Mart3 , 2024

Sanatında yapay zekayı değil, mikrobiyolojik zekaları kullanıyor

İlgili Yazılar

“Gelecek Hatıraları” ve “Tam Yerinden” Sergileri Pera Müzesi’nde Devam Ediyor

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’nin süreli sergileri devam...

Arnica Art Land Sanat Çalıştayı: Doğduğu toprağa akan sanat…

Arnica Art Land Sanat Çalıştayı Kurucusu ve Danışma Kurulu...

2. Arnica Art Land Sanat Çalıştayı’na katılan sanatçılar anlatıyor…

Çalıştaya katılan sanatçılar için birer haftalık bu süreç nasıl...

52. İstanbul Müzik Festivali 21 Mayıs’ta müzikseverlerle buluşuyor

İKSV tarafından, Borusan Holding sponsorluğunda düzenlenen 52. İstanbul Müzik...

PAYLAŞMAK GÜZELDİR!

Hücre seviyesinden binalara kadar her ölçekte tasarım yapan disiplinlerarası sanatçı Orkan Telhan, “Sanat ve bilimi, aynı dünyayı farklı bakış açıları ile anlamlandırmaya çalışan iki farklı yöntem olarak görüyorum” diyor.

Disiplinler arası sanatçı, tasarımcı ve araştırmacı Orkan Telhan’ın kişisel ve ortak çalışmaları İstanbul Bienali (2013, 2022), İstanbul Tasarım Bienali (2012, 2016, 2021), Milano Design Week, London Design Week, Vienna Design Week, the Armory Show 2015 Özel Projeleri gibi mekanlarda uluslararası düzeyde sergilendi. Ayrıca Ars Electronica (2007, 2017), ISEA, LABoral, Archilab, Matadero Madrid, Architectural Association, the Architectural League of New York, MIT Museum, Museum of Contemporary Art Detroit, the New Museum of Contemporary Art, New York, the Philadelphia Museum Sanat Müzesi, Walker Sanat Merkezi ve Tasarım Müzesi de onun eserlerinin sanateverlerle buluştuğu mekanlar arasında. Bilkent Üniversitesinde medya ve temsil teorileri, görsel çalışmalar ve grafik tasarım eğitimi gören ABD New York Eyalet Üniversitesinde medya sanatları okuyan Telhan, MIT Mimarlık Bölümünden tasarım ve hesaplama alanında doktora derecesine sahip. Pennsylvania Üniversitesinde güzel sanatlar doçenti unvanı alan Telhan’ın sanat için kullandığı “malzemeler” bildiklerimizden çok farklı. O boya, fırça, taş, mermer ya da çamur yerine “hücreleri, mantarları ya da başka canlı organizma parçalarını” kullanıyor. Özellikle sentetik biyoloji, malzeme yetiştirme, yapay zeka, robotik bilimler ve veri mühendisliği alanlarında, sanat ve bilimin iç içe geçtiği çalışmalarıyla adından söz ettiren Orkan Telhan ile e-postalarla gerçekleştirdiğimiz bu söyleşi aynı zamanda yapay zeka-mikrobiyolojik zeka konusuna da dikkat çekiyor…

Sanat ve bilim arasındaki ilişki hakkında kişisel görüşünüzü bize aktarabilir misiniz? Deneyimleriniz bu görüşü nasıl şekillendirdi?
Sanat ve bilimi, aynı dünyayı farklı bakış açıları ile anlamlandırmaya çalışan iki farklı yöntem olarak görüyorum. Bilim insanları ve sanatçıların topluma karşı farklı sorumlulukları var. Her iki alanın da kendine göre yaratıcılıkları, titizlik ve kalite kriterleri var. Benim yıllardır önemsediğim konulardan biri sanatın da bilimin de herkese açık ve erişilebilir olması. Bir öğrenci illa kendine sanatçı, mühendis, bilim insanı, ekonomist gibi kimlikler seçmek yerine bunları yeteri kadar öğrenip istediği ölçüde kullanabilsin diye mücadele verdim.

Hangi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin özellikle sanat üzerinde etkili olduğunu düşünüyorsunuz?
Günümüzde her yeri teknoloji, düşünce kalıpları ile birlikte hayatımıza giriyor. Sızıyor aslında. ChatGPT gibi yapay zeka programları hem lise öğrencilerine ödev yazıyor hem de avukatlar tarafından kullanılıyor. Sanatçılar Midjourney yazılımına iki kelime yazıp inanılmaz resimler ürettiriyor. Ben buna benzer yapay zeka ve makine öğrenme teknolojilerini, biyomalzeme tasarımı, genetik mühendisliği ve sentetik biyoloji alanlarında çalışıyorum. Bu teknolojileri sanat işlerimde kullanıyorum. Teknolojilerin bazıları eski olsa da yeni kullanım alanları ile karşımıza çıkıyor. Bazıları da çok yeni, sanat ve tasarım gibi alanlarda hızlıca yayılıp kendilerini daha çabuk kabul ettirmeye çalışıyor.
Ben yıllardır teknoloji araştıran ve üreten biri olarak teknoloji üretimi ve tüketimine eleştirel bir hevesle yaklaşmaya çalışıyorum. Dünyanın önümüzdeki 10 yılında öncelikleri neyse o sorunları çözmek için elimizde hangi teknoloji varsa onu kullanalım istiyorum. Ancak her teknolojinin sosyal sonuçları da var. Bazıları yeni alışkanlıklar yaratıyor bazıları sağlığımızı bozuyor ya da işimizi elimizden alıyor. Teknolojiyi hayatımıza yavaş sokmak gibi bir lüksümüz yok ama eleştirel gözle yaklaşıp farklı meslek grupları, farklı görüşleri olan kullanıcılar ile birlikte tasarlayıp geliştirmak, açık kaynaklı yapmak çok önemli.

3. İstanbul Tasarım Bienali için Microbial Design Studio, geleneksel Türk simitlerini kullanarak özel bir diyet tasarlamak için kullanıldı.

Canlı organizmalar, canlı dokular kullanılan bir sanat pratiği olarak tanımlanan biyosanat sizin için ne anlam ifade ediyor?
Benim için biyosanat temelde canlı dünya ile yeni ilişkiler kurma biçimi. Hücresel düzeyde ya da ekolojik ölçekte olabilir. Sonuçta hem yaratıcı hem de sorgulayıcı bir üretim metodu. En önemli faydalarından biri de insan merkezli düşünce biçimlerini kırabilen bir sanat alanı olması. Yani insanın kendi hücreleri, vücudunda yaşayan bakteriler, teni, saçı, kanı hepsi bir sanat malzemesi olabiliyor.
Sanatçının kendini hem malzeme hem de bir canlı olarak görebilmesini sağlıyor. Tabii bunun çok önemli etik sonuçları ve sorumlulukları var.

Eserlerinizi nasıl, hangi ortamda üretiyorsunuz? Biyosanat tarzındaki eserlerin sergilenmesi nasıl oluyor?
İşlerimi bazen biyosanat bazen biyotasarım olarak kurguluyorum. İşlerin izleyici kitlesi, sergilenme mekanı ve sergilerin küratoryal çerçevesine göre farklı stratejiler uyguluyorum.
Ben işlerimi ya plastikleştiriyorum, kurutuyorum ya da tozlaştırıyorum. Canlı olarak muhafaza edilmesi gereken mikrobik işleri genelde derin dondurucuda saklıyorum. Müzeler genelde bitki, alg, mantar gibi canlı iş sergilemeye yanaşmıyor. Onları havasız ortamlarda gösterebiliyoruz.
2019’da bir sergide özel bir muz türü göstermem gerekiyordu. Sergi süresince yani üç ay boyunca iki hafdada bir yeni muz üretip sergideki muzları değiştirdim.

“Fruits of Matadero”, bir palmiye ağaçları vahası altında arkadaşlar ve ailelerle yeni serinletici ritüel biçimleri geliştirmek için kamusal alanda buzlu şeker yetiştirmeyle ilgili bir konsept.

Sizinle sanat ve bilim ilişkisi hakkında konuştuk. Dosya konumuz da “yapay zeka ve sanat” üzerine. Bu konu gündeme gelince “Herkes yapay zekaya dalıp mikrobiyolojik zekaları unutuyor” demiştiniz. Bu cümleyi biraz açabilir misiniz?
Yapay zeka dendiği zaman genellikle bilgisayar ortamında, sayısal, algoritmalarla üretilmiş zeka kastediliyor. Son 10 yıl içinde makinelerin büyük veri kümeleri kullanarak belli problemleri ve çözüm yöntemlerini “öğrenmeleri” üstüne çok aşama kaydedildi. Gelişmeleri takip ediyor ve yer yer çalışmalarımda kullanıyorum ama benim şu anki ilgi alanım alternatif mikrobiyolojik zekalar ve bunların yapay versiyonlarının nasıl olabileceği üzerine. İnsan merkezli düşünce sistemini bir kenara bırakırsak zeka, akıl gibi kavramlar da daha çok çeşitlenebiliyor. Bitki, hayvan, mikroorganizma gibi birçok farklı canlının sahip olduğu çok farklı beceri türleri var. Bunlar üstüne düşünmek önemli. Doğadaki bu başka türlü zekaların yapaylaştırılması da bir başka araştırma alanı. Organizmalara müdahale edip başka davranış biçimlerine yönlendirebiliyorum. Onlardan malzeme, biyosensor ya da çeşitli moleküler ürünler üretmelerini sağlayabiliyorum.
Bir gün bilgisayar ortamında yaratılmış yapay zekalar da bize farklı canlıların zekalarına saygı duymanın gerekliliğini hatırlatır diye umuyorum.

Bananaworks projesi, gıdanın geleceğini ve insan damak tadındaki evrimi mikrobiyal tasarım perspektifinden araştırıyor. Kapsüllemelerin içindeki mikrobiyal tasarımlar, Microbial Design Studio kullanılarak tasarlanmış. Platform, farklı tatları sentezleyebilmeleri için bakterileri genetik olarak dönüştürmek için kullanıldı.