluşmalarına katkıda bulunmak çok mutluluk vericiydi.

2002’den bu yana vakfın genel müdürlüğünü yürütüyorsunuz. Bu sizin hayaliniz miydi? Bu görev size teklif edildiğinde ne hissetmiştiniz?

Vakfın genel müdürlüğünü üstlenmeye başladığımda yaklaşık 20 yıldır İKSV bünyesinde çalışıyordum. Bir o kadar yıldır da genel müdürlük görevini yürütüyorum. Uzun yıllar emek verdiğiniz bir kurumun sorumluluğunu üstlenmek elbette heyecan vericiydi benim için, hala da öyle.

ERIC CLAPTON BİZİ EPEY ZORLADI

Festivallerle ilgili unutamadığınız bir anınızı anlatmanızı istesem…

1997 yılındaki Eric Clapton konseri… Eric Clapton bizi epey zorlamıştı, o yüzden unutamam… Proje Eric Clapton konseri değil, ‘Legends’ grubuyla gelecek. Kadroda Marcus Miller da vardı hatta. “Tanıtımlarda Eric Clapton konseri gibi bahsetmeyeceksiniz” diyorlar. Bahsetmedik. “Layla çalacak demeyeceksiniz” diyorlar. Demedik. Tanıtım aşamasında hiçbir şeye izin vermediler doğru düzgün. Sonra çıktılar konsere, yer gök inledi tabii. Bise çıktılar, ‘Layla’ çalmaya başladılar! “E, hani çalmayacaktınız?” dedim ekipteki görevli kişiye. “Eric bu, yapar o öyle” dedi, uzaklaştı…

İKSV birçok önemli organizasyon düzenliyor. Bu etkinliklerin oluşum süreci ve amaçlarından bahsedebilir misiniz?

Vakfın 50 yıl önceki kuruluş amaçlarına baktığımızda, kültür sanat çalışmalarının seçkin örneklerini sanatseverlere sunmak ve sanat yoluyla uluslararası bir platform oluşturarak Türkiye’nin ulusal, kültürel ve sanatsal değerlerini tanıtmak gibi bugün de geçerliliğini koruyan hedefler görüyoruz. İKSV, kar amacı gütmeyen ve kamu yararına çalışan bir kültür kurumu olarak bu hedeflerle 1973 yılında ilk İstanbul Festivali’ni düzenlemiş. Klasik müzik ağırlıklı olsa da içinde birçok farklı disiplini de barındıran bir programı var ilk festivalin de. Daha sonraki yıllarda bu çok disiplinli yapı daha da gelişiyor, bir yandan da İstanbul bir kültür-sanat kenti olarak güçlendikçe, izleyicilerin de taleplerini karşılayacak şekilde farklı disiplinlerdeki etkinlikler ayrı ayrı festivaller, bienaller olarak yapılanıyorlar. Yani İstanbul Caz Festivali’nden kültür politikaları çalışmalarına, Filmekimi’nden Venedik Bienali Türkiye Pavyonu’na kadar bugün İKSV’nin yürüttüğü çalışmaların tamamının doğal bir gelişim hikayesi var; hepsinin ortak yanı da vakfın ta kuruluşunda belirlenen amaçlara hizmet etmek.

İKSV’nin geleceğe dair hedefleri neler?

50. yılımızı kutlarken geleceğe dair temel hedefimizi “yarının kültür sanatında iz bırakmak” olarak belirledik. Kültür sanat yaşamının gelişimi için hem izleyicilerin hem sanatçıların hem de kültür alanında çalışanların desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz. Önümüzdeki dönemdeki çalışmalarımızı da bu üç ana eksen etrafında şekillendiriyoruz. Özellikle genç izleyicilerin kültür sanata erişimini kolaylaştıran, genç sanatçılara gelişim olanakları sağlayan ve uluslararası bağlarını kuvvetlendiren projelere ağırlık veriyoruz. Gelecek için odak noktamız, yarının kültür sanatının yeşermesi için gerekli ortamı yaratmak olacak.

İSTANBUL MÜZİK FESTİVALİ DİREKTÖRÜ EFRUZ ÇAKIRKAYA: “Berezovsky, konseri de notları da unutmuştu”

İKSV’nin 50 yıllık tarihinin Türkiye’nin kültür sanat hayatı için çok önemli bir süre olduğunu vurgulayan Efruz Çakırkaya, vakfı “aynı tutku etrafında bir araya gelmiş, sevgi dolu, kocaman bir aile” diye anlatıyor.

İKSV sizin için ne ifade ediyor?

İKSV tarihinin 14’üncü yılında vakfın bir parçası olmaktan, şehrin kültürel yaşamına ve sanatsal hafızasına katkıda bulunmuş olmaktan çok büyük gurur duyuyorum. İstanbul’un tarihi için kısa, ancak Türkiye’nin kültür sanat geçmişi açısından çok önemli bir süre 50 yıl. Kesintisiz olarak gerçekleştirdiği festivaller, bienaller, verdiği ödüllerle sanatın ve sanatçının hamiliğini yapan; yaşamlarımızı zenginleştiren tüm bu güzellikleri ortaya çıkaran; gelişen, olgunlaşan, yaşayan bir organizma İKSV. Benim için İKSV, izleyicisinden destekçisine, çalışanından partnerlerine, aynı tutku etrafında bir araya gelmiş çok büyük ve sevgi dolu, kocaman bir aile.

Vakfa dahil olma hikayenizi anlatır mısınız?

Ankara’da Bilkent Senfoni Orkestrası için çalıştığım yıllarda, o dönem İş Sanat Konser Salonu’nun kurucusu ve ilk Artistik Direktörü olan Yeşim Gürer Oymak ile tanışmış, birçok kez iş birliği yapmıştık. 2008 yılında Ankara’dan İstanbul’a taşınmaya karar verdiğimde aynı sektörde iş aramaya başladım. Şehirde tanıdığım ve aradığım tek kişi olan Yeşim ise İstanbul Müzik Festivali Direktörü oluşunun ikinci yılında, bir şekilde ekibinde çalışanların vakıftan ayrıldığı bir dönemden geçiyordu. Telefonda “İKSV’de benimle çalışmak, festivalin direktör yardımcısı olmak ister misin?” dediği anı ve yaşadığım sevinci, heyecanı dün gibi hatırlıyorum. Sevinçten uçarak gelip kapısından girdiğim Luvr Apartmanı’nın ve sonrasında Deniz Palas’ın beni böylesine besleyen, büyüten bir yuva; vakıftaki tüm arkadaşlarımın da İstanbul’daki ailem olacağını tahmin edemezdim.

Unutamadığınız bir anıyı paylaşır mısınız?

2015’te Borodin Quartet’i, Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü vermek üzere Rus piyanist Boris Berezovsky ile bir konser gerçekleştirmek üzere davet etmiştik. Konserden bir gün önce İstanbul’a gelen dörtlünün üyeleri bize “Berezovsky geliyor değil mi, eminsiniz?” diye sorup ona ulaşmak konusunda ısrarcı oldular. Meğer piyanistimiz konser tarihlerini hep karıştırırmış! Aynı gece ulaştığımız Berezovsky ertesi gün yani konser günü ceketini alıp bulduğu ilk uçakla geldi. Ancak konserde çalacağı eserin notalarını unutmuştu! Neyse ki teknoloji imdadımıza yetişti, internetten bulduğumuz notaları genel provaya ve konsere yetiştirdik. Berezovsky konserde kusursuz çalmış, hepimizin gönlünü almıştı.

SALON İKSV DİREKTÖRÜ  DENİZ KUZUOĞLU:               ” Hayatıma dokunmuş etkinliklerin mimarı”

50 yıl boyunca kesintisiz kültür sanat etkinlikleri düzenlemenin sadece ülkemiz için değil, dünya genelinde de zor bir iş olduğunu belirten Deniz Kuzuoğlu, “İKSV bunun nadir örneklerinden. Bu başarının arkasında çok çalışan ve işine aşkla bağlı bir ekip var” diye konuşuyor.

İKSV sizin için ne anlama geliyor?

İKSV benim için bir parçası olmadan önce de, bir parçası olduktan sonra da güzel anılar biriktirdiğim, hayatıma dokunmuş etkinliklerin mimarı. Bu şehirde kuşakların birbirine aktardığı bu anılar onları birbirlerine bağlıyor. 50 yıl boyunca kesintisiz bir şekilde her koşulda kültür sanat alanında etkinlikler düzenlemek sadece ülkemizde değil, dünyada da çok zor ve İKSV bunun nadir örneklerinden. Bunun arkasında da çok çalışan ve işine aşkla bağlı bir ekip var. 50 senedir buradan yolu geçmiş herkesin birbiriyle tanışmadan kurduğu çok güçlü bir aile bağı var.

RUFUS KONSERİNDE KEDİYLE KONUŞTU

Vakıfla yollarınız nasıl kesişti?

Salon İKSV ekibine dahil olmadan önce yine şehrin etkinlik organizasyonlarında etkin olan bir şirkette çalışıyordum. Salon İKSV de açıldığı günden beri çok severek takip ettiğim bir mekandı. 2013 senesinde o zaman Salon’un direktörü olan Bengi Ünsal’ın ekibine birini aradığını duyduğum an iletişime geçtim ve Salon İKSV maceram da böyle başlamış oldu.

Etkinliklere dair unutamadığınız bir anıyı bizimle paylaşır mısınız?

2008 senesinde İstanbul Caz Festivali kapsamında Aya İrini’de gerçekleşen Rufus Wainwright konserinde sahneye atlayan kedi ve Rufus’un piyano başında onunla konuşmalarını hala gülümseyerek hatırlıyorum. Bir de Khruangbin’in her Salon İKSV konserinde Türk seyircisi için Sezen Aksu’dan “Geri Dön” çalması ve seyircinin eşlik ettiği anlar, unutamadığım konser anılarından.

MÜZİK VE SİNEMA YAZARI SEVİN OKYAY: İKSV festivalleri hayallerimizi gerçekleştirmiştir, çok da eğlendik doğrusu!

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın 40’ıncı yılını kutladığı 19’uncu İstanbul Caz Festivali ‘nde Sevin Okyay, dünyaca ünlü caz müziyeni Marcus Miller ile …

İKSV festivallerini ilk yılından itibaren takip eden gazeteci Sevin Okyay, anılarını anlatırken “Hala şimdiye kadarki film festivali yıllarının en iyisi olduğunu düşündüğüm 1984’ü hiç unutamam. İlk sinema eleştirimi de (Ve Gemi Gidiyor) o zaman yazmıştım” diyor.

1972’de Nejat Eczacıbaşı’nın zihninde bir fikir, hayalhanesinde bir rüya olan festival, İstanbul’un festivali 50 yaşına ulaştı. Gerçi o günden bugüne yarım yüzyıl geçtiğinin farkındayız desek yalan olur. Çünkü bu çok önemli, çok ciddi, dünya çapında festival/festivaller aynı zamanda renkli, hareketli ve eğlenceliydi. Herkesin gönlünce de bir festival vardı. Kısacası, zaman kuş gibi uçtu gitti.

‘Ork. taş’ müdavimleri

İKSV festivallerine ilk yıldan dahil oldum. Başlangıçta adı İstanbul Festivali’ydi, programda daha çok klasik müzik olurdu. O günlerden Açıkhava Tiyatrosu’nu hatırlıyorum. Sonra da hiç unutmadım zaten. İyi fotoğraf çekmek isteyenlerle sahnenin burnunun dibine girmek isteyenler, orkestra boşluğunun üstündeki taşlara otururdu. Kısa adıyla ‘Ork.Taş’ müdavimlerinin çoğu sonradan böbreklerinden şikayetçi olmuştur. Ama gazetecilerle konuşmak istemeyen sanatçılara yetişmek için de birebirdi. Örneğin; Kanat Atkaya konser biter bitmez Stan Getz’e yetişmek için fırlamış, ne yazık ki sadece arabanın arka farlarını görmüş. Sanatçı gündüz uzun bir söyleşi yaptığı için sağlam tedbir almış derler.

“BERTOLUCCI’Yİ UNUTAMAM”

Bir de, ama bu daha sonra, Miles Davis önce sahneye grubunu yollamış, sonradan kendi gelmiş ama ne hikmetse bize arkasını, duvara yüzünü dönüp çalmıştı. Şehir efsanesidir. Miles’ı yakalamış olanların da havasından geçilmez. Ama İstanbul Festivali zamanından en net olarak İrek Muhammedov’u hatırlarım. Dünyanın en büyük baletlerine meydan okuyordu ama şansına Açık Hava’nın ilk yağmurlu akşamına yakalandı. Sonuna kadar kahramanca dans ederek kalbimizi kazandı.

İstanbul Festivali’nde caz konserleri de yer almaya başlamıştı, film gösterimleri de… İstanbul tarafında oturduğum halde, ne hikmetse Konak’taki gösterimlerden çok Kızıltoprak Kent Sineması’ndakileri hatırlıyorum. 1983 yılında ayrı bir bölüm olarak düzenlenmeye başlayan Sinema Günleri (ne harika bir isim), 1989 yılında Uluslararası İstanbul Film Festivali adını aldı. Bu arada, hala şimdiye kadarki film festivali yıllarının en iyisi olduğunu düşündüğüm 1984’ü hiç unutamam. İlk sinema eleştirimi de (Ve Gemi Gidiyor) o zaman yazmıştım. Aslında film festivallerinden öyle çok anımız var ki… Bertolucci retrospektifiydi sanırım, Dünya Sineması’nın iç kapısında vakit dolsun diye bekliyorduk. Derken Festival Direktörü Hülya Uçansu yanında uzun boylu bir zatla göründü. Elim ayağım kesildi. Hülya’nın da yolunu kesip, “Yanındaki adam benim sandığım adam mı?” diye sordum. “Ta kendisi” dedi. Bernardo Bertolucci festivalin sürpriziydi. Kendisini görmesem de sesini unutamadığım biri de var. Misafirperverlik görevlimiz Sara, Ettore Scola’ya geleceğini bir türlü teyit ettirememişti. Arayıp duruyor, ulaşamıyordu. Biz de masanın başında dikiliyorduk. Telefon çaldı, baskın bir ses “Sara?” diye sordu. “Ettore!” Derin bir nefes aldık. Kimleri izledik, dinledik, kimlerle tanıştık, söyleşiler yaptık! Aklımızdan bile geçmezdi. İKSV festivalleri hayallerimizi gerçekleştirmiştir. Çok da eğlendik doğrusu!