Türkiye’de Sanat Eğitimi: “Eğitimcilerin kişisel fedakârlıklarıyla farklı yükselmeler izlenebiliyor”

İlgili Yazılar

Abbasağa Film Festivali altıncı kez perdede

Öğrenci filmleri AKM Yeşilçam ve Kadıköy Sineması’nda izleyiciyle buluşacak Mimar...

Perde Açılıyor, Kültür Yolu Mardin’e Uzanıyor: 17-24 Ekim’de Türkiye’nin Sanat Takvimi

Ekim'in üçüncü haftası, Türkiye'nin kültür-sanat takvimi için bir kavşak:...

Maceraperest bir mimarın objektife yansıyan yaşamı: Arif Hikmet Koyunoğlu

Resme yeteneğini Osman Hamdi Bey keşfetti, 1903’te henüz 10...

Sanatçı TUNCA’dan Kentsel Hafızaya Pencere: “Yan Yana”

Kahve Dünyası’nın kamusal alandaki çağdaş sanat projesi Yanköşe, 12’nci...

3-10 Ekim’de Caz, Festival, Sergi ve Sahne Bir Arada

Ekim ayının ilk haftası, Türkiye'nin kültür-sanat gündemini dört koldan...

PAYLAŞMAK GÜZELDİR!

Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarında öğretim görevlisi olarak çalışan ve İzmir’in köklü liselerinde resim öğretmenliği yapan Sabah Şardağ, hem ortaöğretim hem akademideki sanat eğitimine içeriden bakıyor. Resim eğitiminde 1980’lerden itibaren arabeskleşmenin egemen olduğunu söyleyen Şardağ, bunun istisnasının hocaların kişisel fedakârlıkları olduğunu belirtiyor.

DOSYA: DUYGU ÖZSÜPHANDAĞ YAYMAN

E-Bülten'e Abone Olun

Sanata dair seçkiler ve yeni içeriklerden ilk siz haberdar olun.

Sabah Şardağ, Türkiye’nin sanat eğitimcisi yetiştiren ilk kurumu, bugünkü adıyla Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Resim Bölümünü bitirdikten sonra London Art School’dan Çocuk Resimleri Sertifikası aldı. Timuçin Savaş, Fikri Sağlar, Ercan Karakaş ve İsmail Cem’in Kültür Bakanlıkları döneminde bakan danışmanlığı görevinde bulunan Şardağ, İzmir Özel Türk Koleji ve Karataş Lisesinde resim ve sanat tarihi öğretmenliği, Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarında öğretim görevliliği yaptı. Türk sanat müziğinin unutulmaz bestecisi, şair, yazar, eğitimci ve politikacı Rüştü Şardağ’ın kızı Sabah Şardağ, sorularımızı, çocukluğundan bu yana sanat eğitimiyle yoğrulan deneyimleriyle yanıtlıyor.

Şardağ, Rolla May ve Antony Storr’a atıfta bulunarak sanatın, canlılar arasında yalnızca insana bahşedilmiş bir özel yetenek olduğunu belirtirken, “Sanat, insanın duygu, düşünce, düş ve sorunlarıyla ilgili yeni bir dünya yaratmasıdır” diyor. Sanat  eğitiminin ise insan varlığının ayrılmaz parçası olduğunu, şu sözlerle ifade ediyor: “İnsanın fiziksel, ruhsal ve kişiliğiyle ilgili bütünlüğünü sağlamasında, kendini ifade etmesinde diğer pozitif ve normatif bilimlerin en önemli yardımcısı sanat eğitimidir. Öğrencinin gizli dünyalarına açılan, onun toplumla bağını güçlendiren bir aracı, bir penceredir.” Bu eğitimin dünyada nasıl evrildiğini, tarihsel olarak hangi süreçlerden geçtiğini, “gelişmiş, geri kalmış ve gelişmekte olan ülkeler” ayrımını vurgulayarak anlatıyor. Gelişmiş ülkelerde sanatın yöresel, folklorik, ulusal dönemlerden evrensel döneme yükseldiğini belirten Şardağ, “Ana romanı, dünyanın her bucağındaki anaların özelliklerini yansıtabilir. Yöresel konunun bağlayıcılığı yoktur” derken geri kalmış ülkelerde ise sanatın genellikle yöresel sınırlar içinde kaldığına dikkat çekiyor.

1980’LERDEN BU YANA ARABESK BEĞENİ

Şardağ, hem lisede hem üniversitede öğretmenlik yapan bir eğitimci olarak Türkiye’de sanat eğitiminde geri kalmış ülkeler düzeyine doğru bir gerilemeyi anlatıyor: “Tüm eksiklerine rağmen 1980’lere kadar Türkiye de sanat eğitiminin desteklendiğini, öğrencinin gelişimindeki rolünün bilincine varıldığını söylemek mümkün. 1980’lerden günümüze doğru geldikçe sanat eğitimi gereksiz, fantezi, aykırı bulunarak tek yönlü dar kalıplar içine hapsedilmeye çalışılmaktadır. Özellikle yöresel, geleneksel kalıpların dışına çıkmamakta, görsel sanatlar ve fonetik sanatlarda arabesk bir tavır tercih edilmektedir. Resmi kurumlar tarafından yapılan yazışmalarda, verilen teşvik ödüllerinde de aynı arabesk beğeni egemendir. Yönetimin tercihi, hem arabesk hem de doğu kültürleri eğilimindedir.”

Türkiye’yi dünyayla karşılaştırırken şu örnekleri veriyor: “Ne yazık ki Türkiye’de resim eğitiminde ‘Saksıyı koy, çiz’ ya da ‘Röprodüksiyona bak, boya’ genellemesi, çoğunlukla sürüyor. Bu mantık, çocuğun ufkunu, hayallerini daraltan, yaratıcılık özelliğini göz ardı eden bir seçimdir.”

Türkiye’deki güzel sanatlar fakültelerinde yönetimin belirlediği kuramsal koşulların aynı olduğunu ancak fakültelerde bölüm başkanları ve öğretim elemanlarının kişisel fedakârlıklarıyla eğitimde farklı yükselmeler izlenebildiğini belirtiyor. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümünü 1976’da Ege Üniversitesi çatısı altında kuran ve uzun yıllar bölüm başkanlığı yapan merhum Prof. Dr. Özdemir Nutku’nun çabalarını örnek gösteriyor. Bir diğer örneği ise Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekan Yardımcılığı, Resim Bölüm Başkanlığı ile Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Plastik Sanatlar ve Resim Bölüm Başkanlığı yapan Prof. Zahit Büyükişliyen önderliğinde kazanılan değerler.

1963 Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü. Sabah Şardağ ve arkadaşları sanat tarihi hocası Nurettin Can Gülekli ile beraber.

“YAPAY ZEKÂ DA İNSAN YARATISI”

Müfredatın, sanatın doğasına uygun şekilde tabulardan uzak, aydınlanmacı, özgürlükçü, yaratıcı bireyler yetiştirmeye odaklanması gerektiğini söyleyen Sabah Şardağ, “Akademi, sanatçının özgünlüğünü ve özgürlüğünü göz ardı etmeden yaratıcılığına destek olup teknik bilgileri geliştirmekten sorumludur” diyor. Bir hoca olarak vermeye çalıştığı bakış açısını, “Yaşam, inişleri çıkışları olan bir yolculuk olduğuna göre inişler ve çıkışlarda aynı ilkelere sahip olmak, sürekli bilgi donanımını zenginleştirmek, sanatçı adayının en önemli hedefi olmalıdır” diye özetliyor. Lise ve üniversitede çok sayıda öğrenci yetiştiren Şardağ, mezunların çalışmalarına baktığında okuldaki eğitimin, hayattaki karşılığını nasıl görüyor? “Öğrencilerin çoğunluğunun yaşam başarıları, okul başarılarıyla paralel gitmeyebilir. Birçok öğrenci yaşamda kendini sanatsal anlamda geliştirecek, ufkunu açacak bilgilerle karşılaştığında okul başarılarından yüksek sonuçlara da ulaşabilir” yanıtını veriyor. Pek çok sanat dalında kullanılmaya başlanan, sanatçıyı ve yazarı tehdit ettiği söylenen yapay zekâ konusunda ne düşünüyor peki? Şardağ’a göre, “Yapay zekâ da insan yaratısı olduğuna göre sanatçının önemi her zaman değerini koruyacaktır.”