Sanat ve dostluğu harmanlayan geçmişinden beslenen Siyah Beyaz, ikinci kuşak Sera Sade’ye emanet… Babası Faruk Sade’nin aile apartmanında kurduğu galeri ve barla büyüyen Sera Sade, çocukken gerilla sergiler açtığı (!) mekanın duvarlarındaki eserleri seçiyor olmaktan gururlu.
SÖYLEŞİ: İLKNUR EŞSİZ
FOTOĞRAFLAR: SERA SADE ARŞİVİ
E-Bülten'e Abone Olun
Sanata dair seçkiler ve yeni içeriklerden ilk siz haberdar olun.
Ankara’nın kışı ve sert soğuğu malum. 1995’te üniversitenin ilk yılında henüz şehri tanıdığım zamanlarda bir gün Çankaya semtindeydim. Ankara’da adres tariflerinin bilinen ismi Kuğulu Park, karlarla süslenmiş bir tablo gibiydi. O zamanlar telefonların devasa boyutlarda olduğu ve fotoğraf çekemediği yıllar tabii. Eldivenlerimle zar zor kavradığım fotoğraf makinemle kuğuları, siyah beyaz bir karede zamansızlığa hapsettiğim fotoğrafı yıllarca sakladım. Bir süre kuğuları izledim ve sonra, orada olma nedenim olan okul projesi için hemen yakınındaki Kavaklıdere Sokak’a yürüdüm. Aradığım adrese geldiğimde, yüzümdeki soğuk kesiklerinin verdiği hafif acıyı hala anımsıyorum. Karşımdaki apartmana bakıp aradığımı bulmuş olmanın verdiği küçük bir zafer hissiyle gülümsemiştim.
Bina, onun özelliğini bilmeyenler için dört katlı, sıradan bir Ankara apartmanıydı hepi topu. Oysa kurulduğu 4 Şubat 1984 tarihinden bu yana önce Ankara, daha sonra İstanbul’daki mekanlarıyla sanatın kucaklayıcısı olmaya devam eden, bir mekan olmanın ötesinde bir anlayış Siyah Beyaz’ın yuvasıydı o apartman. O gün, içeri girip galeriyle ilgili projem için notlar almaya, çalışmaya başladığımda, o zamanlar, küçük bir kız olan Sera Sade ile bugün bu söyleşiyi yapıyor oluşum ise akıp giden zamanın bir latifesi gibi.

Babanızın 1980’li yıllarda barla birlikte açtığı Siyah-Beyaz Galerinin doğumunu anlatır mısınız?
Babam (Faruk Sade), yüksek lisans için gittiği Paris’te bir apartmanda yaşamaya başlıyor ve apartmanda üst komşusu Mübin Orhon, yanında Mehmet Nazım (Nazım Hikmet’in oğlu, alt katında (Nazım Hikmet’in eşi) Münevver Andaç, Sinan Bıçakçıoğlu. Böyle bir apartman… Münevver Hanım biraz aklına sokuyor aslında ve Ankara’ya dönüp Kavaklıdere’de bulunan aile apartmanında, darbe sonrası başkentte çağdaş sanat galerisi açmaya karar veriyor, sponsor olması için de yanına bir bar. Bu yıl 35. yılımızı kutluyoruz. Bar hala galerinin en büyük destekçisi diyebilirim.
Siyah-Beyaz’ı özel kılan jenerasyonları buluşturması diye düşünüyorum.
Buradaki bence en önemli nokta, devamlılık. 35 yıldır aynı yerde, aynı sahiple açık olan bir kırtasiye, köfteci ya da bakkal da bu öneme sahip. Şehirlerin, sokakların değiştiği, kendinizi tanımlayacak köşelerin yok olduğu bu zamanlarda aynı yerde, aynı çizgide bir yerlerin devamlılığını çok önemli buluyorum. Siyah Beyaz’da hala aynı tokmağı çalıp içeri giriyorsunuz, aynı barda oturup içkinizi içiyorsunuz. Siyah Beyaz’ı babam 28 yaşındayken kurmuş. Ben de devraldığımda 28 yaşındaydım. Fulya da Faruk da beni her zaman özgür bıraktı ve kendi hatalarımı yapmama izin verdi. Şimdi Siyah Beyaz’da iki jenerasyon buluşmuş durumda.

Bunca yıl içinde birlikte büyüdüğünüz galeri ve siz neler yaşadınız?
Ben Siyah Beyaz’la birlikte büyüdüm. Öncelikle galeri, sponsor olması için Siyah Beyaz Bar ile birlikte açıldı. 100’ün üzerinde sanatçıyla 700’ün üzerinde sergi açtık. Yurt dışında çeşitli fuarlara katıldık ve birçok proje gerçekleştirdik. Benim hayatımda ise Siyah Beyaz’la ilgili değişen şey; doğduğum büyüdüğüm yerin başına geçmem oldu. Çocukluğumda resimleri duvarlarına asarak kendi gerilla sergimi yaptığım galeride, ellerinde büyüdüğüm insanların sergilerini yapıyorum.
Sade Ailesi’nin geniş bir koleksiyonu var bildiğimiz kadarıyla.
Siyah Beyaz Galeri yani Fulya ve Faruk (galerinin kurucuları) kurulduğu ilk yıldan beri açılan her sergiden bir eser almış ve bu gelenek hala devam ediyor. Bu şekilde de bazı sanatçılarımızın kendi atölyelerinde bile olmayan dönemlerinden eserleri bizim koleksiyonumuzda mevcut. Aynı zamanda diğer galerileri de takip edip başka sanatçıların eserlerini de koleksiyonlarına katmışlar. Ben de aynı geleneği sürdürmeye özen gösteriyorum.

Peki, bu koleksiyonda siz ya da aileniz için özel eserler var mı?
Aile koleksiyonumuzun temelleri de aslında Fulya’nın ve Faruk’un hayata bakışıyla eş diye düşünüyorum. Birlikte zaman geçirmekten keyif aldıkları resimleri seçmişler. Bana, bir resme bakarken aslında sanatçının dönemine, döneminde tüm yaşadıklarına, mutluluklarına, kalp kırıklıklarına baktığımı öğrettiler. Evlendikleri ilk zamanlarda aldıkları bir Hakkı Anlı resmi sayesinde ben Londra’ya gittim.
Ne kadar özel bir davranış…
Babam hep “Hakkı Anlı bursuyla gittin” derdi. İlk ve son defa, aldıkları bir eseri müzayedeye verdiler ve o eser sayesinde ben yüksek lisansımı tamamladım. Kendi koleksiyonuma baktığımda ise sanırım yeri farklı olanlar, hep ilkler. Yuvadayken Cemil Eren’in balıklardan oluşan sergisine gitmiştik, ben de duvardan bir resim seçip babama götürmüştüm “Ben bunu alıyorum” diye. Hala duvarımda asılı. Bir diğer ilkim de Siyah Beyaz ile katıldığım ilk Contemporary İstanbul fuarımda yaptığım ilk satışımla aldığım Nermin Er’in bir eseri.
1994’ten bu yana Artist Residence’desiniz…
Siyah Beyaz, 1994’te L’AFAA (L’Association Française D’Action Artistique-Fransız Sanatsal Eylem Derneği) ile birlikte Artist Residence (Res-Artis) programında, kurucu üye olarak yer aldı. Avrupa’nın önemli merkezlerinde seminerlere davet edildi. Bu birikimlerin sonucunda İstanbul, Sultanahmet’teki 3 katlı binasını artist residence “Residence Mosque Bleu, Siyah Beyaz” haline getirdi. Fransa’dan önemli sanatçıları ağırlarken genç çağdaş Türk sanatçılarını Paris’e gönderdi. Siyah Beyaz, kuruluşunda 14 ayrı ülkenin yer aldığı Artist Residence’daki tek özel galeri.

Galeri Siyah Beyaz’da sanatçıların ve eserlerin seçim süreci nasıl oluyor?
Galerinin kuruluşundan beri çalıştığımız sanatçılar ve yeni çalışmaya başladığımız sanatçıları bir denge içerisinde sezon programımıza dahil ediyoruz. Yeni mezun sanatçıların portfolyolarını da incelemeye özen gösteriyoruz. Proje alanımız olan “Siyah Beyaz Özel Şeyler”de mekana özgü sergiler yapıyoruz.
Önümüzdeki dönemde planlarınız nelerdir?
Galeri programımız önümüzdeki üç sezon boyunca dolu. Farklı disiplinlerden sanatçıların şahane sergilerine ev sahipliği yapacağımız için çok heyecanlıyız. Bunun dışında 2017’de kurduğumuz “Faruk Sade Sanat Fonu” başvuruları başlayacak. Fon sayesinde sanatçılar, sanat yazarları ve farklı disiplinlerden gelenler hayallerini gerçekleştirme fırsatı buluyor.

2014 yılında mekanın tarihini anlatan Evrim Altuğ imzalı “Orası Kamusal Alan: Siyah Beyaz’ın 30 yıllık tarihine bakışlar” adlı bir kitap yayımlandı. Faruk Sade’nin yakın arkadaşı yönetmen Ahmet Boyacıoğlu ise 2010 yılında “Siyah Beyaz” filmini çekti. Film, Tuncel Kurtiz, Erkan Can, Şevval Sam, Nejat İşler, Derya Alabora gibi isimlerden oluşan özel bir kadroyu buluşturdu. Çeyrek asırdır Ankara’da müdavimleri bulunan Siyah Beyaz barda kesişen insan öykülerini anlatan film, yurt içi ve yurt dışındaki çeşitli festivallerde gösterilip ödüller aldı. Ahmet Boyacıoğlu, 1 Ağustos 2016 yılında hayatını kaybeden Faruk Sade’yi sonsuzluğa uğurlarken, “Film bir belge oldu. Siyah Beyaz’ı anlatan, insanlarını anlatan bir belge oldu. Faruk çok sevdi filmi. Hep ‘Ne iyi yapmışız’ derdi, ‘İyi ki yapmışız’. Filmin içinde o da var. Hayatımda yaptığım en iyi işlerden biriydi” demişti.
