Türkiye’de Sanat Eğitimi: “Sanat eğitiminde felsefe eksik”

İlgili Yazılar

Abbasağa Film Festivali altıncı kez perdede

Öğrenci filmleri AKM Yeşilçam ve Kadıköy Sineması’nda izleyiciyle buluşacak Mimar...

Perde Açılıyor, Kültür Yolu Mardin’e Uzanıyor: 17-24 Ekim’de Türkiye’nin Sanat Takvimi

Ekim'in üçüncü haftası, Türkiye'nin kültür-sanat takvimi için bir kavşak:...

Maceraperest bir mimarın objektife yansıyan yaşamı: Arif Hikmet Koyunoğlu

Resme yeteneğini Osman Hamdi Bey keşfetti, 1903’te henüz 10...

Sanatçı TUNCA’dan Kentsel Hafızaya Pencere: “Yan Yana”

Kahve Dünyası’nın kamusal alandaki çağdaş sanat projesi Yanköşe, 12’nci...

3-10 Ekim’de Caz, Festival, Sergi ve Sahne Bir Arada

Ekim ayının ilk haftası, Türkiye'nin kültür-sanat gündemini dört koldan...

PAYLAŞMAK GÜZELDİR!

Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Sahne Sanatları Bölümü Öğretim Görevlisi Aylin Aydoğdu, akademideki sanat eğitiminin felsefe, sosyoloji ve psikolojiden kopukluğunun en önemli sorun olduğunu söylüyor. Müfredatın güncellenmesi gerektiği görüşündeki Aydoğdu, temel nosyonunu, öğrencinin potansiyelini ortaya çıkarmak olarak tarif ediyor.

DOSYA: DUYGU ÖZSÜPHANDAĞ YAYMAN

E-Bülten'e Abone Olun

Sanata dair seçkiler ve yeni içeriklerden ilk siz haberdar olun.

 

Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Sahne Sanatları Bölümünden mezun olduktan sonra iki sene İstanbul’da dizi film sektöründe çalışan Aylin Aydoğdu, ardından Eskişehir Tiyatro Kumpanyasının ve Türkiye’nin ilk ve tek profesyonel üniversite tiyatro topluluğu Tiyatro Anadolu’nun kuruluşunda yer aldı. Mezun olduğu okulda sekiz yıldır eğitim veren Öğretim Görevlisi Aydoğdu; tiyatro, sahne, sahne çalışması, oyun kavramına giriş, oyunculuk, etkili konuşma ve eleştirel düşünme gibi uygulama ağırlıklı dersler veriyor. Türkiye’deki üniversitelerde sanat eğitiminin eksikleri arasında birinci sıraya felsefe, sosyoloji ve psikolojiyi koyan Aydoğdu, öğrencilerin kendi yeteneklerinin farkına varamayıp özgür hissedemediğini söylüyor. Sanat eğitiminin varlığını sürdürmesi için kurumsal bir yapıya mecbur olması ile bu yapının, özgünlüğü ve özgürlüğü kısıtlaması arasındaki çelişki üzerinde duruyor.

“YETENEKLİ İNSANLAR YETERİNCE MOTİVE OLAMIYOR”

Aylin Aydoğdu, sanatı şöyle tanımlıyor: “İnsanın dünyayı ve hayatı algılama şekline göre deneyimledikleriyle yeni anlamlar yaratma, bulma ve duygularını ifade etme isteğinin süreci ve sonucu.” Sanat eğitimini de bu eğilimin; deneyim, yöntem önerileri ve bilgi aktarımıyla desteklenmesi olarak tarif ediyor. Aydoğdu, “Kendisinden başka hiçbir amacı olmaması idealiyle tanımlamamız gerek” dediği sanatın, insanı ve toplumu etkileme gücünün günümüz koşul ve ihtiyaçlarına teslim olduğunu belirtiyor. Eğitim de sistemin önemli bir parçası haline geliyor; meslek sahibi olmak, piyasada yer edinmek, ekonomik ve sosyal açıdan tatmin edici bir yaşam sürmek hedefi, başat kavramlar oluyor. “Sanatın eğitimi ne kadar mümkündür?” sorusunu şöyle yanıtlıyor: “Sanatçılık bir meslek olarak tanımlandığında elbet eğitimi de mümkün. Bilgi, deneyim ve yöntem önerisi çerçevesinde kalan, özgürlükçü ve özgünlüğe zarar vermeyecek yaklaşımda bir eğitimin sanatçıyı geliştirmesi de mümkün.” Akademideki sanat eğitiminin müfredatı neye dayanıyor, sanatı ne kadar karşılıyor? “Benim görüşüm, olanakların sonucu belirlediği ve bir güncellemenin gerekli olduğu” diyen Aydoğdu, sorunların başına, müfredattaki felsefe eksiğini koyuyor ve saymaya devam ediyor: “Bence en önemlisi, sanat eğitiminin felsefe, sosyoloji ve psikolojiden bu kadar kopuk oluşu. Özgün bir bakışla sanatın olası ideallerine ulaşabilecek yetenekli insanların, kendi güçlerini fark etmesi için yeterince motive olamaması. Standartlar, beklentiler, kriterler çerçevesinde verili bir kültürün, sistemin olanakları içinde hapsolmaları. Olasılıklar denizini fark edecek, deneyimleyecek özgürlük hissinden kopuk olmaları.”

Peki, müfredat neye dayanmalı, neler kıstas alınmalı? “Müfredatı büyük ölçüde, kurumun öğretim elemanlarının uzmanlık alanlarının belirlemesi gerektiğini düşünüyorum. Uzmanı olmadığı konuyla ilgili çalışıp ders vermeye çalışan bir hocanın yararlı olacağını düşünmüyorum. Akademik süreçlerinde belli kuram ve yöntemlere yönelen hocalardan azami yararlanılmalı. Eksik konular da dışarıdan uzmanlarca desteklenmeli.”

Aylin Aydoğdu, Türkiye’nin ilk ve tek profesyonel üniversite tiyatrosu olan Tiyatro Anadolu’nun kurucularından.

KURUMSALLIK İLE ÖZGÜNLÜĞÜN ÇELİŞKİSİ

Eğitmenin estetik ölçütünün ve ideolojisinin, öğrencileri, sanatçıları yönlendirebileceğini söyleyen Aydoğdu, bunun sınırlamaya yol açmaması gerektiğine dikkat çekiyor. Burada söz, akademinin, sanat üretiminin özgürlüğüne ve özgünlüğüne etkileri konusunda sistemin çelişkisine geliyor. Kurumsal bir yapıya sırtını dayamayan herhangi bir şeyin varlığını sürdürmesinin mümkün olmadığını, kurumsal yapıya kabul edildiğinde de özgürlüğünden ve özgünlüğünden taviz vermek durumunda kaldığını söylüyor. Her şeye rağmen umut, sanatın kendisinden geliyor: “Yine de sanatla iştigal eden akademisyenler bu alanı korumak için uğraşıyor.”

Aydoğdu, tiyatro eğitiminin gelişme çizgisine bakınca, “Sanat, felsefeden ve ideolojilerden de beslenir. Sahne sanatlarında yöntemin önemi büyüktür. Bilginin daha ulaşılabilir hale gelmesiyle bu alanlarda dünyadaki gelişme, tiyatro eğitimine de olumlu yansıdı” diyor. Aydoğdu, “Mezunlarınızın piyasadaki çalışmalarına baktığınızda okuldaki eğitim, hayatı ne kadar karşılıyor?” sorusunu şöyle yanıtlıyor: “Dünyada ve ülkede şartlar çok zorlayıcı çok vahşi. Hayatın başlangıçtaki istek hayal ve ideallerimizi karşılamadığı kesin. Okulda hayatı karşılayacak bir eğitim? Hayal edemedim.”

Kendisinin temel nosyonunu, öğrencilerine vermeye çalıştığı bakış açısını şöyle tarif ediyor: “Benim yaklaşımım ve talebim öncelikle iktidar ilişkisi kurmamak; göz hizasında, sahtelikten uzak, yalansız, samimi bir ilişkiyi var edebilmek. Tiyatronun, oyunun, sanatın ancak bir gönüllülük çerçevesinde yapılabileceğini, kolektif bir iş olduğunu anlatmak. Olasılıkların sonsuzluğunu, varsaymalarını sağlamak. Kendilerine koydukları engelleri fark ettirip önlerini açmak. Kendilerini ve yaşamı dönüştürme değiştirme gücüne sahip olduklarını hatırlatmak. Ve işlerine yarayacağını düşündüğüm ne varsa esirgemeden paylaşmak.”