Alis Çalışkan: “Yerli oyun yazarlığında patlama var”

İlgili Yazılar

Perde Açılıyor, Kültür Yolu Mardin’e Uzanıyor: 17-24 Ekim’de Türkiye’nin Sanat Takvimi

Ekim'in üçüncü haftası, Türkiye'nin kültür-sanat takvimi için bir kavşak:...

Maceraperest bir mimarın objektife yansıyan yaşamı: Arif Hikmet Koyunoğlu

Resme yeteneğini Osman Hamdi Bey keşfetti, 1903’te henüz 10...

Sanatçı TUNCA’dan Kentsel Hafızaya Pencere: “Yan Yana”

Kahve Dünyası’nın kamusal alandaki çağdaş sanat projesi Yanköşe, 12’nci...

3-10 Ekim’de Caz, Festival, Sergi ve Sahne Bir Arada

Ekim ayının ilk haftası, Türkiye'nin kültür-sanat gündemini dört koldan...

PAYLAŞMAK GÜZELDİR!

Alis Çalışkan’ın pandemi döneminde yazdığı Herkes Kocama Benziyor, temizlikçi Ayten’i yaşatan Pınar Güntürkün’e 2022 Afife Ödülü’nü kazandırmıştı. Güntürkün ile birlikte Temsili Sahne’yi kuran Çalışkan, birçok topluluktan yeni metinler çıktığını belirtiyor; “Tek kişilik oyunların bu kadar artması, bireysel hikâyelerimizin içinden politik olana uzanmaya çalışmamızdan. Bir nebze de telif sıkıntısından” diyor.

 

SÖYLEŞİ: DUYGU ÖZSÜPHANDAĞ YAYMAN

E-Bülten'e Abone Olun

Sanata dair seçkiler ve yeni içeriklerden ilk siz haberdar olun.

 

Alis Çalışkan, yeni zamanların üretken temsilcilerinden. Pandemi döneminden bu yana sahnelenen Herkes Kocama Benziyor, oyuncusu Pınar Güntürkün’e 2022 Afife Tiyatro Ödülleri’nde Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu ödülünü kazandırdı. Çalışkan’a göre bir süredir yerli oyun yazarlığında büyük bir patlama var. Bireysel dertleri paylaşma ihtiyacının, bir nebze de telif sıkıntısının bunda etkili olduğunu belirten Çalışkan, “Tek kişilik oyunların bu kadar artması, bireysel hikâyelerimizin içinden politik olana uzanmaya çalışmamızdan. Bir nebze de telif sıkıntısından. Bağımsız tiyatroların, telif ödemeden bile ekonomik yükleri çok ağır” diyor. Kalıcılığı ise metnin nitelikleri belirliyor. Bir metnin sahneye her aktarılışında yeniden üretildiğini söyleyen, ona bakan bir düzine insanın aynı şeyi anlamasını bekleyemeyeceğimizi belirten Çalışkan, şöyle devam ediyor: “İyi metinler bize bunu yapıyor. Her okumada başka bir parçayı elimizde tutuyor ve puzzle’ı tamamlamaya yaklaştığımızı sanıyoruz ama her parça bizi başka bir ihtimale götürdüğü için asla tamamlanmıyor.”

1997 İzmir doğumlu Alis Çalışkan, 2020 yılında İstanbul Üniversitesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümünden mezun oldu. O zamandan bu yana; Herkes Kocama Benziyor, Sanki Hiç Unutmayacakmış Gibi, Hakan Emre Ünal’la beraber yazdığı N’olcak Bu Yusuf Umut’un Hali ve Aşağıdaki Pencere’yi yazdı. 2024 yılında Güntürkün ile beraber Temsili Sahne tiyatro topluluğunu kurdular. Grubun ikinci ve yeni oyunu Aşağıdaki Pencere, bu yıl İKSV İstanbul Tiyatro Festivali’nde prömiyer yaptı.

“DRAMATURG, METİNLE SAHNE ARASINDA AĞ ÖRER”

 

Oyun yazarlığının temel dinamikleri nelerdir?

Her yazım ediminin dinamikleri gibi karakter, çatışma, olay örgüsü olarak sıralayabileceğimiz şeyler tabii… Fakat özellikle oyun yazarlığı hakkında konuşmak gerekirse tiyatro, başka hiçbir şeyde bulunmayan bir şeyi içeriyor: Teatrallik. Teatralliğin tanımını yapmak biraz zor, kendimce ona oyunsu diyorum. Biraz şu, içinden palyaço fırlayan kutuya benziyor.

Görünürde sadece bir kutudur ama içinden birden bir palyaço fırlayıverir ya da iki gözcü, surlarda bir hayalet hakkında konuşmaktadır ve birden sahnede, gözlerimizin önünde hayalet belirir. Sahnede, o pek de büyük olmayan genişlikte gösterebileceğiniz veya anlatabileceğiniz sonsuz ihtimal, bana kalırsa temelde teatrallik sayesinde var.

Bir oyun metni kâğıt üstünden sahneye nasıl taşınır? Dramaturjinin rolünü nasıl tarif edersiniz?

Aslında şöyle özetleyebiliriz: Bir metin, sahneye her aktarılışında yeniden üretilir. Masa başındaki ilk provalarda yani metnin sesli olarak okunduğu ilk aşamada metin de yazarından yavaş yavaş kopmaya başlar. Giderek herkese; oyuncu, yönetmen, tasarımcılara ve temelde sahneye ait olur. Bu noktada ekibin birbirini anlaması çok önemli. Aksi halde bir fecaatle karşılaşılabilir. Çünkü her metin, özellikle iyi metinler, durmadan anlam üreten mekanizmalardır. Dolayısıyla ona bakan bir düzine insanın aynı şeyi anlamasını bekleyemeyiz. Dramaturjinin ve dramaturgun işlevi burada başlar. Dramaturg, metindeki boşluklar ve sorularla ilgilenir. Sorular sorarak metinle sahne arasında bir ağ örer. Bu ağ önce yönetmen, oyuncular ve tasarımcılara ve nihayetinde seyirciye açılır. Dramaturjinin diğer unsurlardan farkı da bu: Seyircinin bir metni nasıl alımlayacağını belirlemek. Tabii, sahneleme sürecinde bir dramaturgla çalışmaya mecbur musunuz? Hayır, değilsiniz. Ama bana kalırsa iyi bir dramaturji sürecinden geçmiş oyun çoğu zaman kendini belli ediyor.

İyi bir metnin ayırt edici yanları nedir? İzleyicide bunun yansımalarını nasıl gözlüyorsunuz?

Metin, özellikle iyi metinler, sürekli anlam üreten bir mekanizmadır, demiştim. Eğer anlam bitmiyorsa hâlâ bakmaya ve kurcalamaya değer bir şey vardır. Shakespeare’in metinlerini düşünelim. Sadece kendi zamanından bu zamana dek sahnelenmiş ve sahnelenmeye devam eden önemli yazarlardan biri olduğu için değil, bu metinlerde ne var da hâlâ sahnelenmeye devam ediyorlar? Aslında Shakespeare birçok oyununda bir mekanizmayı açık ediyor. Aileyi, krallıkları, ilişkileri… Fakat bu mekanizmalara karakterler ve olaylar üzerinden o kadar fazla açıdan perspektif açıyor ki izlerken, okurken kendinizi sürekli sorgulama edimi içinde buluyorsunuz. Venedik Taciri’ni ilk okuduğumda Yahudi bir tefeci olan Shylock’tan hiç hoşlanmadığımı hatırlıyorum. Onu birkaç okumadan sonra anladım. Sanırım iyi metinler bize bunu yapıyor: Her okumada başka bir parçayı elimizde tutuyor ve puzzle’ı tamamlamaya yaklaştığımızı sanıyoruz ama elimize aldığımız her parça bizi başka bir ihtimale götürdüğü için asla tam anlamıyla tamamlanmıyor.

Alis Çalışkan ve Pınar Güntürkün

“YAZMAK BİR OLASILIKLAR DENİZİ

 

Yazarı olduğunuz Herkes Kocama Benziyor’un ortaya çıkma hikâyesini, oyuncusu Pınar Güntürkün’den İthaf Sanat’ta yer verdiğimiz söyleşide dinlemiştik. Sizden de dinleyebilir miyiz?

Aslında oyunu yazmaya başladığımda üç kadın vardı. Pavyondaki bir assolist, pavyona şans eseri giren, sınıfsal olarak o dünyaya çok uzak bir kadın ve pavyon tuvaletçisi. O gün bir olay oluyor ve bir şekilde üçünün hikâyesi birbirine dolanıyordu ama yazmaya başladığımda tuvaletçi Ayten o kadar çok konuştu ki en sonunda tek başına kaldı. Yazmak, bir olasılıklar denizi. Bazen o denizde yüzerken sizi hiç ummadığınız bir kıyıya bırakabiliyor. Herkes Kocama Benziyor, Kadıköy Emek Tiyatrosunun pandemi sürecinde teras için tasarladığı İkinci Hayat projesindeki üç kısa oyundan biri olarak yer aldı. Pınar ve yönetmen Hakan Emre Ünal ile de yollarımız böyle kesişti. Proje bitince yeniden provaya girip oyunu şimdiki haline getirdik ve 2021’de prömiyerimizi yaptık. O zamandan beri de gidebildiğimiz kadar çok şehre gitmeye, seyircimizle buluşmaya devam ediyoruz.

Oyunların meselelerinin çağlara göre nasıl değiştiğini gözlüyorsunuz? Günümüzde hangi meseleler sahneye taşınıyor?

Her metin, yazıldığı dönem için başka bir anlam ifade ediyor çünkü güncel olanla ilgileniyor. Antik Yunan’da eski düzenin yerine yenisi inşa olurken Sofokles’e Kral Oidipus’u yazdıran itkiyle, Nazi Almanya’sının ideolojilerine karşı Brecht’e Kafkas Tebeşir Dairesi’ni yazdıran itki aynı. Günümüzde yani bulunduğumuz zeminden bakınca politik olan artık tek bir forma sahip değil. Çünkü sağ ve sol kadar görünür değil, daha örtük ve gizli. Artık iktidar dışımızdan ziyade içimizde. Özellikle Türkiye üzerinden bakarsam örneğin tek kişilik oyunların sayısının bu kadar artması, bireysel hikâyelerimizin içinden politik olana uzanmaya çalışmamızdan kaynaklanıyor gibi geliyor.

Çağdaş yazarlarının oyunları sahnede ne kadar yer buluyor? Özellikle yeni yazarlar sahnelenme imkânı bulabiliyor mu?

Bence bir süredir yerli oyun yazarlığında büyük bir patlama var. Birçok tiyatro topluluğu yazıyor, üretiyor, oynuyor… Bunda az önce bahsettiğim bireysel dertlerimizi paylaşma ihtiyacının önemli rolü olduğunu düşünüyorum. Belki bir nebze de telif sıkıntısı. Çünkü bağımsız tiyatroların, telif ödemeden bile ekonomik yükleri çok ağır. Bir de galiba yerli oyunların bu kadar artmasının nedeni seyirciyle aşinalık kurması… Her toplum, kendi sanatında benzerini bulma ihtiyacı içinde.