Çünkü güzellik galerilerle sınırlı değildir

İlgili Yazılar

“Geleneksel sanatımız minyatür, dün olduğu gibi bugün de toplumun aynasıdır”

Geleneksel Türk sanatlarını çağdaş bir yorumla geleceğe taşıyan minyatür...

Çünkü güzellik galerilerle sınırlı değildir

Dönemlerinin kültürüne ve tarzlarına açılan pencereler olan dekoratif sanatlar,...

Kentsel dönüşüm sürecinde İzmir’in mimarlık-sanat mirası

İzmir’in modernleşme serüveninde binaların cephelerini birer anlatı alanına dönüştüren...

Abbasağa Film Festivali altıncı kez perdede

Öğrenci filmleri AKM Yeşilçam ve Kadıköy Sineması’nda izleyiciyle buluşacak Mimar...

Perde Açılıyor, Kültür Yolu Mardin’e Uzanıyor: 17-24 Ekim’de Türkiye’nin Sanat Takvimi

Ekim'in üçüncü haftası, Türkiye'nin kültür-sanat takvimi için bir kavşak:...

PAYLAŞMAK GÜZELDİR!

Dönemlerinin kültürüne ve tarzlarına açılan pencereler olan dekoratif sanatlar, estetik niteliklerinden ziyade kullanışlı olmaları nedeniyle değer verilen nesnelerin tasarım ve dekorasyonuyla ilgilenen bir sanat dalı olarak tanımlanıyor. Bu eserlerin güzellikleri porselen bir fincanın kıvrımında, bir kumaşın dokusunda, bir sandalyenin oyma ayağında sessizce yer alır. Elle tutulur, kullanılır, yıpranır, onarılır, aramızda yaşar ve nesilden nesile aktarılırlar. Günlük yaşamda sıklıkla göz ardı edilen bu nesneler, müzelerde; kültürün, gücün ve hafızanın taşıyıcıları olarak yeniden hayat bulur.

 

YAZAN: SERRA AKINCI

E-Bülten'e Abone Olun

Sanata dair seçkiler ve yeni içeriklerden ilk siz haberdar olun.

Dekoratif sanatlar, günlük yaşamda kullanılan işlevsel ve süsleyici nesnelerin yaratılmasını kapsar ve seramik, cam işçiliği, ahşap işçiliği, sepetçilik, mücevher ve tekstil gibi çok çeşitli disiplini sergiler. Bu sanatlar genellikle yüksek düzeyde beceri gerektirirken resim ve heykel gibi güzel sanatlardan, pratik uygulamaları nedeniyle ayrılırlar. Derin tarihi kökleri ve teknikleri, özellikle Mısır’da, zanaatkârların mobilya ve eşyalarda karmaşık süslemeler kullandığı antik uygarlıklara kadar uzanır.

Sadece dekorasyondan öte, gelenekler ve değerler hakkında hikayeler anlatırlar. Bu eserleri yaratan metal işçileri, seramikçiler, dokumacılar, mobilyacılar veya cam üfleyiciler genellikle anonimdir. Ancak teknik becerileri ve yenilikçi tarzlarıyla tarihe iz bırakmışlardır. Evlerde büfelerde sergilenen gümüş eşyalar, duvarlardaki duvar halıları, iç mekanın her yerine yerleştirilen nadir ve çok değerli seramikler gibi objeler, hep statü ve zevkin göstergesi olsa da “dekoratif sanatlar” terimi altında sınıflandırılan bu objeler, genellikle koleksiyon olarak değerlendirilmemiş; güzel sanatlar (resim ve heykel) tarihsel olarak entelektüel veya manevi uğraşlar olarak yüceltilirken dekoratif sanatlar genellikle kullanışlılık, zanaat ve dolaylı olarak daha düşük statü ile ilişkilendirilmiştir.

1882’de İngiliz mimar ve tasarımcı Arthur H. Mackmurdo, Yüzyıl Loncası’nı kurar. Arts & Crafts hareketinin etkisi, dekoratif sanatlara toplumda daha büyük bir takdir ve statü kazandırır.

Bu durum Arts & Crafts (Sanat ve El Sanatları) hareketinin yükselişiyle değişmeye başlar. 19. yüzyılın ikinci yarısında İngiltere’de doğan ve William Morris ile John Ruskin’den ilham alan bu estetik hareket, Avrupa genelinde dekoratif sanatlara daha büyük bir takdirin başlangıcını temsil eder. Arts & Crafts hareketinin yeni bir nesil üzerindeki etkisi, 1882’de İngiliz mimar ve tasarımcı Arthur H. Mackmurdo’nun, güzel sanatlar ile dekoratif sanatlar arasında anlamlı bir fark olmadığı fikrini savunan zanaatkârlar için Yüzyıl Loncası’nı kurmasına yol açar. Hem profesyonel sanatçılar hem de genel olarak entelektüel sınıf arasından birçok kişi, hareketin fikirlerinin yayılmasına yardımcı olur. Arts & Crafts hareketinin etkisi, dekoratif sanatlara toplumda daha büyük bir takdir ve statü kazandırır ve bu durum kısa süre sonra yasalardaki değişikliklere yansır. 1911 Telif Hakkı Yasası’nın yürürlüğe girmesine kadar yalnızca güzel sanat eserleri yetkisiz kopyalamaya karşı korunurken, 1911 tarihli Kanun, “sanatsal eser” tanımını “sanatsal el işçiliği” eserlerini de içerecek şekilde genişletir ve ilk defa dekoratif sanat eserleri, tasarım eserleri yerine sanat eserleri olarak sınıflandırılabilir ve daha önce yalnızca güzel sanatlar eserlerine tanınan telif hakkı korumasının tamamından yararlanabilir hale gelir.

Yüzyıl Loncası, 1882 ile 1894 yılları arasında faaliyet gösteren tasarımcılar, sanatçılar ve zanaatkârlardan oluşan bir kolektifti.

Daha sonraları, Art Nouveau günlük eşyalara organik, akıcı formlar katarken Art Deco geometriyi, lüksü ve modern malzemeleri benimsemiştir. Bu akımlar şu düşüncenin altını çizer: Güzellik, galerilerle sınırlı değildir; günlük yaşamın nesnelerine de eşit derecede aittir.

Bu nedenle dekoratif sanatlar sadece süsleme ile ilgili değil, ortamların ve deneyimlerin şekillendirilmesiyle ilgilidir. Bir sandalye asla sadece bir sandalye değildir; ergonomiyi, mevcut malzemeleri, teknolojik yeteneği ve estetik tercihi kodlar. Bir tekstil ürünü, içinde ticaretin, emeğin ve sembolizmin tarihini barındırır. Dekoratif sanatları incelemek, toplumların çevrelerindeki maddi dünyayı nasıl inşa ettiklerini incelemektir.

Günümüzde dekoratif sanatlar yeniden önem kazanıyor. Seri üretim ve dijital soyutlamanın tanımladığı bir çağda, dokunsal olana, el yapımı olana ve malzeme açısından özgün olana yönelik artan bir takdir söz konusu. Tasarımcılar ve sanatçılar, geleneksel teknikleri yeniden ele alıyor ve bunları genellikle yeni teknolojilerle birleştiriyor.

Müzeler de çağdaş el sanatları ve tasarımı da kapsayacak şekilde kapsamlarını genişleterek buna yanıt veriyor. Sergiler artık sıklıkla sürdürülebilirlik, malzeme yeniliği ve üretim etiği gibi temaları ele alıyor. Soru artık dekoratif sanatların müzede yer alıp almaması değil, geçmişi aydınlattığı kadar bugünü de nasıl aydınlatabileceği.

Örneğin, Cooper Hewitt Smithsonian Tasarım Müzesi, iklim değişikliğinden dijital üretime kadar tarihi nesneleri çağdaş tasarım zorluklarıyla ilişkilendiren sergiler düzenliyor. Bu yaklaşım, dekoratif sanatların kalıntı değil, devam eden kültürel konuşmaların aktif katılımcıları olduğu fikrini de güçlendiriyor.

Brüksel’deki bir bit pazarında Art Nouveau tarzı mobilyalar.

Dekoratif sanatların en ilgi çekici yönlerinden biri, küresel bağlantıları ortaya koyma kapasiteleridir. “Küreselleşme” terimi yaygınlaşmadan çok önce, nesneler zaten sınırları aşıyor, teknikleri ve estetiği beraberlerinde taşıyorlardı.

Dekoratif sanatları yalnızca güzellik merceğinden görmek, onların daha derin anlamlarını gözden kaçırmak demektir. Bu nesneler aynı zamanda güç ve emek sistemleriyle de iç içedir. Altın yaldızlı bir dolap veya işlemeli bir duvar halısı, hamisinin zenginliğini ve otoritesini yansıtabilir ancak aynı zamanda çoğu zaman isimsiz olan zanaatkârların emeğini de somutlaştırır. Müzeler de giderek bu dinamikleri ele alarak dikkati hamilerden üreticilere, tüketimden üretime kaydırıyor. Özellikle de tekstiller, bu tür analizler için zengin bir alan sunmaktadır. Tarihsel olarak ev içi emekle ve dolayısıyla kadın emeğiyle ilişkilendirilmişlerdir. Tekstilleri müze bağlamlarına yerleştirerek kurumlar bu cinsiyetlendirilmiş hiyerarşilere meydan okuyor ve hem sanatsal hem de kültürel eserler olarak önemlerini ortaya koyuyorlar.

Ixelles’te 1930 yılında inşa edilen Villa Empain.

Müzeler

Tasarım ve zanaata adanmış kurumlar, kırılgan nesneleri korumaktan daha fazlasını yaparlar; onları nasıl gördüğümüzü değiştirirler. Bize etrafımızdaki dünyaya farklı bir şekilde bakmayı öğretirler. Seramik obje vitrinleri, mücevher kutuları ve özenle kurgulanmış mobilya odaları arasında zaman geçirdikten sonra biçim, malzeme ve tarihlerine dair artan bir farkındalık olmadan günlük nesnelere bakış artık eskisi gibi olmaz. Sıradan olan derinlik kazanır, işlevsel olan, niyeti ortaya koyar. Bu anlamda, dekoratif sanatlar müzeleri incelikli ama derin bir değişim gerçekleştirir. Sadece nesneleri sergilemekle kalmazlar; anlamın sadece istisnai olanda değil, alışılmış olanda da -dokunduğumuz, kullandığımız ve çoğu zaman gözden kaçırdığımız şeylerde- bulunduğunu öne çıkarırlar.

Les Arts Décoratifs, 1,4 milyondan fazla eser ve objeyi bir araya getirerek Fransa’nın en büyük koleksiyonları arasında yer alır.

Musée des Arts Décoratifs – Paris

Les Arts Décoratifs, 1882 yılında, Evrensel Sergilerin ardından, bir grup koleksiyonerin uygulamalı sanatları teşvik etme ve endüstri ile kültür, tasarım ve üretim arasında bağlantılar kurma fikriyle bir araya gelmesiyle kurulan, devlet onaylı, kâr amacı gütmeyen özel bir kuruluş. Özgün ve çok yönlü bir kurum olan Les Arts Décoratifs, “Fransa’da faydalı şeyleri güzelleştirmeyi amaçlayan sanat kültürünü canlı tutmak” ve çeşitli alanlarda çok sayıda ortaklık kurarak endüstriyle yakın bağları sürdürmekte. Dekoratif Sanatlar koleksiyonları (müze ve kütüphane), dekoratif ve uygulamalı sanatların çeşitli alanlarından, tasarım ve moda, grafik tasarım ve arşivler, oyuncaklar ve duvar kağıtları, cam ve fotoğrafçılığı gibi 1,4 milyondan fazla eser ve objeyi bir araya getirerek Fransa’nın en büyük koleksiyonları arasında yer alır. Bu koleksiyonlar her yıl çok sayıda bağış, satın alma ve vasiyet yoluyla zenginleştirilir.

Nissim de Camondo Müzesinde 18. yüzyıl Fransız mobilyaları, tablolar, halılar, duvar halıları, porselenler ve altın ve gümüş eşyalar bulunmakta.

Musée Nissim de Camondo – Paris

Paris’te 63 rue de Monceau adresinde bulunan Nissim de Camondo Müzesi, bir zamanlar Kont Moïse de Camondo’ya (1860-1935) ait olan ve oğlu anısına Union Centrale des Arts Décoratifs’e miras bırakılan bir konakta yer alır. 18. yüzyıl evinin iç mekânını yeniden canlandıran müze, bu tutkulu koleksiyoncunun ömrü boyunca edindiği olağanüstü parçaları sergiliyor; bunlar arasında 18. yüzyıl Fransız mobilyaları, tablolar, halılar, duvar halıları, porselenler ve altın ve gümüş eşyalar bulunmakta.

Victoria ve Albert Müzesi 4,5 milyondan fazla nesneden oluşan kalıcı koleksiyonuyla dünyanın en büyük uygulamalı sanatlar, dekoratif sanatlar ve tasarım müzesidir.

Victoria & Albert Museum – Londra

Victoria ve Albert Müzesi 4,5, milyondan fazla nesneden oluşan kalıcı koleksiyonuyla yaratıcılığın gücüne adanmış, dünyanın en büyük uygulamalı sanatlar, dekoratif sanatlar ve tasarım müzesidir. Misyonu, her biçimde tasarım ve yaratıcılığı desteklemek, kültürel bilgiyi geliştirmek ve dünyanın her yerindeki üreticilere, yaratıcılara ve yenilikçilere ilham vermektedir. Mısır, Hanedanlık Öncesi Döneminden günümüze kadar 5.000 yılı aşkın bir süreyi kapsayan, 75.000’den fazla tekil obje veya obje setini içeren ulusal tekstil ve moda koleksiyonuna ev sahipliği yapmaktadır. Sergiler, etkinlikler, eğitim programları, dijital deneyimler, koruma çalışmaları, araştırmalar ve her yaratıcı disiplini kapsayan 2,8 milyondan fazla nesneden oluşan, sürekli gelişen ulusal koleksiyonu aracılığıyla 5.000 yıllık bir yaratıcılık öyküsünü paylaşıyor. Koleksiyonlarında dokuma, baskılı ve işlemeli tekstiller, dantel, goblen ve kilimler de dâhil olmak üzere neredeyse tüm tekstil teknikleri temsil edilmektedir. Özellikle zengin alanlar arasında Yakın Doğu’dan erken dönem dokuma ipekleri, Avrupa ve Çin goblenleri, İngiliz Orta Çağ nakışları, Safevi halıları, Hint tekstilleri ve sanat ve el sanatları tekstilleri yer almaktadır.

Museo Nacional de Arte Decorativo, ulusal bir müze olarak kalıcı ve geçici sergileri, halka açık programları ve çeşitli kültürel etkinlikleri aracılığıyla diyaloğu ve bilgi alışverişini teşvik etmekte.

Museo Nacional de Arte Decorativo (MNAD)–Buenos Aires

Şehrin en şık semtlerinden Recoleta’da, Arjantinli aristokrat bir aile olan Josefina Alvear ve Matías Errázuriz Ortúzar’ın sarayının içinde yaklaşık 1911 yılında inşa edilmiş bina, Versailles’daki Trianon Sarayı Otelini de inşa eden Fransız mimar René Sergent tarafından tasarlanmış.

Konağın her odası, örneğin Büyük Salon, Yemek Odası, Balo Salonu ve Bayan Salonu, 6.000’den fazla objeyi barındıran kalıcı bir sergi alanı oluşturuyor. Errázuriz-Alvear ailesi, bu eserlerin çoğunu Avrupa’dan getirmiş. Bunlar arasında Roma heykelleri, porselen süslemeler, çağdaş gümüş eşyalar, silahlar, kitaplar, Fransız mobilyaları, duvar halıları, İsveç camları, minyatürler gibi Avrupa ve Doğu’ya özgü dekoratif parçalar yer alıyor. Öne çıkan eserler arasında, Aile Odası’nda sergilenen 16. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar uzanan Avrupa minyatürleri, El Greco’nun tuval üzerine yağlı boya ile yaptığı “Çarmıhı Taşıyan İsa” tablosu, Büyük Salon’da bulunan 16. yüzyıl duvar halıları, Fransız sanatçı Auguste Rodin’in heykelleri ve Kral XVI. Louis ile Marie Antoinette’e düğün hediyesi olan bronz saat yer almakta. Ulusal bir müze olarak, kalıcı ve geçici sergileri, halka açık programları ve çeşitli kültürel etkinlikleri aracılığıyla diyaloğu ve bilgi alışverişini teşvik etmekte.

ooper Hewitt Smithsonian Tasarım Müzesi, iklim değişikliğinden dijital üretime kadar tarihi nesneleri çağdaş tasarım zorluklarıyla ilişkilendiren sergiler düzenliyor.

Cooper Hewitt Smithsonian Tasarım Müzesi – New York

Beşinci Cadde’deki tarihi Andrew Carnegie Konağı’nda yer alan bu müze, dekoratif sanatlar alanında yeni pencereler ve sergi alanları açan dört katlı galerileriyle bu alana özel olarak adanmış tek ABD müzesi. 210.000’den fazla eser, tamamen dijitalleştirilmiş ve çevrimiçi olarak erişilebilir bir şekilde, 20. yüzyılın günlük yaşamından en anonim nesnelerden, George Nelson’dan Alvar Aalto’ya kadar etkili Amerikalı ve uluslararası tasarımcıların en ikonik eserlerine kadar geniş bir yelpazede sergileniyor. Antik tekstillerden ve kağıt üzerindeki eserlerden modern tasarımın ikonlarına ve en son teknolojilere kadar Cooper Hewitt’in koleksiyonu her türlü yaratıcı çalışma için ilham kaynağı olarak hizmet eder ve tasarımın dünyamızı iyileştirmedeki son derece önemli rolünün öyküsünü anlatıyor. Müzenin yaklaşımı, çağdaş bir gerçeğin altını çiziyor: Dekoratif sanatlar statik eserler değil, teknolojik ve kültürel değişimlere yanıt veren gelişen uygulamalardır.

 

Danimarka Tasarım Müzesi, İskandinav tasarımının sadelik, işlevsellik ve günlük kullanıma bağlılık ilkelerini ön plana çıkarırken, Dekoratif sanatların fazlalık değil, öz olduğunun altını çiziyor.

Designmuseum Danmark – Kopenhag

Danimarka Tasarım Müzesi, Danimarka ve uluslararası tasarım alanında ülkenin en büyük müzesi olup, İskandinavya’da endüstriyel tasarım ve uygulamalı sanatlar için merkezi bir sergi platformu. Müzenin koleksiyonları, kütüphanesi ve arşivleri, Danimarka’da tasarım ve tasarım tarihinin incelenmesi için merkezi bir kaynak merkezi oluşturmakta.

Danimarka Tasarım Müzesi, 1890 yılında Kopenhag Sanayi Konfederasyonu (şimdiki adıyla Dansk Industri–Danimarka Sanayi Konfederasyonu) ve Ny Carlsberg Museumslegat tarafından kurulmuştur. İlk olarak 1895 yılında, Kopenhag’ın tam merkezinde, günümüzde      H. C. Andersens Bulvarı üzerinde bulunan tamamen yeni bir müze binasında halka açılmış.

Müzenin en başından beri temel amacı, tasarımda kalite kavramını yaymak olmuş. Örnek teşkil eden objelerin sergilenmesiyle, Danimarka sanayisinin ürünlerinde standartların yükseltilmesi amaçlanırken koleksiyonları da sanayide aktif olan insanlar için bir ilham kaynağı olarak tasarlanmış. Hedefi her zaman  çağdaş tüketicileri hem eleştirel hem de seçici hale getirme olmuş. Müze, endüstriyel tasarım, dekoratif ve uygulamalı sanatlar alanındaki çağdaş gelişmeleri bir araya getiriyor ve belgeliyor. Ayrıca çağdaş eserlerle yakından ilişkili olan eski “alanlardan” ve dönemlerden örnek eserlerin koleksiyonu da mevcut.

Müze, İskandinav tasarımının sadelik, işlevsellik ve günlük kullanıma bağlılık ilkelerini ön plana çıkarırken dekoratif sanatların fazlalık değil, öz olduğunun altını çiziyor. Bir Mid-century sandalyenin temiz çizgileri veya sofra takımlarının sade zarafeti, tasarımın sosyal değerlerden ayrılamaz olduğu bir felsefeyi yansıtıyor.

Doha’nın sahil şeridi olan Corniche’e bitişik, özel olarak inşa edilmiş bir ada üzerinde yer alan, Pritzker Ödülü sahibi mimar I. M. Pei tarafından tasarlanmış mimari harikası müze, İslam sanatına odaklanan dünyanın en büyük müzelerinden biridir.

İslam Sanatı Müzesi – Doha

Doha’nın sahil şeridi olan Corniche’e bitişik, özel olarak inşa edilmiş bir ada üzerinde yer alan, Pritzker Ödülü sahibi mimar I. M. Pei tarafından tasarlanmış mimari harikası müze, İslam sanatına odaklanan dünyanın en büyük müzelerinden biridir. 2008 yılında açılan müze, 7. yüzyıldaki Emevi Hanedanlığı’ndan 19. yüzyıldaki Osmanlı İmparatorluğu’na kadar İslam tarihinin birçok farklı dönemini kapsayan, metal, ahşap, alçı, cam, porselen, fildişi ve tekstilden yapılmış, hem dekoratif hem de pratik 100.000’den fazla esere ev sahipliği yapmaktadır. Müze ayrıca, İslam Altın Çağı (9. ilâ 13. yüzyıllar) bilginlerinin üstün olduğu tıp, bahçecilik ve astronomi alanlarıyla ilgili zengin bir el yazması ve eser koleksiyonuna da sahiptir. Diğer önemli eserler arasında, altın ve gümüş mürekkeple süslenmiş kenarlıklı nadir Kur’an el yazmaları ve Memlük Dönemi’ne (14. ila 15. yüzyıllar) ait karmaşık bir mermer mozaik çeşme bulunmaktadır. Ayrıca Arapça ve İngilizce dillerinde 2000 nadir baskı da dâhil olmak üzere 21.000 kitaptan oluşan bir koleksiyona sahip bir miras kütüphanesine de ev sahipliği yapmaktadır. Bu zengin koleksiyon, dünyanın dört bir yanındaki İslami kültürlerin mirasını sergileyen, sürekli değişen bir sergi programı aracılığıyla sunulmaktadır.

Türk ve İslâm Eserleri Müzesi, Türk ve İslâm sanatı eserlerini topluca kapsayan ilk Türk Müzesi ve aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu döneminde açılan son müze olma özelliğini taşıyor.

Türk ve İslâm Eserleri Müzesi – İstanbul

Mimar Sinan’ın en önemli yapılarından biri olan Süleymaniye Camii Külliyesi içinde yer alan İmaret binasında 1914 yılında “Evkâf-ı İslâmiye” (İslâm Vakıfları Müzesi) olarak açılan müze, Cumhuriyetin ilanından sonra, Türk ve İslâm Eserleri Müzesi adını almış.  Türk ve İslâm sanatı eserlerini topluca kapsayan ilk Türk müzesi ve aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu döneminde açılan son müze olma özelliğini taşıyor. 1983 yılında Süleymaniye İmaret binasından bugün içinde bulunduğu, 16. yüzyıl Osmanlı sivil mimarisinin önemli yapılarından biri İbrahim Paşa Sarayı’na taşınmış.

İslâm sanatının en erken döneminden 20. yüzyıla uzanan koleksiyon, içinde Emevi, Abbasi, Kuzey Afrika (Magrip), Endülüs, Fatımî, Selçuklu, Eyyubî, İlhanlı, Memlûk, Timurlu, Safevî devletleriyle çeşitli Kafkas ülkeleri, beylikler ve Osmanlı dönemi eserlerini inanılmaz bir zenginlikte barındırıyor. Ayrıca bu eserlerin çoğunun geldiği yerin bilinmesini sağlayan vakıf kayıtları da büyük bir belge değeri taşımakta.

Müzede bulunan halı, el yazmaları, ahşap, taş, cam-maden-seramik ve etnografya bölümleri, kendi başlarına bir müze oluşturacak zenginlikte. Etnografya Salonu mesela “19. Yüzyıl’da İstanbul” sergisi ile Türk-Osmanlı sosyal hayatının değişik açılarını içeren koleksiyonları barındırmakta. Sosyal hayatın önemli kurumları olan “Hamam”, “Kahvehane”, “Mesire Alanı”, “Karagöz”, “Konak”, “Hat Atölyesi”, “Halı Sanatı” gibi konulara ait kapsamlı koleksiyonlar sergilenmekte. Türk halk hayatını yansıtan çeşitli eşya ile “Giysi ve Takı” koleksiyonları da ilgi çeken önemli bölümler.