50 yıldır duvarda asılı duran tablo, Osmanlı’nın ilk kadın ressamlarından birini günümüze taşıdı: Muide Esad

İlgili Yazılar

Maceraperest bir mimarın objektife yansıyan yaşamı: Arif Hikmet Koyunoğlu

Resme yeteneğini Osman Hamdi Bey keşfetti, 1903’te henüz 10...

Sanatçı TUNCA’dan Kentsel Hafızaya Pencere: “Yan Yana”

Kahve Dünyası’nın kamusal alandaki çağdaş sanat projesi Yanköşe, 12’nci...

3-10 Ekim’de Caz, Festival, Sergi ve Sahne Bir Arada

Ekim ayının ilk haftası, Türkiye'nin kültür-sanat gündemini dört koldan...

Prof. Aydın Ayan: Kendi kozamı sabırla ve çalışarak örebildim

Türk resim sanatının önde gelen isimlerinden Prof. Aydın Ayan,...

PAYLAŞMAK GÜZELDİR!

Bazı tablolar yalnızca bakılmak için değil; hatırlamak, hatırlatmak ve belki de tarihe tanıklık etmek için vardır. İzmir’de bir evin duvarında yarım asırdır asılı duran imzalı bir Boğaziçi manzarası da böyle bir tabloydu. Uzun yıllar boyunca “güzel bir İstanbul resmi” olarak görülen bu eser, köşesindeki küçük bir imzayla Osmanlı’nın unutulmuş kadın ressamlarından Muide Esad’ı bugünün sanatseverlerine tanıttı.

HABER: LAL GÜLSOY

E-Bülten'e Abone Olun

Sanata dair seçkiler ve yeni içeriklerden ilk siz haberdar olun.

1914’te kızlar için açılan Güzel Sanatlar Akademisinin (İnas Sanayi-i Nefise Mektebi) 2 numaralı öğrencisi Muide Esad; resim yapmış, sergilere katılmış, sanat tarihinin eşiğinde durmuş ama adı zamanla silinmişti. Onun sessiz hikâyesini görünür kılan isim elli yıldır evlerinin duvarında asılı duran resmin üzerindeki imzanın peşine düşen yazar Efe Erginer oldu. Erginer, yıllar süren araştırmasını Duvardaki Resim adlı romanında edebi bir kurguya dönüştürdü.

Bu hikâye sizin için ne zaman başladı?

1972 yılında annemle birlikte İstanbul’dan İzmir’e kesin dönüş yapmadan önce, annemin amcazâdesi olan şair İdris Pura, bizi bir veda yemeğine davet etmişti. Ayrılırken bize iki tablo hediye etti. Biri tuval üzerine yağlı boya bir peyzajdı, diğeri ise kâğıt üzerine yapılmış bir İstanbul manzarası. O dönem bunun guaj boya olduğunu bilmiyorduk, sulu boya zannediyorduk. Yıllar boyunca ikisi de evimizin duvarındaydı. Ama o İstanbul manzarası… Diğerinden hep farklıydı.

Muide Esad, 1914’te açılan İnas Sanayi-i Nefise Mektebinin 2 numaralı öğrencisi. Yani Osmanlı’da kadınların resmi sanat eğitimi aldığı ilk akademinin ikinci öğrencisi.

SADECE GÜZEL BİR RESİM DEĞİL, SORUSU OLAN BİR RESİM

Nasıl bir farklılık?

İnsanı içine çeken bir şey vardı. Eve gelen misafirlerin gözü hep ona takılırdı. “Ne kadar güzel bir manzara” cümlesi neredeyse değişmeden tekrar edilirdi. Bir gün resmi elime alıp çok yakından baktım. Kandilli sırtları, feraceli kadın figürü, yelkenliler, martılar, koylar… Renkler neredeyse fotoğraf kadar canlıydı. Sonra sol alt köşede yazıya benzeyen bir şey fark ettim. Büyüteçle baktığımda net bir şekilde “Muide Esad” yazıyordu. O an anladım ki bu sadece güzel bir resim değil, sorusu olan bir resimdi.

İlk olarak nereye başvurdunuz?

Önce İzmir’de tanıdığım ressamlara, ardından Devlet Resim ve Heykel Müzesi yetkililerine sordum. Kimse bu ismi tanımıyordu. Herkes resmin çok iyi olduğunu söylüyordu ama ressamın kimliği konusunda bir karşılık yoktu. Bunun üzerine tabloyu da alıp İstanbul’a gittim. Nişantaşı, Teşvikiye, Maçka Mezat, Rafi Portakal… Kapısını çalmadığım yer kalmadı. Herkes resmi beğendi ama “Muide Esad” ismini bilen yoktu.

Resmin sahibi Efe Erginer, araştırmaları sonucu, Muide Esad’ın da akrabası olan ünlü gazeteci Hıfzı Topuz’a ulaşmış. Hıfzı Topuz da resmin, akrabası Muide Esad’a ait olduğunu teyit etmiş.

Peki, size ne söylendi?

En çok duyduğum cümle şuydu: “Bu resim usta işi.” Bazı sanat tarihçileri, bunun saray çevresinde yetişmiş bir kadın ressama ait olabileceğini söyledi. Çünkü o dönemde haremin yetenekli kadınlarına özel resim dersleri veriliyordu. Açıkçası içime en çok sinen yorum buydu. Bir de resmin İstanbul’un neresini anlattığı meselesi vardı. Boğaz mıydı, Adalar mıydı?

Bu sorunun cevabını nasıl buldunuz?

Resmi bu kez Adalar’a götürdüm. Büyükada’da Aya Yorgi’de otururken kâğıt oynayan yaşlı Rum kadınlara gösterdim. Elden ele dolaştırdılar. Aralarında tartıştılar. İçlerinden biri hiç tereddüt etmeden dedi ki: “Bu Boğaz. Paşabahçe’den Kandilli’ye bakıyor. Uzakta Bebek sahilleri var. Gülcemal Vapuru’nu tanıyorum.” O an tablo benim için bir resim olmaktan çıktı; İstanbul’un belleğini taşıyan bir belgeye dönüştü.

Muide Esad ismine dair en net bilgiye nasıl ulaştınız?

Bu noktada Hıfzı Topuz devreye girdi. İzmir’de bir imza gününde kendisinden Çamlıca’nın Üç Gülü kitabını aldım. Bir süre sonra kitabı okurken Milli Kongre Cemiyetinin kurucusu göz doktoru Prof. Dr. Esad Işık Paşa’nın kızı Muide ile ilgili satırlara rastladım. Durup düşündüm: “Esad Paşa’nın kızı Muide… Muide Esad…” Resimdeki imza olabilir miydi?

Yayınevi üzerinden Hıfzı Topuz’a ulaştım, tabloyu anlattım. Bir süre sonra İzmir’e geldi. Tabloyu görür görmez tanıdı ve şöyle dedi: “Evet, bu tabloyu yapan Muide Esad’dır. Prof. Dr. Esad Paşa’nın kızıdır. Bizim de akrabamızdır.” Ardından resmin arkasına kendi el yazısıyla not düştü. O an, yıllardır süren belirsizlik sona erdi aslında.

 

Diş hekimi ve yazar Efe Erginer’in, Duvardaki Resim romanının yanı sıra kaleme aldığı pek çok kitabı da kitabevlerinde raflarda…

KADIN SANAT AKADEMİSİNİN İKİ NUMARALI ÖĞRENCİSİ

Muide Esad kimdi?

Muide Esad, 1914’te açılan İnas Sanayi-i Nefise Mektebinin 2 numaralı öğrencisi. Yani Osmanlı’da kadınların resmi sanat eğitimi aldığı ilk akademinin ikinci öğrencisi. Bu okulda 33 kız öğrenci vardı. Aralarında Müfide Sait Arel, Belkıs Mustafa, Nazire Hanım, Fahrünnisa Zeyd ve ileride Türkiye’nin başbakanı olacak Bülent Ecevit’in annesi Nazlı Ecevit de bulunuyordu. Annesinin babası Tanzimat Dönemi’nin önemli devlet adamlarından Sadullah Paşa, babası ise Milli Kongre’yi kuran Prof. Dr. Esad Işık Paşa. Çok köklü bir aileden geliyor.

Neden hiç bilinmiyor, tanınmıyor?

Çünkü evleniyor, Mısır’a gidiyor ve soyadı değişiyor. Babasının asistanı olan Mısırlı bir doktorla evleniyor, Kahire’ye yerleşiyor. Soyadı “Amin” oluyor. İki çocuğu oluyor; çocukları daha sonra Avustralya’ya göç ediyor. Türkiye sanat tarihi ise onu yavaş yavaş unutuyor.

Sanat literatüründe hiç mi izi yok?

Var ama çok az. Galatasaray Sergileri’ne iki kez katıldığı biliniyor. 1976’da Taksim Sanat Galerisinde bir karma sergide adı geçiyor. 2023’te Vehbi Koç Vakfının Meşher Galerisinde küçük bir eseri sergilendi. Hıfzı Topuz’un ailesinde de bir tablosu var. Ama genel olarak Muide Esad, sanat literatüründe “yitik ressam” olarak kalmış bir isim.

Duvardaki Resim romanı buradan mı doğdu?

Evet. Ben bu hikâyeyi, kendi tablosundaki ağaç üzerinden kurguladım. O ağaç benim için hem kökleri hem zamanı hem de unutulmuşluğu temsil ediyor. Muide Esad’ın hayatı; Osmanlı tarihi, kadınların sanat eğitimi ve ressamların dünyası açısından çok şey söylüyor. Duvardaki Resim biraz roman, biraz hafıza, biraz da itiraz.

Son olarak, bu hikâye sizin için bugün ne ifade ediyor?

Bir borcun ödenmesi gibi. Muide Esad bugün yaşasaydı bence sadece şunu söylerdi: “Ben buradaydım.” Ona, kız çocuklarının eğitimine ve sanat tarihine bir katkımızın olması bizim için çok önemli.