Görsel bir hafıza ve özgün bir anlatı katmanı olan Osmanlı kalem işleri ile duvar resimleri, günümüzde yanlış restorasyon yaklaşımları ve vandalizm kıskacında yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Selimiye Camisi’nin hem Osmanlı hem de dünya mimarlık tarihi içindeki ayrıcalıklı konumu, restorasyon sorunlarının kamuoyunun gündemine taşınmasını kolaylaştırdı. Ancak yanlış ve özensiz restorasyon uygulamalarının birçok örneği var.
YAZI: DR. MUZAFFER KARAASLAN
E-Bülten'e Abone Olun
Sanata dair seçkiler ve yeni içeriklerden ilk siz haberdar olun.
Kalem işleri ve duvar resimleri, bir yapının sadece estetik tamamlayıcısı değil, bununla birlikte döneminin ruhunu, beğeni dünyasını ve ustalık anlayışını yansıtan özgün bir anlatı katmanıdır. Mimariyi bütünleyen bu eserler, sanat ile zanaat arasındaki hassas dengede şekillenen ustalığın izlerini taşır ve geçmişin görsel hafızasını bugünlere aktarır. Bu nitelikleriyle kalem işleri ve duvar resimleri, aynı zamanda korunması en hassas mimari yüzeyler arasında yer alır. Bir sanat eserinin gelecek kuşaklara ulaşabilmesi, doğru koşullarda korunmasına ve gerektiğinde nitelikli müdahalelerle onarılmasına bağlıdır. Ancak vandalizm, savaşlar ve uluslararası koruma ilkeleri ile bilimsel veriler doğrultusunda belirlenen yöntemlerin uygulama aşamasında tam olarak karşılık bulamaması, zaman içinde eserlerin zarar görmesine hatta yok olmasına yol açabilmektedir. Bu sorunların en belirgin biçimde yaşandığı alanlardan biri de kalem işleri ve duvar resimleridir. Son aylarda Edirne Selimiye Camisi’nin ana kubbesindeki kalem işleri üzerine yaşanan tartışmalar, hem bilim çevrelerinin hem de kamuoyunun dikkatini çekmiş ve geniş ölçüde tepkiye neden olmuştur. Yapının ana kubbesindeki kalem işlerinin klasik Osmanlı sanat anlayışını yansıtmadığı gerekçesiyle silinme düşüncesi ve yerine dönemin estetik anlayışına atıf yapan, ancak günümüzde tasarlanan yeni kalem işlerinin uygulanmasının gündeme gelmesi, yanlış restorasyon yaklaşımlarını bir kez daha görünür kılmıştır.
Selimiye Camisi Yıldız Fotoğraf Albümü İstanbul Üniversitesi Koleksiyonu
VARSAYIMLARA DAYANAN ÖNERİLEN TASARIM
Kalem işleri açısından dikkat çeken bir diğer önemli nokta, yapılan araştırmalar doğrultusunda Selimiye Camisi’nin ana kubbesinde klasik döneme ait bir kalem işi izine rastlanmamasıdır. Bu durum, önerilen tasarımın somut verilerden ziyade varsayımlara dayandığını göstermektedir. Burada tarihsel süreci hatırlatmak önemlidir. 1752 yılında Edirne’de meydana gelen büyük deprem, kentteki birçok yapıda olduğu gibi Selimiye Camisi’nde de ciddi hasarlara yol açmıştır.
Ana kubbedeki kalem işlerinin, Osmanlı Devleti’nin geç döneminde yenilendiği ancak dönemin Batılı üslubu yerine geleneksel motiflerin tercih edildiği ve klasik Osmanlı repertuvarıyla uyumlu bir tasarım anlayışının benimsendiği anlaşılmaktadır. II. Abdülhamid dönemine ait fotoğraf albümlerinde de caminin kubbesi ve buradaki kalem işleri açık biçimde belgelenmiştir. Bu bağlamda günümüzde var olan ve Osmanlı döneminde yapıldığı dönem belgeleriyle kanıtlanabilen kalem işleri dururken, tarihsel dayanağı olmayan hayali bir tasarımın UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan bir camiye uygulanma çabasının yanlışlığı bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
Ankara, Dedebayrak Evi Kalem İşleri
Foto: S. Ögel
AYRICALIKLI KONUMU SAYESİNDE GÜNDEM OLDU
Selimiye Camisi’nin hem Osmanlı hem de dünya mimarlık tarihi içindeki ayrıcalıklı konumu, restorasyon sorunlarının kamuoyunun gündemine taşınmasını kolaylaştırmıştır. Ancak Osmanlı dönemine ait kalem işleri ve duvar resimlerine yönelik koruma problemlerinin varlığı, yanlış ve özensiz restorasyon uygulamaları ve insan kaynaklı olarak yok edilen pek çok eserin bulunduğu gerçeği, kamuoyunda yeterince tartışılmamaktadır. Bu durumu somutlaştırmak için farklı kentlerden birkaç örneğe değinmek yerinde olacaktır.
ANKARA DEDEBAYRAK EVİ
Bunlardan ilki Dedebayrak Evi’dir. Dedebayrak Evi, Ankara’nın günümüze ulaşamayan önemli sivil mimarlık örneklerinden biridir. 2016 yılında, yapıdaki kalem işleri ve duvar resimleri üzerine kaleme aldığım makale sürecinde, ahşap yüzeylere işlenen nakışların çalındığını öğrenmiştim. Aynı dönemde yapının mevcut durumunun oldukça kötü olduğunu ve onarılmadığı takdirde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu da belirtmiştim. Gelinen noktada, çevre düzenlemesi kapsamında Dedebayrak Evi tamamen yıkılarak ortadan kaldırılmış ve böylece geri dönülmez biçimde kaybedilen yapılar arasında yerini almıştır. Osmanlı’nın geç dönemine ait kalem işleri ve yapı tasvirleri ise Semra Ögel ve Mahmut Akok gibi araştırmacıların zamanında belgelediği fotoğraflar sayesinde günümüze ulaşabilmiştir. Dedebayrak Evi, Ankara’dan verilebilecek örneklerden yalnızca biridir. Ne yazık ki hem yapı sahiplerinin ilgisizliği hem de yerel yönetimlerin özensiz tutumları, bu tür yapıların ve üzerindeki kalem işlerinin yok olmasına neden olmuştur.
Kocaeli, Demirciler Konağı Kalem İşleri
Salt Arşiv
KOCAELİ DEMİRCİLER KONAĞI
Yerel yönetimlerin üstlendiği ancak yalnızca sonuca odaklanan projeler arasında kaybolan yapılardan biri Kocaeli’deki Demirciler Konağı’dır. Yapının 1825 yılında inşa edildiği, iç mekândaki duvar resimleri ve kalem işlerinin de bu döneme ait olduğu düşünülmektedir.
Yıllar içinde yeterince korunamayan ve tahrip olduğu gerekçesiyle tamamen yıkılan yapı, bir rekonstrüksiyon projesi kapsamında yeniden inşa edilmiştir. Ancak bu süreçte, mimariyle birlikte yapının özgün duvar resimleri ve kalem işleri de bütünüyle yok olmuştur. Yerine yapılan bezemeler ise orijinalinden uzak, zayıf bir kopya niteliği taşımaktadır.
Demirciler Konağı’ndaki bezemelerin özgün hâlleri, günümüze Salt Arşivi’nde yer alan Cengiz Bektaş’ın çektiği fotoğraflar ile İnci Kuyulu Ersoy ve Esra Çelik’in Kocaeli üzerine kaleme aldığı makaledeki görseller aracılığıyla ulaşabilmiştir.
Koruma sorunlarının yaşandığı bir diğer yapı ise Ürgüp’teki Sucuoğlu Konağı’dır. Yapıdaki duvar resimlerinin üzerine boya sürülerek ya da kazıma yoluyla yazılar yazılması, Türkiye’nin pek çok kentinde karşılaşılan vandal tutumların tipik örneklerinden biridir. Duvar resimleri ve kalem işlerinin üzerinin boyanması ya da kazınması, belki de en sık rastlanan koruma problemleri arasında yer almaktadır. Bu tür müdahaleler, bezemelerin büyük ölçüde zarar görmesine ve bazı bölümlerde geri dönüşü güç tahribatların oluşmasına yol açmaktadır. Pelin Şahin Tekinalp’in yapıdaki koruma sorunlarına değindiği çalışması, duvar resimlerinin uğradığı tahribatı müdahale öncesi ve sonrası görüntülerle açık biçimde ortaya koymaktadır.
Koruma tartışmalarında en sık göz ardı edilen noktalardan biri, en görünür olan mimariyi merkeze alan ve yapının yalnızca “sağlam” biçimde ayakta durmasının yeterli olduğu fikridir. Oysa kalem işleri ve duvar resimleri, korunması gereken bağımsız birer sanat türü olarak mimari kadar önemli ve onunla eş değer bir değere sahiptir. Bu bezemelerin yok olması ya da niteliksiz müdahalelerle geri dönülmez biçimde zarar görmesi, yapının tarihsel ve sanatsal bütünlüğünü zedelemektedir. Selimiye Camisi’nden Dedebayrak Evi’ne, Demirciler Konağı’ndan Sucuoğlu Konağı’na uzanan örnekler, bu alandaki kayıpların veya olabilecek kayıpların çoğunlukla yanlış müdahaleler ve uzmanlık eksikliğinden kaynaklandığını açıkça ortaya koymaktadır. Kalem işleri ve duvar resimlerinin korunması, ancak bu alanda eğitim almış, deneyim sahibi uzmanların, belgeleme ve bilimsel veriler ışığında yürüttüğü çalışmalarla mümkün olabilir. Gerçek koruma-onarım, sadece yapıyı ayakta tutmakla değil, onu oluşturan tüm sanat katmanlarını birlikte ve bilinçli biçimde yaşatmakla anlam kazanır.