Kasım25 , 2022

Sanat olmasaydı bu dünya beni çoktan yutmuş olurdu

İlgili Yazılar

Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı’sında minyatüre dair betimlemeler

Bu çalışma, 2006 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Orhan Pamuk’un...

Küratörlük: Çok katmanlı bir evrenin ardında

Müzecilik kavramı ile birlikte ortaya çıkmış olan küratörlük, zaman...

Heykelleri dünyaya “Umut” dağıtıyor…

25 yıldır sanatsal üretimini sürdüren ve eserleri Türkiye’nin yanı...

Açelya Akkoyun: İnsan kendi özünü yaşamalı

Ünlü oyuncu Açelya Akkoyun “İyi ki Kadınım” isimli kitabıyla...

Sefaletine katlanmak için anlatan insan

Kriz zamanlarında özgün fikirler artar ve krizi çözmese de...

PAYLAŞMAK GÜZELDİR!

İlk bakışta zıt görünen fikirleri birleştirip kendine yepyeni bir alan yaratarak klişelere ferah bir bakış açısı getiren sanatçı Ardan Özmenoğlu, çalışmalarında kültürel etkenler, bilimsel ve teknolojik gelişmeler, tarih ve kültür, popüler kültür ve ulusal kimliğin şekillenmesi gibi çağdaş toplumun çok çeşitli fenomenlerini,  alışılmışın dışında tekniklerle derinlemesine irdeliyor…

Ardan Özmenoğlu, eserlerinde yerli ve küresel popüler kültüre ait ifade ve imgeleri altüst edişiyle tanınıyor. Yıllar içinde sanatsal pratiğinde büyük cam heykellerden post-it not kâğıtları üzerine yaptığı işlere, neon ışıklardan mekâna özgü baskı yerleştirmelerine uzanan geniş bir malzeme yelpazesiyle deneyler gerçekleştiren sanatçı; özellikle post-it notlar ve neon ışıklar kullanarak ürettiği eserlerinde, malzemenin beraberinde getirdiği anlam yüküyle, kültürel tarih ve gündelik hayatın üst üste bindiği özel bir dil geliştiriyor.

Çokluk, katmanlar ve tekrarlar

Sanatının temelini tekrar kavramı üzerine kurduğunu söyleyen Özmenoğlu, üç boyutlu bir yüzey oluşturmak için boyama ya da baskı işleminden önce tuvallerinin üzerine yüzlerce post-it notu yapıştırıyor. Çok sayıda benzer parçadan oluşan bu tekil kompozisyon, esere biçimsel bir çeşitlilik ve gerçek bir derinlik kazandırıyor. Çünkü tuval baskı /boyama işleminden geçtikten sonra, her post-it notu farklı davranabiliyor; bazıları tamamen düz durabilirken bazıları kıvrılabiliyor ve üst üste bindirilmiş görüntülerin altından çıkan gerçek renklerini ortaya çıkarabiliyor. İşte tam da bu noktada, çalışmanın üç boyutlu derinliği aynı zamanda bir anlam derinliğine de dönüşüyor: Yüzeyde renkli, neşeli ve son derece eğlenceli ancak tamamen farklı bir karakter ve ton, bu yüzey görünümünü alttan da olsa gölgede bırakma tehdidinde bulunuyor.

Etkiye verilen tepki

Ardan Özmenoğlu, iletişim ve teknoloji hızıyla tanımlanan çağımızda, anlam ve referans bolluğunun kaygan zemininde, işaretler ve imgeler arasında yaptığı gezintiyle çağdaş Türk sanatında benzersiz bir çizgi tutturdu. Eserlerinde popüler kültür ve Türk kültürünü harmanlayan sanatçı, geçmiş ve şimdiki zaman, sanat tarihi ve güncel sanat trendleri, yaratıcılık ve tüketimcilik, tekrar ve bireysellik, bütün ve parçalanmışlık gibi ilk bakışta zıt görünen fikirleri birleştirip kendine yepyeni bir alan yaratarak klişelere ferah bir bakış açısı getirdi.

BİENAL SANATÇISI DEĞİLİM!

Özmenoğlu’nun 2005 yılından bu yana üzerinde çalıştığı post-it’ler, sanatçının gözünden bambaşka anlamlar kazandı. Sanatçının tarih, siyaset ve günlük yaşama dair izlenimlerini gözler önüne seren post-it çalışmaları, popüler kültürden, sanattan, müzikten veya moda dünyasından ünlülerin yanı sıra siyasi liderleri, popüler kitle iletişim araçlarından görüntüleri, tarihi şahsiyetleri, duvarlara, kapılara veya grafitilere yazılan rastgele ifadeleri ve farklı şehirlerden rögar kapaklarına kadar kentsel ortamlardaki günlük yaşamın rastgele izlenimlerini de içeriyor.
Sanatçının sergilerine ve eserlerine koyduğu isimler de esas sanatının bir parçası olarak izleyenlerin kafalarını karıştıracak, olayların arka yüzünü merak ettirecek cinsten. Örneğin, 2011 yılında 12. İstanbul Bienali’ne yapmış olduğu başvurusu reddedilen sanatçı, aynı yıl Ekavart Galeri’de açtığı “I’m not a Biennial Artist / Bienal Sanatçısı Değilim” adlı sergisiyle “bienal sanatçısı” konseptini sorgulamış ve sorgulatmıştı. Özmenoğlu, sergi konseptinin temasını belirlemesinde rolü olan, Bienal başvurusunun reddedildiğine dair gelen e-postaya da sergisinde yer vererek dönemin sanat çevrelerinde oldukça dikkat çekmişti. Sanatçının 2016 yılındaki “Abilerim Ablalarım” isimli sergisi ise Ankara ve İstanbul’da aynı zamanda iki ayrı galeride bir bütün olarak gerçekleşmişti. O güne dek pek görülmemiş olan bu durum, yalnızca serginin ismi ve şekliyle bile sanat çevrelerinin dikkatlerini üzerine çekmeyi başarmıştı.
Türkiye’deki birçok ünlü ismin koleksiyonlarının yanı sıra Frankfurt Airport Collection, Osthaus Museum Hagen Collection, KALA art Institute Collection, Borusan Contemporary Art Collection, UniCredit Bank Art Collection, Fondation Jan Michalski koleksiyonu, Imago Mundi gibi uluslararası önemli koleksiyonlarda da eserleri yer alan Ardan Özmenoğlu, İstanbul, Ankara, Atina, Viyana, Milan, Cenevre, Barselona, Bükreş, Basel, Kaliforniya, Teksas, New York, Miami, Londra, Berlin ve daha birçok ülkede açtığı kişisel ve karma sergilerle adını dünyaya duyurdu ve duyurmaya devam ediyor.

YENİ SERGİ: “ALLES WUNDERBAR”

Yurt içinde olduğu kadar yurt dışında açtığı sergilerle de adından söz ettiren Ardan Özmenoğlu, küratörlüğünü Katerina Valdivia Bruch’ün üstlendiği yeni kişisel sergisi “Alles Wunderbar (Her Şey Harika)” ile 16 Eylül – 13 Kasım 2021 tarihleri arasında Düsseldorf Anna Laudel Galeri’de sanatseverlerle buluşuyor. Sergide sanatçı; Türk tarihi ve siyasetini, Türkiye’de günlük yaşamı ve çağdaş Türk toplumunu şekillendiren modern şehirli kadınları post-it, cam ve neon malzemelerle ürettiği eserleri üzerinden yeniden yorumluyor.

“Post it’ler beni sevdi, ben de onları çok sevdim”

Eserleri ve sanata getirdiği kendine has yorumlarıyla uluslararası alanda da büyük başarılar kazanan Ardan Özmenoğlu, sanat ve yaratıcılık hakkında konuşurken “Her duygu, her an bana ilham veriyor hayatta” diyor.

Sizin sanata bakış açınızı özetleyen bir cümle olsa bu ne olurdu? Biraz daha açmak isteseniz neler söylersiniz?
Sanat benim hayatım. Sanat olmasaydı herhalde benliğim bu dünyanın kaosunda kaybolurdu ya da belki bu dünya beni çoktan yutmuş olurdu.

Post-it sizin eserlerinizde bir sanat unsuru olarak karşımıza çıkıyor. Post-it kullanmaya nasıl karar verdiniz?
Karar yok; her şey kendi akışında, deneysel, zihnin oyunlarıyla ve yaratıcılıkla evrildi. Post it’ler beni sevdi, ben de onları çok sevdim.

Kendinizi en yaratıcı, üretken hissettiğiniz yerleri, mekanları, kentleri ve zaman dilimini sorsak neler söylersiniz?
Üretimim ve yaratıcılığım sürekli devam ediyor, hayal dünyam yaşadığım sürece beni besleyecek, nereye gitsem hayallerim benimle geliyor dolayısıyla İstanbul da New York da Venedik de aynı; her kent başka bir dil konuşsa da zihnimde hepsi bana konuşuyor. Her duygu, her an bana ilham veriyor hayatta.

Yeni projeleriniz hakkında bilgi verebilir misiniz?
Düsseldorf’ta yeni bir sergim olacak. Onun dışında fuarlarda yer almaya devam ediyorum. İranlı bir galeri ile görüşmelerim var. İşlerim daha geniş coğrafyalarda sergilendikçe dünyaya sarılıyormuşum gibi hissediyorum.

Eklemek istedikleriniz neler?
Sanat dünyası pandemi yüzünden uzun ve karanlık bir dönemi geride bıraktı bundan sonra daha sık görüşmek dileğiyle…