Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü Öğretim Görevlisi Hürü Özlük, yaratıcılıkla bürokrasi arasında çelişki olduğunu anlatıyor. Akademisyenlerin sanat yerine teorik yayınlar yapmaya zorlandığını, bazı okullara girişte yetenek sınavının yerini merkezi sınavın aldığını belirten Özlük, yetenekleri ve yaratıcılığı geliştiren, akademisyenleri idari yükten kurtaran bir eğitimin önemi üzerinde duruyor.
E-Bülten'e Abone Olun
Sanata dair seçkiler ve yeni içeriklerden ilk siz haberdar olun.
DOSYA: DUYGU ÖZSÜPHANDAĞ YAYMAN
“Sanat eğitiminin temel amacı, formaliteleri yerine getirmek değil, özgün ifade geliştirecek yaratıcı bireyler yetiştirmektir.” Bu sözler, Türkiye’de akademik fotoğraf eğitiminin mimarı olan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümünden Öğretim Görevlisi Hürü Özlük’e ait. Fotoğraf sanatı eğitiminin yaratıcılıkla bürokrasi, teknik olanaksızlıklarla piyasa dayatmaları arasındaki hali pürmelalini sergilediği değerlendirmesini böyle özetliyor.
Mezun olduğu okulda akademik hayatına devam eden Özlük; temel fotoğraf bilgisi, mimari fotoğraf, siyah beyaz fotoğraf, fotoğraf kuramına giriş gibi dersler veriyor. Eğitimle tekniğin öğretilebildiğini ama asıl önemli olanın duygu ve düşüncelerin nasıl dönüştürülebileceği olduğunu söyleyen Özlük, “Sanat eğitimi, teknik becerilerin ötesinde yaratıcı ifadeyi ve estetik duyarlılığı geliştiren bir süreçtir” diyor. Öğrenciye, kendi gerçekliğini bulması için rehberlik ettiklerini fakat bürokratik engellerin bu süreci baltaladığını anlatan Özlük’ün şu cümlesi, sorunlara bakış açısını özetliyor: “Yaratıcılığı ve özgün ifadeyi gerektiren bir alan, Türkiye’de standartlaştırılmış bürokratik sistemlerle yönetiliyor.”
Akademisyenlerin idari yükleri, bazı güzel sanatlar fakültelerine yetenek sınavı yerine merkezi sınavla öğrenci alınması, devlet üniversitelerinin çoğunun teknik donanımdan yoksunluğu gibi sorunlar sayan Özlük, “Bunlar giderilmezse köklü sanat eğitimi geleneğimiz, küresel dijital sanat ortamında rekabet edemez hale gelecektir” diyor.

Sanatı, eğitimi ve sanat eğitimini nasıl tanımlıyorsunuz?
Sanat, insanın duygu, düşünce ve deneyimlerini estetik biçimde ifade etme çabası olarak tanımlanabilir. Bu yaratıcı süreç, öznel ve dönüştürücü niteliğiyle toplumsal bir ayna işlevi görür. Sanat, insan olmanın özüdür; eğitim ise onu ortaya çıkaran bir araçtır. Sanat eğitimi, bu ikisinin kesiştiği noktada aklı ve duyguyu besleyen bir ortamdır.
Sanat eğitimi ne için vardır? Sanatın eğitimi ne kadar mümkün olur?
Sanat eğitimi, kendini tanıma ve inşa etme sürecidir. Sanat, kuramdan çok uygulama yoluyla içselleştirilir. Başlangıçta teknikler öğrenilir ama asıl önemli olan bu tekniklerle kişinin duygu ve düşüncelerini nasıl dönüştürebileceğidir. Burada eğitim, kişinin kendi gerçekliğini bulmasında rehberlik süreci haline gelir. Sanat eğitimi sadece görme, duyma, hissetme ve algılama biçimlerimize dair farkındalık geliştirmekle kalmaz; sanat tarihi, kültür tarihi, sanat felsefesi ve bilimle iç içe geçerek derinleşir. Sanat eğitimi sadece sanatçı yetiştirmez; yaratıcı düşünen, empati kurabilen, eleştirel düşünebilen, toplumsal sorgulamalar yapabilen, yerel ve dünya kültürlerini tanıyan bireyler yetiştirir. Teknik öğretilebilir, vizyon öğretilemez ancak okuma, izleme, tartışma ve deneyimlemeyle geliştirilen bir süreçtir. Teknik ve disiplin usta-çırak ilişkisiyle aktarılırken yaratıcılık ise egzersizlerle, kuramsal derslerle harekete geçirilebilir.
Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisi ile güzel sanatlar fakülteleri arasındaki farklar neler?
Akademiler, usta-çırak ilişkisine dayalı özerk yapıları ve disiplinler arası yaklaşımlarıyla öne çıkarken fakülteler, standart müfredatları ve kuramsal odaklı sistemleriyle daha bürokratik bir yapı sunuyor. Sanat eğitimi neoliberal politikaların etkisiyle giderek metalaşırken MSGSÜ gibi eğitim kurumları geleneksel akademi ruhunu kısmen korumaya çalışıyor, yine de özgür ve demokratik bir ortam sunamıyor. Son yıllarda bağımsız sanat inisiyatifleri ve atölyeler, bu ruhun yaşatıldığı alternatif alanlar olarak öne çıkıyor.
Günümüz Türkiye’sinde bir güzel sanatlar akademisi; YÖK yönetmelikleri ve sanata bakış standart tıp ve mühendislik yönetmeliklerine uyarlandığı sürece mümkün görünmüyor. Sadece mantığın olduğu, duygunun ve özgür düşüncenin olmadığı bir ortamda yaratıcılık gelişemez. Disiplinli ama özgür, disiplinler arası, teorik ve uygulamalı atölye derslerini artıran, eğitim ve atölye çalışmalarını yaygınlaştıran, bağımsız sanatçılar ve sanatçı inisiyatifleriyle dış dünyaya açık, öğrencilerini seçme yöntemini kendi belirleyen bir sanat eğitimi, her güzel sanatlar fakültesiyle mümkün olabilir.

“İDARİ İŞLERDEN ATÖLYE ÇALIŞMALARINA VAKİT KALMIYOR”
Güzel sanatlar fakültelerinde eğitimin sorunları nelerdir?
Yaratıcılığı ve özgün ifadeyi gerektiren bir alan, Türkiye’de standartlaştırılmış bürokratik sistemlerle yönetiliyor. Bu çelişki, bazı temel sorunlar yaratıyor. Bunlar; sanatın niteliksel üretim süreçleri ile akademik yükselmenin niceliksel kriterleri arasındaki derin uyumsuzluk. Akademisyenler sanatsal üretim yerine teorik yayınlar yapmaya zorlanıyor, performans temelli değerlendirme mekanizmaları yetersiz kalıyor. Devlet üniversitelerinin çoğu, teknolojik donanımdan yoksun.
Fiziksel mekânlar eskimiş, özel sektörle ekipman ve birikim paylaşımı yapılamıyor. En önemli sorun, zaman ve üretim çelişkisi. Akademisyenler idari işlerden atölye çalışmalarına vakit bulamıyor, öğrenciler derslerin yoğunluğu ve atölyenin mesai saatiyle sınırlanması nedeniyle sanatsal üretimler yapamıyor. Sanatsal projelerin akademik puanlamadaki ağırlığı artırılmalı, jüri değerlendirmeli portfolyo sistemine geçilmeli ve disiplinler arası çalışmalar teşvik edilmeli. Teknoloji bütünlüğü için kamu-özel ortaklığı ile dijital atölyeler kurulmalı, donanım kiralama sistemleri geliştirilmeli ve dijital beceri yeterliliği için akademisyenlere kurum içi eğitim zamanı, ekonomik destek ve ortam sağlanmalı. Üretim odaklı zaman yönetimiyle yoğunlaştırılmış atölye süreleri oluşturulmalı, akademisyenlerin idari yükü azaltılmalı ve öğrenciler için açık atölye saatleri yaygınlaştırılmalı. Bu sorunlar giderilmezse köklü sanat eğitimi geleneğimiz, küresel dijital sanat ortamında rekabet edemez hale gelecektir. Sanat eğitiminin temel amacı formaliteleri yerine getirmek değil, özgün ifade geliştirecek yaratıcı bireyler yetiştirmektir. Sanatın doğasına uygun, esnek ve üretim odaklı yeni bir eğitim anlayışı hayata geçirilmeli.
Müfredat neye dayanmalı ve neye dayanıyor? Felsefe, müfredatın neresinde yer alıyor?
Yaratıcılığın, kültürel birikimin ve eleştirel düşüncenin geliştirilmesine olanak tanımalı. İdeal bir müfredat, öğrencilere hem geleneksel sanat tekniklerini hem de çağdaş uygulamaları, disiplinler arası bir perspektiften kavrama fırsatı sunmalı. Felsefe; sanatın varlık bilimsel temellerini, estetik değerlerini ve toplumsal bağlamını sorgulayarak öğrencilere kavramsal derinlik kazandırmada kritik rol oynar. Ancak Türkiye’deki güzel sanatlar eğitiminde öğrenciler, felsefi ve kuramsal altyapıdan yoksun olarak üniversiteye geliyor. Özellikle fotoğraf eğitiminde teknik yeterlilik ön planda tutulurken kavramsal proje üretimi, kuramsal eleştiri ve disiplinler arası bağlantılar sınırlı kalıyor.
Okulda verilen eğitim, mezunlarınızın piyasadaki işlerini yaparken hayatı ne kadar karşılıyor?
MSGSÜ Fotoğraf Bölümünde disiplinler arası kuramsal dersler müfredatımıza eklendi. Mezun profili önemli bir dönüşüm sürecinden geçti. Geçmişte ağırlıkla reklam, tanıtım ve basın fotoğrafçılığı gibi sektörel ihtiyaçlara yönelik teknik eğitim veren bölümümüz, günümüzde hem sektörel beceriler kazandıran hem de bağımsız sanatsal üretimi teşvik eden bütüncül bir yaklaşımı benimsedi. Bu dönüşümde güncel sanat teorisi ve eleştirel görsel çalışmaların yanı sıra dijital üretim araçları, yeni iletişim pratikleri ve disiplinler arası projeler belirleyici rol oynadı. Öğrencilerimiz artık uluslararası sergilerde ve sanat projelerinde yer alabiliyor ve sektörün ihtiyacını karşılayabilen profesyoneller olarak çalışabiliyor.

“DÜNYADA DİSİPLİNLER ARASI BİR YAKLAŞIM VAR”
Yapay zekâ ve dijitalleşmenin fotoğraf eğitimine ve sanatına etkileri nelerdir?
Hem teknik hem de kavramsal olarak kökten dönüştürüyor. Karanlık oda bilgisi gibi geleneksel teknikler önemini yitirirken yapay zekâ destekli araçlar ve dijital işleme becerileri önem kazanıyor. Müfredat, yapay zekâ etiği, üretken sanat ve veri görselleştirme gibi disiplinler arası yaklaşımlarla gelişiyor. Çevrimiçi eğitim platformları ve yapay zekâ tabanlı geri bildirim sistemleri, fotoğraf öğrenimini demokratikleştiriyor. Ancak bu değişim; özgünlük, telif hakkı ve gerçekliğin temsili gibi felsefi ve yasal sorunları da getiriyor. Özellikle belgesel fotoğraf, yapay zekâ manipülasyonları nedeniyle bir güven sorunu yaşıyor.
Dünyada üniversitelerdeki fotoğraf eğitiminde Türkiye ile ne gibi farklar ve benzerlikler görüyorsunuz?
Uluslararası alanda fotoğraf eğitimi genellikle güzel sanatlar çatısı altında, disiplinler arası yaklaşımla ele alınıyor. Öğrenciler, sinema ve dijital medyanın yanı sıra sosyoloji, antropoloji ve felsefe gibi alanlardan da yararlanarak kavramsal derinliği olan projeler geliştirebiliyor. Fotoğraf, salt teknik beceriden ziyade sosyal ve politik konuları eleştirel şekilde inceleyen sanat faaliyeti olarak konumlanıyor. Avrupa ve ABD’nin önde gelen sanat okulları, öğrencilerini deney yapmaya ve bireysel ifade biçimleri geliştirmeye özendiriyor. Türkiye’de ise daha çok iki eksende ilerliyor. Bir yanda MSGSÜ gibi köklü güzel sanatlar fakültelerinin geleneksel sanat odaklı yaklaşımı, diğer yanda iletişim fakültelerine bağlı, daha teknik ve mesleki eğitim programları bulunuyor. Devlet üniversitelerinde teknolojik altyapı eksiklikleriyle sıkça karşılaşılırken özel üniversitelerin bazısı dünya standartlarında ekipman sunabiliyor. Ancak genel olarak disiplinler arası iş birlikleri sınırlı kalıyor, sansür ve otosansür bazı konuların ele alınmasını engelleyebiliyor ve öğrencilerin daha güvenli konulara yönelmesine neden olabiliyor.
Öğrencilerinize vermeye çalıştığınız bakış açısı nedir?
Temel hedefim, öğrencilere yalnızca fotoğrafı nasıl çekeceğini değil, neden çekeceğini de sorgulatan, sıcak bir ortam sunmak, özgün ifadelerini bulmaları için hayatın içinde olmalarını sağlamak, sanatın toplumsal işlevini düşünen, farkındalığı yüksek, iyi birer gözlemci ve okuryazar olmalarını desteklemek. Ayrıca pratik yaparak onlara iyi bir model olmaya çalışıyorum. Özetle amacım; teknik olarak yetkin, düşünsel olarak özgür, etik kuralarına uygun, iletişim içinde fotoğraf çeken, estetik olarak duyarlı, iyi insan ve fotoğrafçı olmalarıdır.
