1980’den bu yana çağdaş sanat alanında üretimleriyle derin bir etkiye sahip olan Georg Baselitz, 20. yüzyılın ikinci yarısında Alman sanatı için adeta yeni bir anlatı ve kimlik inşa ediyor. Sakıp Sabancı Müzesindeki “Georg Baselitz: Son On Yıl” sergisi de onun yakın geçmişte ürettiği, yüze yakın anıtsal boyuttaki resim ve heykelden oluşuyor. Müzenin tüm galeri alanlarına ve bahçesine yayılan sergi, 2 Şubat’a kadar gezilebilir.
YAZI: DR. NESLİHAN UÇAR KARTOĞLU
E-Bülten'e Abone Olun
Sanata dair seçkiler ve yeni içeriklerden ilk siz haberdar olun.

Sanat ve Tasarım Fakültesi birinci sınıf öğrencisi olarak merakla gezdiğim ilk sergi, 2002 yılı sonbaharında Kazım Taşkent Sanat Galerisindeki “Bir Baselitz Retrospektifi 1958-2001” sergisiydi. O günlerde baş aşağı duran figürleriyle oldukça ilgimi çeken Georg Baselitz, yaşamı ve özgün üslubuyla zihnime kazınan bir sanatçı oldu.
Bugünlerde Baselitz yine bu şehrin özel bir konuğu olarak son 10 yılının eserlerini paylaşıyor. Yıllar sonra açılan sergi, bu nedenle benim için ayrı bir kıymet taşıyor. Sakıp Sabancı Müzesinin (SSM) ev sahipliğini yaptığı, uzman Sir Norman Rosenthal’ın küratörlüğünde sunulan “Georg Baselitz: Son On Yıl” sergisi, sanatçının çeşitli teknik ve malzeme kullanımıyla genişleyen üretimlerinin kapsamlı bir seçkisini sunuyor. Bu sefer SSM çatısı altındaki Baselitz ziyaretçileri, Boğaz’ın sessiz ve eşsiz bir noktasında Alman sanatçının yalnızca resimleriyle değil, heykelleriyle de baş başa kalıyor. Baselizt’le tarifsiz bir buluşmanın yaşandığı bu sergi, uzun bir ömre sahip olan bir sanatçının eserleriyle, çok fazla anlatı ve hatıra saklayan öyküsünü de aktarıyor.
1980’den bu yana çağdaş sanat alanında üretimleriyle derin bir etkiye sahip olan Baselitz, 20. yüzyılın ikinci yarısında Alman sanatı için adeta yeni bir anlatı ve kimlik inşa ediyor. İkinci Dünya Savaşı’nın trajedisine, “insan olma” fiili üzerinde açtığı yaralara tepki olarak kendine özgü bir sanatsal ifade geliştiren, bu yaklaşımıyla akıllara kazınan bir sanatçı olarak tanınıyor.

1969’dan beri kompozisyonlarında yer alan figürlerini baş aşağı resmeden sanatçı için bu yaklaşım, soyutlamayla figürasyon arasında bir yerde durmanın aracı oluyor. Böylece Baselitz hem gelenekselleşmiş tuval üzerine resim tekniğiyle arasına bir mesafe koyuyor hem de yeni bir ifade alanı yaratmış oluyor.
20. yüzyıl, sanatta kavramsalcı yaklaşımlar ve yeni düşüncelerle farklı malzemelerin ve yöntemlerin yoğun biçimde kullanıldığı bir dönem olarak hatırlanır; öyle ki, sanatçıların farklı ifade arayışlarıyla performanstan yerleştirmeye dek çeşitli aktarım dilleri ve alanları doğar.
Sanatçıların, bu yüzyılın toplumsal, politik ve kültürel değişimi içinde yarattıkları farklı sanat eğilimleriyle çoğalan yöntemsel çeşitlilikleri tuval geleneğini de sessizleştirir. Ancak 1960-80 aralığında Avrupa’da ve ABD’de bir grup sanatçının tuvali ve boyayı yeniden kullanmasıyla “Yeni Dışa Vurumculuk” eğilimi ortaya çıkar. Avrupa’da Markus Lüpertz, Francesco Clemente, ABD’de ise Eric Fischl ve David Salle gibi ressamlar bu eğilimi inşa eder; tuvalleri üzerinde öznellikleriyle tamamen bağımsız dünyalarını yaratmaya başlar. Georg Baselitz ise bu yaklaşımın en önemli Alman temsilcisi olur.

DIŞA VURUMCU RESİMSELLİK VE TEPETAKLAK OLMUŞ DÜNYANIN İZLERİ
“Yeni Dışa Vurumcu resim, sanatçıların öznel fantazi dünyasını, anı kırıntılarını ve korkularını, tarihsel olguların bireysel algısını ve yorumunu içeren bir resimdir” (Antmen, 2014, s. 265). Biçimsel kaygılardan öte üsluba dair özgürlükler öne çıkar. Birbirlerinden farklı imge dünyaları yaratmalarına rağmen Yeni Dışa Vurumcu sanatçıların ortak noktası, figür kullanımıdır. Baselitz de resimlerinde figürlerini ters resmederek bir anlamda tepetaklak olmuş bir dünyanın izlerini sunar. İlk denemesinden itibaren dikkati resmin konusundan “dışa vurumcu resimselliğine” çekmek isteyen sanatçı, üretimlerini bu şekilde yapmaya devam eder (Antmen, 2014, s. 263-265).
Tam da yukarıda bahsi geçen nedenlerle Baselitz’i yakından tanımak ve sanat dilini anlamak için 20. yüzyıl sanatı ve Yeni Dışa Vurumculuk eğilimini kavramak önemli bir adım oluyor. Baselitz de “Henry Geldzahler’e Açıklamalar” (1984) metninde bu ters resimlerine ilişkin şu ifadeleri kullanıyor (Antmen, 2014, s. 270):
“1968 yılına gelene kadar geleneksel resimde yapılacak ne varsa yaptığımı hissetmeye başlamıştım. Fakat geleneksel resme inanmadığım için zaten aldığım eğitim de geleneksel resme inanç duymamı engellediği için 1969 yılında sıradan, standart motifleri tepetaklak resmetmeye başladım. Ben resimlerimi içerikle olan bağlantısı açısından anlamdan bağımsız düşünmüşümdür hep, ayrıca çağrışımlardan da bağımsız.”

Sanatçının yakın geçmişte ürettiği yüze yakın anıtsal boyuttaki resim ve heykelden oluşan “Georg Baselitz: Son On Yıl” sergisiyse SSM’nin tüm galeri alanlarına ve bahçesine yayılıyor. Küratörün sade ve düzenli bir akışla kurguladığı seçki, izleyiciyi sanatçının farklı denemelere yer veren çeşitli serileri ve desenlerinden yayılan çeşitlilikle baş başa bırakıyor. Eser künyeleri dışında sergileme alanında hiçbir duvar yazısıyla bölünmeyen akış bir bakıma bireyi Baselitz’in evreninde anlamlardan bağımsız gezinmeye davet ediyor.
Serginin ilk salonunda izleyiciyi başlı başına üç ayrı seri karşılıyor. Sağ duvar daha renkli kompozisyonlarla bütünleşirken sol duvar mavi üzerine ağırlıkla siyah fırça darbeleriyle yaratılmış bir seriyi (2023) taşıyor.
Birbirine çok benzer eserlerden oluşan bu mavili serinin her parçası farklı bir anlatı taşıyor: “Şapkadaki Tüy”, “Kara Orman’da Tatil”, “Elektriksel Bir Sapma”, “Daha Hala Kasket Giyiliyordu”. Bu farklı serilerle çok davetkar olan ilk salon, siyah üzerine mor renkli desenlenmiş ters bir figürün ve yanında bir örtü hissi veren lekenin yer aldığı “Mor Kumaş” (2020) resmiyle sonlanıyor.
Bir sonraki salonda ise Baselitz’in çocukluğundan beri resmettiği geyik figürlerinin yer aldığı serisi (2022) dikkat çekiyor; “Geyik İyi Gidiyor” ve “Geyik Duruyor” isimli bu eserlerde insana ait bir kullanım malzemesi olan beyaz naylon çoraplar kompozisyonların baş kısmına doğru yine geyik figürü giymişçesine ters biçimde uzanıyor. Bu serideki “Geyik Kumaş Pantolon” ve “Pantolon Giymiş Geyik” eserlerinde ise naylon çorapların yerini beyaz geniş pantolonlar alıyor. Bu sergide ilk kez karşılaşılan naylon çorap ve kumaş kullanımı, serginin genelinde sıkça rastlanan bir detaya dönüşüyor.

ELLERLE KURULAN CÜMLELER
Serginin bir başka serisi ise eller üzerine. Sanatçının 2019 yılında tamamladığı beş adet resimden oluşan bu seride, siyah renk üzerine altın lakeyle işlenen her bir el, bir tuvalin öznesi oluyor, bir bakıma insan figürlerinin yerini eller alıyor. Bir insanın onu tarif eden en önemli uzvu olan eli, varlığa ve deneyimlerle örülü yaşama eylemine dair çok fazla şey anlatıyor. Baselitz ise bu resimlerde elleri kullarak var olmaya ve insan olmaya dair büyük cümleler kuruyor.
Beyaz zemin üzerine siyah fırça darbeleri ve lekerlele çalıştığı aynı tarihli “Patenle Kayan Kadın”, “Buz Müziği”, “Patenle Kaymak” ve “Buz Pistinde” isimli eserlerinden oluşan özel bir serisi ve yine beyaz zemin üzerine oturmuş canlı tonlar içinde duygularıyla derin biçimde sunulan sandalyeli ters figürleri konu alan “Çarşamba Güzeldi” (2020) ve “Keyifli Olma Hali” (2020) eserleri de bu alanda dikkat çekiyor.
“Onuncu Gecede Hızlıca Yokuş Aşağı” (2015) isimli büyük çalışmadaysa Baselitz’in siyah zemin üzerine kısmi aydınlık lekeleriyle belli olan figürü ters değil, yatay duruyor. Figür yatay olmasına rağmen tuvalde ayakta, arkası izleyiciye dönük, hızla olduğu yerden uzaklaşıyor. Böylece yapıta daha dikkatle bakıldığında eser ismi zihinlerde yerini buluyor. Sanatçının buna benzer ancak figürün gerçekten yattığını gösteren ve yatay bir şekilde duran bir başka çalışması ise “Beyaz Yatak” (2022) eseri. Bu eserde sanatçı tuval üzerinde ayrıca beyaz bir kumaş kullanıyor. Bu kumaş, kompozisyonu yatay biçimde ikiye böldüğümüzde üst tarafta yer alıyor. Resme kuş bakışı bakıldığında yatak ve yanına uzanmış bir figür gözleniyor.

DİNAMİK HAREKETLİ FİGÜRLER
Yatay çalışmalara bir başka örnek, Baselitz’in büyük boyutlu bir tuvali. Sanatçı bu eserde çok farklı bir komposizyon kullanıyor. Bu çalışmada bacaklarının üzerine naylon çorap yerleştirilmiş dans eden dört yatay figür yer alıyor.
İki figür kompozisyonun üst tarafında ayaklarının ucundan birbirine temas ederken benzer diğer iki figür de kompozisyonun alt tarafında ayaklarının ucuyla birbirine dokunuyor. Bu yerleştirme bir yansımayı da anımsatabilir. Bu figürleri farklı kılansa elleri başlarında yaylanır biçimde dans ediyor olmaları. Bu noktada eser ismi izleyiciye bir fikir veriyor.
“Doğu’daki gibi Halk Dansı” (2022) isimli bu resimde sanatçının durgun ters figürlerinin aksine dinamik ve hareketli figürleri izleniyor. Sergide izlenen bir başka çalışma olan “Halk Dansının Sonu, Sonu” (2022) da bu yapıtın biçimsel başka bir versiyonu oluyor.
Bu sergide ziyaretçi kumaşın kullanıldığı pek çok Baselitz eseri izliyor. Orta galeride de bu bağlamda çok daha büyük boyutlu benzer örnekler görülüyor. “Amerikan Varyantı” (2021) isimli çalışmada beş adet ters figürün üzerinde hem kumaş hem de naylon çoraplar gözleniyor. Sanatçının birbirini kesen salt naylon çorapların kullanıldığı eserleri de yer alıyor: “Güzel Bir Kare, Henri ve Maria’yı Düşünüyorum”da (2022) kahverengi tonları üzerinde çoraplarla dörtlü bir çark oluştururken “Topuklu Ayakkabılar”da farklı olarak (2022) gri tonları kullanıyor ve çoraplara desenle topuklu ayakkabı giydiriyor. Orta galeride yer alan büyük boyutlu çalışmalarında ise Baselitz ters figürlerine elbiseler giydiyor; “Klasik Çoraplar” (2021) ve “Vicky’nin Naylon Çorapları” (2021) isimli eserlerinde figürlerin üzerine desenle elbiseler yerleştiriyor, kollarını ve bacaklarını naylon çoraplarla tamamlıyor. “Aynı Anda Beş Bacak” (2022) ve “Bacakları Saran Naylon Çoraplar” (2021) isimli eserlerinde ise figürlerin naylon çoraptan yapılan bacaklarını sayıca fazla tutuyor. Sergide bu kullanım yaklaşımının çoklu figürlerle benzer örnekleri de gözleniyor; “Naylon Resmi Geçidi” (2022) bu bağlamda belirgin bir örnek olarak yer alıyor. Sergi genelinde bacakların ve kolların çoraplarla tamamlandığı tekli, ikili figürlü pek çok çalışma konumlanıyor.
Baselitz’in çorap ve kumaş kullanımının egemen olduğu eserlerinin arasında tamamen altın pigmentini kullandığı iki önemli yapıtı da gözleniyor. 2020 yılına tarihlenen söz konusu “Satranç Oyuncuları III” ve “Bir Zamanlar Buradaydı” eserlerinde figürler, kumaş ve çoraplarla yapılan kolajlarla oluşturuluyor. Parlaklığıyla çok göz alan bu iki eser, kumaşların tuval üzerindeki drapeleriyle dinamik bir alan yaratıyor.
DÖNÜŞÜM, YAŞANMIŞLIK VE YILLANMIŞLIK
Baselitz’in kompozisyon yapısıyla farklılaşan bir başka dizisi ise Gölge serisi. Seride farklı olan konu, tuvallerin sol üst kenarlarında aşağı doğru inen hafif diyagonal siyah alanlar. Bu resimler sanki çerçevenin içindeki tuval bezi kısmen kaldırılmış gibi bir algı yaratıyor. Baselitz, 2020 tarihli bu çalışmalarında desenlerini gölgeleriyle birlikte sunar gibi davranıyor.
Bu geniş çaplı sergide geyik figürleri dışında izlenen başka bir hayvan da sanatçının mavi zemin üzerine yerleştirdiği kanatları açık görkemli bir kuş. Bir leyleği anımsatan büyük ve uzun kanatlı kuşun bacakları da yine naylon çoraplarla yapılmış. Sanatçının boyasal lekeleri ve desenleriyle hayranlık uyandıran “Seks Yapamıyorum” isimli büyük boyutlu bu eseri 2024 tarihli oldukça yeni bir üretim olarak sergide yer alıyor.
Baselitz’in çeşitli teknikleri ve malzemeleri kullanıldığı, kendi aralarında yüksek bir çok seslilik yaratan tuvallerinin arasında onlardan farklı olarak heykelleri de bu sergide yerlerini alıyor.
Resimlerin ikonografisi ve tarihsel temalarıyla bütünlük oluşturan bu çalışmalar yoğun tuval seçkisi arasında molalar yaratırken resimde bu denli güçlü cümleler kuran Baselitz’in bir başka yönüne de ışık tutuyor. Örneğin, üç ayrı figürün kol kola girdiği “BDM Grubu” (2014), tek bir soyut figürün izlendiği “Faslı” (2012) ve “Tek Adım” (2003-2004) ahşap heykelleri malzemeleri, özellikle biçimleri ve yapılarıyla sanatçının tuval çalışmalarından ayrılıyor. Yekpare bir şekilde ağaçtan çıkmışcasına işlenmiş bu heykeller, siyah renkleri, küt yüzeyleri, üzerlerindeki testere ve balta gibi alet izleriyle ayrışıyor; kömürümsü dokularıyla ziyaretçide dönüşüm, yaşanmışlık ve yıllanmışlık hissi bırakıyor.
SSM’nin söz konusu Baselitz sergisi, eser yoğunluğu ve çeşitliliğiyle son derece geniş bir seçki olarak akıllarda kalacak gibi. Bu kalabalık yapıt grubunu bir o kadar sade ve akışkan bir şekilde sunmak ise küratöryel açıdan nitelikli ve değerli bir bakışı ifade ediyor. Şehrin belki de en sessiz noktasında hem bu kadar sakin hem bu kadar çok sesli bir Baselitz sergisinin varlığı kanımca bir nişan gibi yükseliyor.
13 Eylül 2024’te açılan sergi, 2 Şubat 2025’e kadar gezilebilir.
Kaynakça:
Antmen, A., 20. Yüzyıl Batı Sanatında Akımlar, Sel Yayıncılık, 2014, İstanbul




