Bornova Belediyesi Şehir Tiyatrosu dramaturgları Arzu Leylak ve Selda Uzunkaya, sorularımızı birlikte yanıtladı. Oyun yazarı da olan Leylak, bunun geçim sağlayacak bir meslek olamadığını belirtirken kurum adına umut veren bir çağrıda bulundu: “Yeni oyun yazarlarıyla tanışmayı çok istediğimizi, oyunlarını bize gönderebileceklerini belirtmek isterim.”
SÖYLEŞİ: DUYGU ÖZSÜPHANDAĞ YAYMAN
E-Bülten'e Abone Olun
Sanata dair seçkiler ve yeni içeriklerden ilk siz haberdar olun.
Oyun yazarı, eserini sahnede görmeden kendini gerçek bir yazar gibi hissedemez. Sahneleme kısmı yazara yeni bakış açıları kazandırır, başka sanatçıların perspektifini kavramasını sağlar.”
Oyun yazarı ve dramaturg Arzu Leylak’ın sözlerine dair bu özet, mesleğin işlevini tam olarak nasıl yerine getirebileceğini gösteriyor. Metinlerin izleyiciyle buluştuğu yani çemberi tamamladığı noktanın ülkemizdeki eksikliğini dile getiriyor. Leylak, oyun yazarlığını ancak sahnede gelişebilecek bir meslek olarak anlatırken Türkiye’de bu işin geçim sağlanan bir meslek olamadığını, destek gerektiğini vurguluyor. Çok güzel eserler veren yazarlar olduğunu söyleyen Leylak, kendi kurumları adına umut veren bir çağrıda bulunuyor: “BBŞT namına, yeni oyun yazarlarıyla tanışmayı çok istediğimizi ve oyunlarını bize gönderebileceklerini belirtmek isterim.”
Bornova Belediyesi Şehir Tiyatrosu (BBŞT) dramaturgları Arzu Leylak ve Selda Uzunkaya, sorularımızı birlikte yanıtladı. Mikroskobu, sahnenin henüz kâğıt üstündeki haline yani metne tuttuğumuzda neler görmeliyiz, ayrıntılarıyla anlattılar.
Arzu Leylak, DEÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü Dramatik Yazarlık Anasanat Dalı 2005 mezunu. 2025 yılında DEÜ Güzel Sanatlar Enstitüsü Sahne Sanatları Bölümünde yüksek lisansın ardından doktoraya devam ediyor. 1998’de BBŞT’ye kursiyer olarak giren Leylak, 2008’den bu yana kurumun kadrolu dramaturgu. İstanbul’da Ümit Çırak Modern Oyunculuk Teknikleri Atölyesinde Stella Adler’in oyunculuk yöntemi eğitimi alan, Fırat Neziroğlu yönetimindeki Modern Dance LAB modern dans topluluğunda dans eden, librettolar yazan Leylak, pek çok atölye çalışmasına katıldı. Dramatik yazarlık atölyesi dersleri veren Leylak’ın dramaturg olarak çalıştığı oyunlardan bir kısmı; Sessizlik, Kral Lear, Cadı Kazanı, Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, Kafes, Kral Ölüyor, Unutmak. Yazdığı ve sahnelenen oyunlarından bazıları ise; Bornova’da Tarihin İzinde, Başka Bir Bremen Mızıkacıları Hikâyesi, Kuşlar, Deniz Kızı Maira, Dev Bilgisayar, Bu Oyun Böyle Bitmez.
Selda Uzunkaya, 2008’de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Tarihi ve Teorisi Anabilim Dalı Bölümünden mezun oldu. 2019’da DEÜ Güzel Sanatlar Enstitüsü Sahne Sanatları Bölümünde yüksek lisansını tamamladı. 2013’ten beri Tiyatro Terminalde dramaturgi, eğitmenlik ve yönetmenlik yapıyor, bir yıldır BBŞT’de dramaturg olarak çalışıyor. Woyzeck, Fü, Altın Ejderha, Albay’ın Karısı, Don Kişot’un Görülmedik Serüveni, çalıştığı birkaç oyun.

“OYUN METNİNİ İYİ YAPAN SADECE YAZARI DEĞİL”
Oyun yazarlığının temel dinamikleri nelerdir?
Selda Uzunkaya: Biçim ve içeriğin uyumu yani ne anlattığım ve anlattığım şeye hangi yöntemle ulaştığım, çok temel bir mesele. Karakterleri iyi tanımak, üslup, eserle dış dünya arasındaki bağ, anlamların birbiriyle bağlantıları, olayların ilerleyişi, oyunun başı ve sonu arasındaki fark, diyalog örüntüleri önemlidir. Karakterler sahnede yaşamaktadır. Bu nedenle kurgulanan hayatın kendi iç dikişleri, inandırıcılık ilkesi sağlam olmalıdır. Olayları, kişileri, zamanı ve uzamı bir bütünün iyi ayrıntılanmış, tasnif edilmiş öğeleri sayesinde görür, böylelikle bir anlamın ya da oluşun peşine düşeriz.
Bir oyun metni kâğıt üstünden sahneye nasıl taşınır?
Arzu Leylak: Sürecin temel belirleyeni aslında yönetmendir. Neden o oyunu seçtiği, ne anlatmak istediği, nasıl bir yöntem izlemeyi planladığı, reji ekibinin çerçevesini çizer. Dramaturg ve yönetmen yardımcısının yanı sıra sahne tasarımcısı, kostüm tasarımcısı, müzik tasarımcısı, koreograf da metnin sahneye nasıl taşınacağına dair verileri öncelikle yönetmenin yaklaşımından alır. Dramaturg özelinde, yazarın aktarmak istediklerini tarihsel, sosyolojik, psikolojik gibi pek çok bağlam üzerinden çözümleriz, temalarını buluruz, birimlere ayırırız ve tüm bu verileri, yönetmenin hayalini somutlayacak sanat ekibiyle paylaşırız. Bu, kimi zaman sahne tasarımcısının tarihsel gerçekliği daha iyi kavramasını sağlayabilir kimi zaman oyuncunun rolünü yapılandırma sürecinde ona açar sunabilir. Böylece dramaturgun metni sahneye taşırken asıl hedefi de ortaya çıkmış olur: Tüm sanat ekibinin yazarı ve sözlerini daha iyi kavramasını sağlamak için onları aynı zeminde buluşturabilmek. Bu sağlıklı ve güvenli zemin sayesinde de tüm sanatçılar kendi disiplinleri doğrultusunda yaratıcılıklarını özgürce kullanabildiği bir alanda üretimlerini gerçekleştirebilir.
Bir metin, çağlar ötesine hangi nedenlerle taşınır, kalıcılığın sebepleri nelerdir?
A. Leylak: Sahnelenmeye değer bulunma gerekçelerinden birinin, onun toplumsal ve düşünsel özellikleri olduğunu görürüz. Yazar, hem sözünü söyleyeceği seyirci kitlesini hem de toplumun yapısını değerlendirerek oyun kaleme alır. Gözettiği diğer nokta evrensel boyuttur. Seçtiği kişilerin, anlattığı olayın, kurduğu çatışmaların yalnızca yaşadığı zamana etkisini değil, insana dair özü anlatıp anlatmadığını da göz önünde tutar. Bugün hâlâ Aristophanes’in Lysistrata’sından, Sophokles’in Antigone’sinden ya da Shakespeare’den bahsedebiliyorsak nedeni, insanlığın o özüne dokunabiliyor olmalarıdır. Bu metinler zamanın çizgisel sınırlarını aşar; bizi, döngüsel zamandaki benzer olaylarla yüz yüze getirir.
Yazar, dramaturg ve yönetmen olarak tiyatronun farklı cephelerindeki deneyimlerinizle iyi bir metnin ayırt edici yanlarını nasıl açıklarsınız?
S. Uzunkaya: İyi metinler, söylemeyi tercih ettiği şeyle değil, hangi biçimde söylemeyi tercih ettiğinin izini sürebildiğimizde kendinden söz ettirir. Yani yazarın görünür olmadığı, hissedilir olduğu üsluplar. Anlatılan şey ne kadar iyi olursa olsun, yöntemi, yazarı yazar yapar. Metin, yazardan bağımsız kendi başının çaresine bakabilmelidir. Yazar açıklayıcı topaklarla yolumuza çıkmamalı, eser ve alımlayıcı arasına girmemeli, bizi üretim sürecinde iş birliğine çağırmalıdır. Zihnimizin gözüyle bakabilmemiz için metaforlar, ipuçları bırakır; bizim de onları takip edebilecek ve çözümleyecek bir iç görümüz olduğuna inanmalıdır.
A. Leylak: Yazar olarak bu soruyu şöyle yanıtlayabilirim. İyi bir metin, zamanın ruhunu ve insanın var oluşunu sorgular, seyircileri de bu süreçlere dâhil eder. Bunları sanatçı dostu bakış açısıyla gerçekleştirir. Yani nasıl bir anlam ürettiğinin ya da kalıp yargıları tekrar üretip üretmediğinin farkında olmayan, insan davranışlarının gerekçelerini çözümlemeyen yazar, iyi metin yazamaz, sadece fikirlerini aktarmış olur. Ne kadar iyi olursa olsun yönetmenin yaratı alanı bulamadığı, oyuncunun kavrayamadığı metinleri de iyi metin sınıfına koymak mümkün değil. Yazmak bireysel gibi görünse de oyun yazarlığı söz konusu olduğunda gözetmemiz gereken pek çok faktör devreye girmekte. Çatışmasının iyi kurulması, kişileştirmelerinin derinlikli yapılması, sahnenin olanaklarının doğru değerlendirilmesi yani oynanabilmek üzere yazılması gibi pek çok nokta. Yani bir oyun metnini iyi yapan sadece yazarı değil, o ekibin metni nasıl değerlendirdiği, yorumladığı, sunduğu gibi pek çok faktörle ilişkilidir. Bu nedenle harika olduğunu bildiğimiz metinlerin çok kötü; kötü olduğunu düşündüklerimizin iyi olabildiğini görüyoruz.

Tiyatro metinlerini yaratan etkenler, diğer edebi türlerin ortaya çıkış süreciyle aynı mıdır?
S. Uzunkaya: Her edebi tür, bir duyguyu, durumu ya da düşünceyi anlatmak için ortaya çıkmıştır. Tiyatronun kökenlerinde ritüeller ve Dionisos adına yapılan şenlikler vardır. Tiyatro metinlerini diğer türlerden ayıran şey, sahnede yansıtılmak üzere yazılmış olmaları. Büyük bir kolektif çalışmayı barındırır. Tasarım, ışık, kostüm, oyunculuk, müzik, reji, dekor, bakış açısı gibi başka işçilikleri de gerektirir.
Tiyatro toplulukları sahneleyeceği oyunları neye göre seçiyor, repertuvar nasıl belirleniyor?
A. Leylak: Her topluluğun dinamiği farklıdır. Genelleme yapmam doğru olmaz. Ancak BBŞT’nin nasıl bir yöntem izlediğini anlatabilirim. Bizim için çok fazla parametre söz konusu. Oyunların kaç kişilik olduğu, sahnelenecek oyunun niteliği, teknik olarak sahnelenmeye uygun olup olmadığı gibi noktalardan değerlendirmeye başlıyoruz. Yönetmenlerin söylenmesini gerekli gördüğü noktalar bulması yani oyunun içeriği, anlamı, mesajı çok önemli bir kriter. Seyircinin beklentisini karşılayıp karşılamayacağı kadar sanatçıların keyif alıp almayacağını da değerlendiriyoruz. Örneğin hiç kadın rolü olmayan bir oyunu, kadın oyuncularımızı sahneye çıkaramayacağımız için tercih etmiyoruz. İş barışını, liyakati gözettiğimiz gibi sanatçıların becerilerini de gözetiyoruz.
Çağdaş yazarların oyunları sahnede ne kadar yer buluyor? Özellikle yeni yazarlar sahnelenme imkânı bulabiliyor mu?
A. Leylak: Yerli yazarlarımız üzerinden ele almayı doğru buluyorum çünkü yabancı çağdaşların yer bulması daha kolay oluyor. 1960’larda görülen; yeni yazarların oyunlarının sahnelenerek teşvik edilmesi, diğer türlerdeki yazarların oyun yazarlığına yönelmesiyle eserlerinin sahnelenmesi durumlarıyla karşılaştığımız pek söylenemez. Yarışmalarda yeni isimler duyuyoruz ancak sesini, sözünü duyamıyoruz. Eserini sahnede görmeden kendini gerçek bir yazar gibi hissedemez. DEÜ Sahne Sanatları Bölümünün Türkiye’de oyun yazarlığı öğrencileri arasında düzenlediği Suat Taşer Kısa Oyun Yarışması çok önemli. Kazanan oyunlar, bölüm öğrencileriyle sahneleniyor. Genç arkadaşlarımız oyun yazarlığını geçim sağlayacak bir meslek olarak değerlendiriyorlarsa ne yazık ki ülkemizde bu mümkün değil çünkü kültür, talep edilen bir şey değil. Türkiye’nin bu acı gerçekliğinde BBŞT namına, yeni oyun yazarlarıyla tanışmayı çok istediğimizi ve oyunlarını bize gönderebileceklerini belirtmek isterim.
