Ömer Seyfettin tarafından takdir gören, erkek edebiyat gezegeninin uydusu olmayı daha gencecikken reddeden Güzide Osman, müthiş mizah sezgisiyle mahir yanını ortaya koyuyor. Hapishanede düzenini kurup kalpazanlık yapan, üstelik bu paraları piyasaya süren İlyas Kaptan’ın şahsında sanat ve cesaret gören Güzide Osman, suç öyküsünden mizah damıtmayı başarıyor.
E-Bülten'e Abone Olun
Sanata dair seçkiler ve yeni içeriklerden ilk siz haberdar olun.
Bir ömür yaşamış; yazmak için ayrı, yaşamak için ayrı, kadın bir öncü olarak taviz vermeden geç Osmanlı ve genç Cumhuriyetin kaygan kırılgan zemininde tutunup kök salmak için apayrı mücadele vermişsiniz ve sizinle aynı adı taşıyan bir yazarın sizi de temsil etmesine engel olamamışsınız. Edebiyat tarihçiliğinin ve tarih yazımının değerini anlamak için iki Güzide’nin tek bir Güzide’ye dönüşmesi yetiyor da artıyor. Başlangıçtaki hazin öykü Zeynep Tek’in kılı kırk yaran çabası, arşivlere dadanması, yığınla yayını taraması, bunlarla yetinmeyip ev adreslerine koşturup mezar taşlarında ipuçları aramasıyla dağılıp yeni bir öykünün tomurcuklanmasını sağlıyor.
Benim gibi feminist literatüre hiç dalmadıysanız, dalmayı bırakın tozunu bile almadıysanız bir portrenin hakkını verme uğraşından çok daha fazlası olan “Feminist Mercekten Güzide Bir Arayış” sayesinde bir iki saatlik çabayla önemli bir farkındalığa kavuşabilirsiniz.
Devlet makbul vatandaş üretirken edebiyat oligarkları da neyin kanona dâhil olacağını, kimin iyi edebiyatçı sayılacağını hükme bağlıyor. Günün modasından uzaktaysanız yandınız, kimlik politikalarına ters düşüyorsanız kavruldunuz, hele kadınsanız üstelik “Aklım tam, eteklerim eksik değil, hem etek nedir kuzum” iddiasındaysanız kül oldunuz! Eleştiri adına güvenilir sayılan Memet Fuat’ın “Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi”nde yer alan doksan yedi ismin kaçı kadın dersiniz? Hiç mi? İnsafınız kurusun hiç olur mu hiç! Tek bir kadın şair (Gülten Akın) gururla dalgalandırıyor kadınlık bayrağını. Belki de bu erkek insafı yüzünden nesnel yöntemin kof tuzu kuruluğu yerine, bilinçli bir öznellikte ısrar ediyor kitabın yazarı. Bir çeşit dayanışma, güç dengesizliğini sarsma, özenle görmezden gelinen paha biçilemez eylemci entelektüelleri görünür kılma taarruzu.
Edebiyat derslerimiz geliyor aklıma, Beş Hececiler dendiğinde iliklediğimiz düğmelerimiz yetmez yedek düğme isterdik konu komşudan. Orhan Seyfi’nin “Peri Kızı…” Osmanlıcayı sökerkenki ilk örnek metnimizdi. Kalıplarla ilerlendiğinde prestij yüklü dokunulmaz metinler, yüce yazarlar; arşive daldığınızda ve her şeyi ilişkilendirdiğinizde irtifa kaybediyor. İşte bu yüzden, Yusuf Ziya Ortaç’ın milli piyes olarak selam durulup taltif edilen “Binnaz”ı, Güzide Osman tarafından eleştirilince, yığınla tarih hatasının üzerine bir de Victor Hugo’dan uyarlandığı dile getirilince çarşı karışıyor. Orhan Seyfi, can dostunun yazarlığı incinmesin diye yaylım ateşine başlıyor. Kaleme aldığı “Bir Rüya” metninde etik, estetik gözetmeden Güzide Osman’ı itibarsızlaştırmaya çalışıyor. Faruk Nafiz, orantısız erkek gücüne yardıma koşuyor ve nezaket soslu “Sanat Âleminde: Binnaz” yazısının hemen her yerinde (tevehhümle; lüzumsuz; tarafsız olmama…) kati makaleler değil de zarif neşideler beklediği Güzide Osman’ı çuvaldızlamaya çalışıyor.
Şiirler yazan, Türk Dili Kurultaylarında (1932, 1934, 1936) aza olarak yer alan, kadın hareketinin kurucu üyeliğini üstlenen, Ömer Seyfettin tarafından takdir gören, (üstelik tek kadın) erkek edebiyat gezegeninin uydusu olmayı daha gencecikken reddeden Güzide Osman’ın en mahir olduğunu düşündüğüm yanı, müthiş mizah sezgisi: Hapishanede düzenini kurup kalpazanlık yapan, üstelik bu paraları piyasaya süren İlyas Kaptan’ın şahsında sanat ve cesaret gören Güzide Osman, suç öyküsünden mizah damıtmayı başarıyor. Bu başarıyı birkaç yıl sonra katmerli bir şekilde yinelediği “Müddeiumumiye Mektub” adlı hikâyesinde, işlemediği cinayetten dolayı kendisini savcıya ihbar eden Kâmuran aracılığıyla mizahî hikâyeciliğimizde güçlü bir iz bırakıyor. Zeynep Tek’in alıntıladığı cümlelerle bile zihnimi kamaştıran öykünün tam metniyle mizah meftunlarına ulaşması en büyük dileğim.

GÜZİDE OSMAN ŞİİRLERİNDE âŞIK VE SEVGİLİ
Güzide Osman’ın, kaynak sıkıntısına toslayan bölük pörçük portresini makul bir seviyeye taşımaya çalışan Zeynep Tek, kitabın önemli bir kısmını kadın şairlerin şiirlerindeki sevgili imajlarına ayırıyor. Erkeklerin baskıladığı, hükümetin ulus kimlik inşasında araçsallaştırdığı kadınlar, edebi içeriğin cinsiyetlendirilmesinden kendilerini kurtarmak adına androjenliği-müphemliği selamet yolu sayıyorlar. Modernliğin bu kez derde deva olmadığı durumda Divan şiirinin androjen geleneği “ne eril ne dişil/hem eril hem dişil” söylemiyle donuklukluktan sıyrılıyor. Selefi Nigâr Hanım’ın (doğumu 1862) tuttuğu yolu tutup şiirlerindeki âşık ve sevgiliyi belirsizleştiren, cinsiyetten uzakta metinsel kişilere dönüştüren Güzide Osman, kamusal bakışın yaftalayıcılığından bu şekilde korunuyor, kirli bakışlara bu yolla panzehir üretiyor.
İsmiyle müsemma Akbaba dergisinde rejimle hemhal olup kadınlara satışmak için mevzilenen beyleri, beyzadeleri hatırımıza getirirsek, Geç Osmanlı-Genç Cumhuriyet Dönemi kadın yazarların, işlerinin ne denli zor olduğunu, âdeta kendilerinden vazgeçmeleri ve zarif neşidelerle yetinmeleri beklendiğini görürüz. Ahmet Rasim’in, “Fena gözle görenlerimiz az değildi” diyerek itiraf ettiği kadın şiir ve hayal dünyasında “firak, hicran, zalim, yar, gönül, aşk, muhabbet, sevda, göz yaşları, vuslat…” sözcükleri pek ziyade açık saçık telakki olunuyormuş!
“Tarih yazımının dışında kalan Güzide Osman gibi kadın edebiyatçıların, feminist entelektüellerin araştırılmasına teşvik etme ve yöntem sunma” utkusuyla daldığı diplerden türlü ganimetlerle çıkan Zeynep Tek, edebiyat tarihine taze kan pompalıyor. İnce şeyleri durup anlamaya vakit buluyor bir yandan, öte yandan erkek çetelerin işgüzarlıklarına pabuç bırakmıyor. İpliklerini pazara çıkarıyor ve “Gece parlayan yıldızlar, gündüz ziya tufanları yaratan güneş senin güzel gözlerini hatırlatır” diyen Güzide Osman’ın tam yanında gururla duruyor.

