Neredeyse 19. yüzyıl ortalarına kadar “zanaatın sınırları içine” sokulmak istenen seramik sanatı, yeni arayışlar peşine düşen sanatçılar için “kabın içindeki iç boşluğu da bir sanatsal malzeme olarak” kullanma fırsatı sundu.

E-Bülten'e Abone Olun
Sanata dair seçkiler ve yeni içeriklerden ilk siz haberdar olun.
Endüstri Devrimi’nin, Arts and Crafts akımının ve bir dizi toplumsal devrimin ardından 20. yüzyıla girildiğinde sanatın eski dili artık modern insan bilincine yeterli gelmiyordu. İster istemez eski dil kalıpları çatlayacaktı. Yeni çağın sanatçısı tüm ifade biçimlerini denemeye başladı.
“Hece hece, imge imge” yeni bir dil yaratılmaya başlandı. Bu düşünce ve eylem özgürlüğü sanatın çeşitlenmesini ve plastik sanatların bütünlüğünü sağladı. Sanatların değişken ve iç içe geçen karakterleri daha fazla dikkate alınır oldu. Yeni arayışlar içine giren sanatçılar, resim ve heykel sanatının birçok öğesinin yanı sıra kabın içindeki iç boşluğu da sanatsal bir malzeme olarak bünyesinde bulunduran seramik sanatına yöneldiler. Seramiğin sunduğu sınırsız imgelemle seramik eserler üretmeye başladılar. Paul Gauguin, Raoul Dufy, Henri Matisse, Pablo Picasso, Joan Miró, Marc Chagall, Jean Cocteau, Karel Appel, Lucio Fontana, Fernand Leger, Asger Jorn ve Abidin Dino gibi sanatçıların yanı sıra başka pek çok sanatçı seramik eserler üretmeye başladı. Hacim/imge, hacim/işlev ve imge/işlev ilişkileri araştırılırken seramik sanatı özgürleşti. Geleneksel bağlardan ve kurallardan kopmaya başladı.

ESKİYEN DİLİ AŞMA ÇABALARI
Rönesans’tan 19. yüzyıl ortalarına kadar geçen zaman içinde, seramik sanatının ve diğer “uygulamalı sanatlar”ın, Batı sanat ortamında itildikleri noktadaki açmazlar, 1851’de Londra Crystal Palace’ta açılan sergide gözler önüne serildi. Bu sergiden sonra gelişen “Arts and Crafts – Sanatlar ve Zanaatlar” hareketinin verdiği ivmeyle, “uygulamalı sanatlar”da Endüstri Devrimi’nin göz ardı ettiği estetik değerlerin yeniden öne çıkarılması gündeme geldi. Geçmişte zanaatın sınırlamalarının içine sokulmak istenen seramik sanatı, bu ortamda, bu sınırlamaları aşıp aradan sıyrılarak sanatlar arasında özel yerini aldı. En sonunda da 20. yüzyıla yeni sanatsal kavramlar kazandıran sanatçıların yüreğini tutuşturuverdi.
Öte yandan seramik sanatçıları da kendi sanatlarının eskiyen dilini aşmaya çalışıyorlardı. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren seramik sanatçıları, kap geleneğinden gelen seramik sanatının işlevselliği konusunda görüş ayrılığına düştüler. Bernard Leach ve Shoji Hamada’nın liderliğini yaptığı bir grup, seramik sanatında işlevselliğin, estetik güzelliğin kaynağı olduğunu ve herhangi bir eksantrik ifadenin ve mecazi anlatının affedilemez bir kolaycılık olduğunu ileri sürdü.

1954’te, Los Angeles’taki Otis Sanat Enstitüsünde, seramikçi Peter Voulkos önderliğinde gelişen bir harekette ise bu görüşe karşı çıkılıyordu. Kendi sanatsal arayışları sırasında seramik çalışmaya başlayan J. Miro, ve P. Picasso’nun seramik sanatına özgürce yaklaşımlarından etkilenen bu grubun üyelerinin ortaya koydukları, işlevsel olmayan, büyük boyutlu, amorf parçalar soyut dışavurumcu akımın seramiğe uygulanmış örnekleriydi. Seramik objelerin işlevsel olması gerektiğine karşı bir tepki geliştiren bu hareketin amacı, seramiği bir sanat olarak görmeyip onu zanaat sayan fikri yıkmaktı. Onlara göre stüdyolarında çalışan seramikçilerin, endüstriyel bir çağda güçlü bir seramik endüstrisi ile yarışması anlamsızdı. İşlevsel parçalar üretmek ağırlıklı olarak endüstrinin göreviydi. Seramik sanatı, kendini ifade etmek, değerleri cümleleştirmek, düşünceleri ortaya koymak için bir iletişim aracıydı.
Bu çatışmalar ve arayışlar sonucu, seramik sanatının yeni dili oluştu. Seramik kap kacakların içindeki boşluğun sadece işlevselliğe yaramadığını, metaforlara açık sanatsal bir malzeme olarak da değerlendirileceğini gören sanatçılar, hacim-imge, hacim-işlev, imge-işlev ilişkilerini incelemeye başladılar. Seramik sanatı, soyut ya da betimleyici biçimlendirme isteğini ifade etme açısından plastik sanatlarda güçlendi. Kimi sanatçılar için seramikte işlevsellik, kendi başına kavramsal bir önem taşıyıp içeriğe bağlı formal bir eleman oldu. Bu yolda giden sanatçılar, işlevselliği reddetmeden onu aştılar. Kimi sanatçılar ise seramiğin faydacı geçmişini reddedip daha çok malzemenin (killi toprağın) olanaklarını kullanarak imgeler ve metaforlar peşinde koştular. Birbiri ardına gelen yenilik arayışları seramik sanatının yapısını, değerlerini ve içeriğini çeşitlendirdi.

KİLİN KONUKLARI
Hacim-işlev, hacim-imge, imge-işlev ilişkisi araştırılırken seramikte resim olgusu canlandı. Birçok ressam, seramikte resimlemeyi özgün seramik eserler ortaya çıkarmak için değil; tuvalden daha üst düzeyde bir gerçeklik, somutluk ve üçüncü boyut kazanmak için kullandı. Resimde aradığı derinlik ve mümkün olan en fazla alanı seramikte buldu.
İç bükey ve dış bükey seramik yüzeyleri resimleyerek resimde derinlik elde etti. Bu arada 20. yüzyıl ressamının gözü, seramik sanatına yeni yollar açtı.
Geçmişteki önyargı ve ihmallere rağmen 20. yüzyıl sanatçıları seramik sanatında, artistik ifadenin en özgün örneklerini verdiler. İlk paragrafta sözünü ettiğimiz sanatçıların yanı sıra Fovizm, Die Brücke ve CoBrA sanat akımlarının üyeleri de değişik zamanlarda seramik sanatı ya da seramik malzemeyle ilgilendiler.
“Kilin Konukları” olarak adlandırılan bu sanatçıların birçoğu, seramikle uzun ve sadık bir ilişki içinde oldu. P.Picasso* 1947-1971 arasında Vallauris’de (Fransa) Madoura Çömlek Atölyesinde Suzanna ve Georges Ramie çiftiyle başlayıp sonra oğullarıyla iş birliği kurdu. Joan Miro 1944’ten 1980’lere kadar Gallifa’da (İspanya) önce arkadaşı Joseph Lorens Artigas’la daha sonraysa onun oğlu Joanet Gardy Artigas’la seramik çalışmalarını yürüttü. Barselona havaalanındaki 50 metrekarelik seramik pano, New York Guggenheim Müzesinde yer alan seramik pano ve benzeri çalışmalar bu iş birliğinin boyutlarını gözler önüne serer.


Marc Chagall, Antibes’te (Fransa)1949’da La Poterie des Remparts seramik atölyesinde başladığı seramik çalışmalarını güney Fransa’da çeşitli atölyelerde 1970’lere kadar sürdürdü.
Dadaizm ve Gerçeküstücülük gibi ret söylemi üzerine kurulmuş olan CoBrA sanat akımı söylemlerini 20. yüzyılın ilk yarısının entelektüel birikimini sorgulayarak oluşturdu. 1948’de kurulurken geldikleri ülkelerin başkentleri olan Kopenhag, Brüksel ve Amsterdam’ın baş harflerini birleştirerek CoBrA adını alan bu hareket tıpkı kobra yılanı gibi baş kaldırıyordu. Bu akımın Danimarkalı üyesi Asger Jorn, başta Karel Appel olmak üzere grup üyelerini Albisola’ya (İtalya) seramik üretmeye davet etti. CoBrA akımının en önemli özelliği olan kolektif yaratım tutkusu resim-söz ya da desen-sözlerde hayat buldu. Resim ve heykel, seramik malzemeyle buluştuğunda ortaya üç boyutlu grafitiler çıktı.


Seramik, tüm bu sanatçıların sanatlarına yeni boyutlar kazandırdı. Yaratma süreci içindeyken kendilerini daha çok kullandıkları malzemenin kendine özgü özelliklerine ya da seramik kap kacakların metaforlarına bıraktılar. Bu yaklaşım, Fransız felsefesi ve psikolog Gaston Bachelard’ın dört elementin insan ilhamının büyük kaynağı olduğunu benimseyen görüşüyle de çakışır.
Günümüz sanat ortamındaki malzeme çeşitliliğine rağmen toprak, cam, tekstil geleneksel malzemeler olarak önemini korumaktadır. Teknolojik gelişmeler sayesinde hem bu malzemelerin türevleri elde edilmekte hem de geleneksel üretim yöntemlerine yeni üretim yöntemleri eklenmektedir. Böylece ortaya malzemeden de güç alan yetkin eserler çıkmaktadır. Bu malzemeleri kullanan sanatlarda, geleneksel içerik, günümüz sanatçıları tarafından yeni bir temel üzerine yerleştirilip bazen nesne hakkındaki beklentiler değiştirilerek bazen de nesnenin özellikleri soyutlaştırılarak zaman içinde geçmişe ve ileriye dönük mecazi göndermeler yapılmaktadır. Sonuçta ortaya plastik sanatların gerektirdiği gücü, bağımsızlığı, estetik yeterliliği olan eserler çıkmaktadır. Artık günümüzde tüm sanatların bir arada var olabildiği bir yapı söz konusudur. Sanatlar iç içe geçmiş durumdadır. Bu yüzden seramik sanatı, plastik sanatlarla uğraşan sanatçıların, yaratıcılıklarını sınadığı bir alandır.

* Valluris’den İstanbul’a Kültür Yolu, İthaf Sanat Dergisi, Sayı 13, Sonbahar 2024





