“Ebru, bugün modern terapi odalarında ruhsal bir ayna vazifesi görüyor”

İlgili Yazılar

Perde Açılıyor, Kültür Yolu Mardin’e Uzanıyor: 17-24 Ekim’de Türkiye’nin Sanat Takvimi

Ekim'in üçüncü haftası, Türkiye'nin kültür-sanat takvimi için bir kavşak:...

Maceraperest bir mimarın objektife yansıyan yaşamı: Arif Hikmet Koyunoğlu

Resme yeteneğini Osman Hamdi Bey keşfetti, 1903’te henüz 10...

Sanatçı TUNCA’dan Kentsel Hafızaya Pencere: “Yan Yana”

Kahve Dünyası’nın kamusal alandaki çağdaş sanat projesi Yanköşe, 12’nci...

3-10 Ekim’de Caz, Festival, Sergi ve Sahne Bir Arada

Ekim ayının ilk haftası, Türkiye'nin kültür-sanat gündemini dört koldan...

PAYLAŞMAK GÜZELDİR!

Geleneksel ebru sanatının kadim bilgeliği, modern psikolojinin bilimsel derinliğiyle suyun yüzeyinde buluşuyor. Klinik psikolog ve ebru sanatçısı Ezgi Turan ile fırçadan damlayan renklerin ruhsal onarımdaki mucizevi etkisini, ebru teknesinin kurumsal hayattan klinik tedaviye uzanan iyileştirici gücünü ve sanatın sığınılacak en güvenli liman oluşunu, Sanat Terapisinde Ebru kitabı ekseninde derinlemesine bir yolculuğa çıkarak konuştuk.

 

SÖYLEŞİ: EBRU KAŞLI

E-Bülten'e Abone Olun

Sanata dair seçkiler ve yeni içeriklerden ilk siz haberdar olun.

 

Hayatımızda birtakım olumsuzlukları yaşadığımızda sığındığımız ilk güvenli liman neresidir? Bir tablonun sizi alıp sarmaladığı içsel bir yolculuk, belki bir şarkının sözlerindeki kendi hikâyemiz, bir film sahnesinden anılarımıza yolculuk, tiyatroda bir replikten çıkardığımız hayat dersi ya da sayfalarca okuduğumuz cümlelerde aradığımız yeni hikâyeler… Şu an bu yazıyı okuyorsanız ve elinizdeki İthaf Sanat dergisinin sayfaları arasında dolaşıp sanata dair nice değerli paylaşımı merakla inceliyorsanız… Evet, sizin de o güvenli limanınız sanat… Sanatın yer aldığı alanı paylaşıp şifa bulmak için merak edip peşine düşüyoruz.

Keyifle dergimizin sayfaları arasında gezerken merakımız mutluluk olmuyor mu? Diyoruz ya: “Sanat iyileştirir.” Onun estetik yanını psikolojinin bilimsel yönüyle destekleyerek ortaya çıkan sanat terapisi, artık ruhumuzun önemli bir onarım ihtiyacı. Yeni bir yılı umutla karşılarken bir kez daha sanat ile şifalanalım diyerek sanat terapisinde geleneksel sanatımızın eşsiz örneklerinden ebrunun kullanımını konuşacağız.

Klinik psikolog ve ebru sanatçısı Ezgi Turan, Sanat Terapisinde Ebru – Kültürden Kliniğe Ebru Sanatı isimli yeni kitabında ebru teknesindeki renkler arasında şifa arayışımızı incelemiş ve rehber niteliğinde harika bir kitap hazırlamış. Haydi o zaman, renklerin sudaki dansının şifasını keşfedelim…

Yazarımız Ebru Kaşlı, Klinik Psikolog ve Ebru Sanatçısı Ezgi Turan ile sanatın estetik yanını psikolojinin bilimsel yönüyle destekleyen sanat terapisini ve sanat yolculuğunu konuştu.

EVDEKİ BOYALAR, TUVALLER, TABLOLAR ARASINDA BÜYÜDÜM

Sizin için sanatın öyküsü ne zaman başladı?

Birey olarak kimliklerimizi kazanmaya başladığımız süreçte etrafınızda olup bitenlerden, gördüğünüz ve yaşadığınız alandan elbette etkileniyorsunuz. Beni de etkileyen, ailemin bu ortamı sunmasıydı. Annemin resim, babamın müzik alanındaki ilgilerinden etkilendim. Evdeki boyalar, tuvaller, çizimler ve tablolar arasında büyüdüm. Bir de özgür diyebileceğim; sokağa, bahçeye çıkabilen bir çocukluktan mahrum kalmamam, evde kendi kendimi regüle edeceğim, oyundan bir adım öte uğraşlar bulmama da vesile oldu. Henüz yolun başında, sanatsal yaratıcı sürecin gerçeklikle baş etme sürecinde bir kapı açacağını fark etmişim.

Eğitimimi güzel sanatlar alanında sürdürürüm diye düşünüyordum. En çok istediğim alanların başında psikoloji ve güzel sanatlar olmasına rağmen süreç farklı işledi. İstanbul Üniversitesinde  çalışma ekonomisi lisansı ve psikoloji yan dal eğitimi aldım. Sanat hep aklımdaydı.

RİTÜELLERE DAYANAN BİR SANAT

Bu sanatsal yolculukta ebrunun renkleriyle tanışmanın da bir öyküsü var mı?

Üniversiteye ilk başladığımda teyzemle birlikte Mimar Sinan eseri olan Caferağa Medresesine yaptığımız gezide ortamın mimari ve mistik yapısı beni çok etkiledi.  Caferağa Medresesi; Geleneksel Türk Sanatlarının tanıtıldığı, sanatsal faaliyetlerin ve eğitimlerin gerçekleştirildiği kıymetli bir yerdi benim için. Medresedeki o küçük odalarda herkes kapanmış bir şeyler yapıyordu. Ebru tekniğini ilk orada gördüm ve hem ortamdan hem tekniğin kendine has özelliklerinden çok etkilendim.

Ritüellere dayanan bir sanat. Malzemesinin hazır satılmaması; yoğun bir hazırlık, çaba, özen gerektiriyor. Malzemeyle bir ilişki kurdum. Sonra tekniğe hayran oldum. Bu çok ironik; uzaktan her ebru benzer görünür ancak aynısını yapmak imkânsızdır. Zaman akışının yavaşladığı, sabrın şart olduğu,  kontrolsüz, belirsiz ve tesadüfi bir alanın varlığına ön kabul gerektiren bir sanat. Sanat yapıyor olmanın rahatlatıcı bir etkisi olduğunu zaman içinde keşfettim. “Yapayım, sergileyeyim” değil, “Yapayım, rahatlayayım” düşüncesiyle ebrunun peşine düştüm. O gün ebru kursuna kaydımı yaptırdım.

Önce ebru mu, sanat terapisinden ebruya yolculuk mu?

Üniversitede yan dal olarak psikoloji eğitimine ve ebru kursuna birlikte başladım. Yürekten istediğim iki hayalime bu şekilde kavuştum. Psikolojinin temel alan derslerini aldım. Benim zihnimde bu iki eğitimim birleşmişti. Ancak 2015 yılında aldığım Ruhsal Bozukluklarda Sanat Psikoterapileri eğitimiyle birlikte, aslında ebrunun sezgisel olarak hissettiğim terapötik özelliklerinin bilimsel dayanaklarını öğrendim. Sonrasında klinik alandaki yetkimi artırabilmek için psikoloji lisansı ve klinik psikoloji yüksek lisans eğitimlerini aldım. Ebrunun yapan kişi üzerindeki güçlü etkilerini deneyimledikten ve gözlemledikten sonra ebrunun terapötik kullanımı hayatıma girdi.

Ebrunun dönüştürücü ve değişime davet eden özelliklerinin bilimsel altyapısını anlamaya çalıştım. Ebrunun kültürel bağlamda uygulama pratiklerinin sakinleştirici ve dönüştürücü etkisini cebimize koyup kuramsal bir çerçeveyle psikiyatri kliniklerine taşımak tedavi sürecinin bir parçası haline gelmesine ve iyileştirici etkisinin somut olarak gözlemlenebilmesine olanak tanıdı. Ebruyu sanat terapisinde ve kurumsal psiko-eğitimlerde terapötik amaçlı kullanmam atölyecilik geleneğinden gelen sanatçı yönümle klinisyen oluşumun meyvesidir.

MEZBAHADAN ÖDÜ ALIP BENMARİ USULÜ KAYNATIRDIM

Ebru sanatında hızlı ilerleme gösterebildiğinize göre yeteneğiniz de varmış demek…

Yok, çok çalıştım; yetenekten değil. Ben kursa başladığım an bütün malzemeleri aldım. Ailem de destekledi. Salonun ortasındaki yemek masası benim boya ezme masamdı. Ebru malzemelerinden ödün o kötü kokusu evin içine sinmişti. O zamanlar mezbahaya gidip ödü alıp benmari usulü kaynatırdım. O kötü koku bütün sokağa yayılırdı. Odadaki küçük alanda malzemelerimi kendim yaparak sabahlara kadar ebru çalışırdım. Her malzemeyi denemiştim. Öğrenciyim, hiçbir sorumluluğum yok. Aklımdaki tek şey ebru; yani şu anki hâlimi düşündüğümde çocuklar var, para kazanmak, yaşamın biriktirip bize yüklediği dertler, dünya kadar düşünceler zihnimizde… Ama o yaşta pirüpak bir zihin, sapasağlam bir beden; hiçbir derdim yok. Baktığım her yerde ebru görüyordum. Bu sayede evet, çok hızlı bir ilerleme oldu. Çok fazla yüzeye çok farklı materyallerle ebru yaptım; gelenekli bir sanatın modern uygulamaları üzerine de çok mesai harcadım.

Sanat, yeteneğin dışa vurumu mu yoksa yaşamın getirilerine ya da götürülerine karşı bir sığınak mıdır?

Doğuştan gelen becerinin sanat yapmaya yeteceğine inanmıyorum. Yeteneğin beslenmesi, çalışılması, çalıştırılması gerekiyor. Kimilerinin yatkınlığı var tabii ki. Görme biçimlerinde farklı bir bakış açısı var. Buna yaratıcılık dersek eğer, yaratıcılık hepimizde var. Kitapta da o anlattığım; insanın doğuştan getirdiği bir yaratıcı olma becerisi var. Hayatta kalabilmesi buna bağlı zaten. Psikolojik olarak iyi olması, sağlıklı bir şekilde yola devam edebilmesi de hep bu yaratma becerisine bağlı.

Sanatçılara bakıp “Bu insanlar neden sanat yapıyor?” diye düşündüğümüzde; en basit hâliyle hayatta kalabilme, yola devam edebilme gayretidir diyebilirim. Sanat yapan insanların birçoğunda bazı duyguların daha taşkın olduğunu görebiliriz. Demek ki bu insanlar estetik bir kaygıyla sanat yapmıyor, yaşam şekilleri yaptıklarına yansıyor. Sanatla yaşamlarını devam ettirmiyor olsalardı muhtemelen çok daha zor ve ızdırap dolu bir hayatları olacaktı. İşte sanatın aslında kurtarıcı bir işlevi var ve sanatçı zaten bunu farkında olmadan yapıyor. Sanat üretimi yapıyorsan bir yerlerde taşımakta zorlandığın bir duygun var ve onu aslında sanat aracılığıyla taşıyabiliyorsun. Sanat orada bir araç oluyor. Sanat senin için o duygunu taşıyan bir kap gibi oluyor. Sen onu taşıyamıyorsun; sanatla beraber sanat nesnene aktarıp taşıttırıyorsun.

Ebruyu öğrendiği ilk günlerde çok yoğun çalıştığını anlatan Ezgi Turan, “Uzaktan her ebru benzer görünür ancak aynısını yapmak imkânsızdır” diyor.

Sanatın iyileştirici gücü nasıl keşfedildi? Bu iyileşme sürecine sanat dalları nasıl dahil oldu?

Sanat terapisinin çıkış noktası 1940’lara dayanıyor. Amerika’da ve Avrupa’daki birçok ülkede sanatın iyileşme sürecinde kullanımı eş zamanlı çıkıyor. Herkes aynı anda birbirinden haberdar değil ama dünya çapında yaşanan ortak yıkımlar var. Savaşların sonrasında toplumsal onarım ihtiyacı, sanatın psikoterapide kullanımına olanak sağlıyor. İngiliz sanatçı Adrian Hill, tüberkülozla mücadelesinde sanatın tedavisindeki olumlu etkilerini keşfeder. Freud’un bilinç dışı kavramı üzerine giderek “Bu alanı ne etkileyebilir?” diye bakılıyor. Sanatsal ifadenin bilinç dışına sözden daha yakın olduğu fark ediliyor.

Sanat terapisi çatısı altında dans ve hareket, müzik, resim, heykel, seramik ve ebru gibi kapsamın içine giren görsel sanatlar ile şiir gibi alt branşlar yer alır.

Ayrıca birden fazla sanat dalının birlikte kullanıldığı intermodal dışa vurumcu sanat terapistleri var. Onların yaklaşımı, bütün sanat dallarının yaratım sürecinde bir ifade aracı olabileceği yönünde. Müzik ve hareket/dans hep insanlıkla beraber var olan ve gelişen yaratımlar. Bunların hepsi aslında öğretilmeyen, içsel olarak zaten var olan duygular. Önemli olan bu duyguların çıkış kaynağını kuramsal dayanaklara bağlayarak yerinde kullanıp değerlendirmek.

Ezgi Turan, Siyami Ersek Hastanesi çocuk servisinde bir yıl çocuklarla psikososyal destek kapsamında ebru atölyeleri düzenledi. Transaksiyonel Analiz ve sanat terapisinde ebruyu kullanarak 2015 yılından bu yana kurumsal şirketlere ebru sanatıyla deneyim odaklı psiko-eğitimler veriyor.

Ebrunun sanat terapisine dahil olma süreci nasıl gelişti? Geleneksel Türk sanatı olarak bilinmesine rağmen uluslararası sanat platformunda önemli bir yeri var. Kullanım alanı ne kadar geniş?

Araştırmalarımda yurt dışında terapi amaçlı bir kullanıma rastlamadım. Çok yeni, Rusya’dan aldığım bir mesajda hastanede ebru sanatını kullandıklarını belirtip kitabımı incelemek isteyen çıktı. Kitabım aracılığıyla daha çok ilgilenene ulaşabilmek çok değerli. Benim 2000’de hem ebru yapan hem de psikoloji okuyan zihnim bu iki kavramı bir araya getirmişti. Ancak yine o tarihlerde ülkemizin en eski ve değerli ebru sanatçılarından Hikmet Barutçugil hocamız da Suyun Renklerle Dansı kitabında ruhsal hastalıkların tedavisinde ebrunun kullanımına ilişkin yaşadığı kendi deneyiminden söz eder. Doğrusu ebru yapan ve biraz da insan davranışlarını anlamaya çalışan herkes aslında içsel olarak bu bağı kurmuştur.

Söyleşimizin sonunda yeni yıl kararları ile ilgili bir soru sormak isterim. Her yeni yılın öncesinde kendimize verdiğimiz bazı sözler, hedefler, planlar olur. Alacağımız kararların içinde sanata yer vererek yaşamımıza nasıl katma değer sağlarız?

Evet, madde madde sıralamayı çok severiz. Ben düşündüğümde sıraya ilk “kendimize şefkatli olmayı” koymak isterim. Şu an olduğum hâlimi daha iyi hissettiğim, daha huzurlu, daha mutlu hissettiğim hâle taşıyacak olan nedir? 50 kitap değil de 20 kitap okuyayım. Bütün kurslara dâhil olmak değil de şimdiye kadar yaptıklarımla nasıl daha iyi hissedebilirim? Elimdeki malzemeler bunlar, yeni bir malzeme almadan ben bu malzemelerle ne çıkarabilirim? Benim bu sene kendimden beklentim bu.

Kendimizle rekabete gerek yok. Bizi rekabete sokan taraf, içsel ebeveynimiz ya da yaşadığımız dünyanın beklentisi. Başkalarının beklentisini karşılamaya çalışıyoruz. Şu an olduğumuz hâlimize tamamız ama bunu kabul etmek için ne yapabiliriz? Bu konuda söyleyebileceğim ikinci nokta da “ilişkilenme”. Sanatla da bir ilişki var. Dolayısıyla ilk adım çoğu zaman “sanat yapmaya başlamak” değil, “hayatında zaten var olan sanatı fark etmeye başlamak” olur. Bu fark ediş bile bir öz kaynakla karşılaşmak anlamına gelir. Çünkü sanat dediğimiz şey özel bir yetenek alanı değil; insanın varoluş boyunca kullandığı en eski düzenleme mekanizmalarından biridir.