Tiyatro oyunları ve dizi filmlerle geniş bir izleyici kitlesine ulaşan Bekir Aksoy, aynı zamanda resme de tutkun bir oyuncu. “Farklı sanat dallarının birbirini beslediğine inanırım. Bir sanat galerisi açarak resim sanatına da katkı vermek istedim” sözleriyle Bekir Aksoy Art Gallery’nin kuruluş nedenini anlatan Aksoy, ülkemizdeki sanat ortamına hayli açık sözlü değerlendirmelerle yaklaşıyor.
E-Bülten'e Abone Olun
Sanata dair seçkiler ve yeni içeriklerden ilk siz haberdar olun.
SÖYLEŞİ: EBRU KAŞLI
İzmir Sanat ve Antika Fuarı’nda stantlar arasında dolaşıyoruz… Soyut eserleriyle sizi çeken Tanju Demirci’nin tablolarını keyifle incelerken tabloları büyük bir özenle düzenleyen Doktor Suat’mı o? Standa gelenlere ressam hakkında bilgilerini aktaran Çiçek Taksi’deki Avukat Kenan mı yoksa? Ya da gezdiği çokça yeri keyifle anlatıp resim sanatı için ilginç yorumlar yapan İnci Taneleri’nden Cenk mi? Ekranlardan gerçek yaşama döndüğümüzdeyse “profesyonel resim sergisi açan en küçük ressam” olarak bilinen dört yaşındaki Asil Aksoy’un babası Bekir Aksoy’u buluyoruz karşımızda. Evet, biz de şaşırdık doğrusu. Ekranların tanınmış yüzü Bekir Aksoy’un resim sanatına ilgisini ve bir sanat galerisi olduğunu öğrendik.
Yazarımız Ebru Kaşlı, Bekir Aksoy ile oyunculuk, sanat ve özel yaşamı ile ilgili geniş bir söyleşi yaptı.
Samimi ve mütevazı yaklaşımıyla sanatseverleri Bekir Aksoy Art Gallery’nin standında ağırlayan Aksoy, sanatçıların, sanatın her dalı ile barışık olması gerektiğini vurguluyor. Sanatçı ünvanının içini doldurabilmek ve niteliği yüceltebilmek için farklı sanat dallarının birbirlerini beslemesinin önemli olduğunu belirtiyor.
Renklerin eşliğinde gerçekleştirdiğimiz sohbetimizde Bekir Aksoy, kendi sanat kariyerinde ilerlemesini ve üç yaşına girerken açtığı ilk resim sergisiyle “en genç yaşta sergi açan” ünvanını koruyan oğlu Asil’in renkli dünyasını bizlerle paylaştı.
Sanatçı tanımının içini dolduran bilgi birikimine ve duyusal altyapı zenginliğine sahipsiniz. Sizin “sanatçı” tanımınız nedir?
Sanat, çok derinlik gerektiren bir kavram. Sanat ve zanaatı birbirinden ayıran ögeler var. Zanaat; bir olgunun tekrarının hızlı ve seri olarak yapılması, yapabilme yeteneği ya da imkânı. Sanatın içindeyse hep üzerine bir değer koymak, farkındalık yaratmak var. Aynı zamanda toplumun hem sosyal hayatını hem de kendi yaşam biçimiyle ilgili o savaşı yansıtmaktan geçer yolu… Kavramlar biraz karışmış durumda. Çünkü sanatçılık, halktan uzak bir duruşmuş gibi geliyor. Aslında tam tersi. Sanat ve sanatçı ünvanıyla anılan bireyler; toplumdan yola çıkarak yol gösterici, farkındalık yaratan, siyasi kimlik ve düşüncelerin dışında durup siyasetin üst aklı olabilecek, topluma yarar sağlayan üretimler ortaya koyabilmeli. Farklı yaratım gücü için farklı enstrümanların kullanılması doğal olanıdır. Günümüz dünyasında bu kavramlara farklı bakılıyor; insanlar kendisine ressam, dansçı, klarnetçi, oyuncu denmesini kabul etmiyor. Herkes, herkese sanatçı diyor. O yüzden Türkiye’de kavramlarda ve sıfatlarda büyük bir karmaşa var. Ama benim gözümde değerli; aktör, aktris olmak, balerin, balet olmak, klarnetçi ya da oryantalist olmak. Bunlar ayrı sıfatlar ve ayrı kavramlar. Sanat ise apayrı, çok üst boyutta bir kavram. Sanatçıyım diyebilmek için çok ciddi anlamda bir dünya görüşünün ve teknik anlamda becerinin olması gerekiyor. Bu da kolay bir şey değil. O yüzden sanat ve sanatçı kavramlarının anlamları çok uzaklaştı Türkiye’de. Herkes kendine sanatçı demeye başladığı için biraz ayaklar altına alınmış oldu. Hatta siyaset bile sanatın çok üstüne çıktı ki geçmiş dönemlerde sanat, siyasetin üst aklıydı, yönlendiricisiydi.
HALEN KENDİME SANATÇI DİYEMEM
Peki, Bekir Aksoy kendini nasıl yetiştirdi? Tiyatrodan ekranlara ve sanatın diğer alanlarında sizi görüyoruz.
Emekli bir emniyet müdürünün oğluyum. Tabii, çok farklı kriterlerde yetiştim; daha disiplinli, daha sert bir ortamda büyüdüm. Babamın mesleğinden kaynaklı bir ortam. O dönem polis olmak gerçekten çok zor işti. Aynı zamanda baskı rejiminin hakim olduğu, seksenli yıllarda büyüdük. Tabii, bu, belki de bizi besleyen bir taraf oldu. Daha erken olgunlaşmamızı sağladı. Babam polis olmamı istiyordu. Konservatuvarda kontrbas sanatçısı olan ablamın desteğiyle tiyatro bölümünün sınavlarına girdim ve kazandım. Konservatuvarda eğitimime devam ederken sanatla tanıştım. Ancak halen kendime “Sanatçıyım” diyemem. İnsanlar çok rahat bir şekilde bu ünvanı kendilerine verebiliyor ama ben tiyatro oyuncusuyum, aktörüm, televizyon ve sinema oyuncusuyum. Sanatın başka bir dalıyla, resim sanatıyla da ilgileniyordum. Bir sanat galerisi açarak resim sanatına da katkı vermek istedim. Ülkemizde sanatçılar sanattan hoşlanmıyorlar. Sanatın bir başka dalına eğilim göstermiyorlar. Eskiden böyle değildi. Şair, ressam, yönetmen, oyuncu hep bir arada olup birbirlerinden beslenebilirdi. Şimdi hepsi birbirinden nefret ediyor. Hatta aynı sanat platformlarında resim yapan, diğer ressamı kıskanıyor, resim yapmayanın heykeltıraşla ilgili bir meselesi var. Opera sanatçısı, sergi gezmiyor. Ressam, operaya gitmiyor. Opera dinleyen, halk müziği dinlemiyor, saz çalmıyor, sazı beğenmiyor. Gitarcı, darbukacı deyip geçiyoruz. Aslında başka bir kültürün olduğunun farkında değiliz. Birbirimizi yerip duruyoruz. Türkiye’de sanatçı bile sanattan beslenmiyor ve sanatı sevmiyor. Sanatçının toplumun üzerinden bakması en büyük tehlikelerden biridir. Yerelden hareket etmezse, Batılılaşma umuduyla Doğu’ya sırtını dönerse asla ve asla kendini geliştiremez. Sanatın, bilimin, ilmin, kültürün doğduğu; dinlerin, dillerin, mezheplerin doğduğu bir coğrafyadan, şimdi cahiliye bölgesine yönelmiş bir toplum ve bundan beslenen ve kendine sanatçı diyen bir topluluk var. Aslında kendi coğrafyasından beslenen sanatçıların gelişebileceğini düşünüyorum.
Güçlü bir kadroyla eğitim sürecini yaşamışsınız.
Ankara ve İstanbul’da sınava girdim. O sırada Devlet Tiyatrosunda figüran olarak -günümüzde yardımcı oyuncu deniyor- sağa sola koşturuyorduk. Duayen oyuncuların yanında; Haluk Kurtoğlu, Cüneyt Gökçer, Ayda Aksel, Zekai Müftüoğlu, Zafer Ergin, Sumru Yavrucuk, Alptekin Serdengeçti, Kenan Işık gibi daha ismini sayamadığım çok değerli oyuncularla çalıştım. Tabii o zaman dizi sektörü bu kadar yoğun değildi. Dormen Tiyatrosu, Gülriz Sururi Tiyatrosu sonrasında Kenter Tiyatrosuyla devam ettim.Konservatuvar ikinci sınıftayken Şen Dullar dizisiyle sektöre girdim ve oradan sonra neredeyse her sene bir projede yer alarak devam ettim.
Bekir ve Nazife Aksoyl’un oğlu Asil, resim yeteneği ile biliniyor.
Bu dönemde eğitim alan gençleri nasıl bir süreç bekliyor? Sizin kadar şanslılar mı dersiniz?
Bu dönemin eğitim sistemini bilmiyorum. Uzun zamandır konservatuvarı da ziyaret edemiyoruz. Ama iyiye gittiğini de düşünmüyorum açık söyleyeyim. Eskiden eğiticilerimiz aktif olarak sahada yer alan oyunculardı. Örneğin Müşfik Hoca ve Yıldız Hoca’nın Kenter Tiyatrosu vardı. Onlar okulda hem oyuncu yetiştirip hem de tiyatrolarında oynuyorlardı. İki taraflı olumlu gelişim içindeydiler. Şu anda akademisyenlerin çoğuna baktığımda oyunculuk anlamında hiçbir şey yapmıyorlar. Sadece eğitmenlik yapmaya çalışıyorlar. O yüzden konservatuvarların iyi bir eğitim süreci içinde olduklarını düşünmüyorum.
İSTER TEK SAHNE ROLÜM OLSUN İSTER BAŞROL OLSUN
Uzun soluklu devam eden ve hepimizde izler bırakan dizilerde rol aldınız. Bu kadrolarda yer almak için seçimleriniz nasıl gelişti. Bu bir seçim mi, şans mı?
Aslında insan şansını kendi yaratıyor. Yani ben konservatuvara girmeseydim başka bir şey olabilirdim belki. Orada yaptığım işle ilgili yine hem çok çalışacaktım hem de emek harcayacaktım. Ben bunun karşılığını tabii ki şans olarak aldım belki ama avantajlarımız da oldu. Hiçbir zaman ben bir işe gitmedim, iş bana geldi. Ancak ben hiçbir rolden korkmam, rolün küçük ya da büyük olduğunu düşünmeden ister tek sahne rolüm olsun isterse başrol olsun tam performans göstermem gerektiğini bilirim.
Bugüne kadar canlandırdığınız karakterlere baktığınızda istediğiniz roller oldu mu? Bir çeşitleme yapabilme şansını yaratabildiniz mi?
Oynadığım rollerdeki çeşitlilik bana keyif veriyor. Bir mafya dizisinde ağır abi karakterinden sonra, bir sitcomda rol almak, sonrasında dramada devam etmek, doktorlar dizisinde cerrahı, Çiçek Taksi’de Kenan’ı canlandırmak keyif verdi. Bazen oyuncular aynı tip karakterlerle devam ederler. Bu kendi tercihleri ancak kolayına kaçmak gibi görüyorum ben bu tercih meselesini. Konservatuvarda aldığımız klasik eğitimde Shakespeare ya da Çehov’un oyunlarında o döneme ait rollerle sahnede oluyorsun. Ama diziler, kendi insanımıza ulaştığımız, onların gözünde bir değer olduğumuz bambaşka bir alan. Karakterinin çerçevesini kendi gözlemlerinle baştan yaratıyorsun. Mesela Çiçek Taksi’de sosyal sorumluluk kavramları konu edilebiliyordu; aile ilişkileri, şoför ve müşteri ilişkileri gibi. Doktorlar dizisinde doktor hasta ilişkisi, hastaların kendi ifade etmesi, doktorların aslında ne kadar zor bir iş yaptığı anlatılıyordu. Bu kadar sıkıntının içinde sitcomlarla Türk insanını biraz eğlendirmek, güldürmek… İşte bunlar değerli diye düşünüyorum. Son projemiz İnci Taneleri’nde rol aldım. Sezon finali oldu.
Karakter komedilerinin sektörde kabul görmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sektör başka bir şey üretmediği için mi insanlar bunu kabulleniyor yoksa seyirci bunu talep ettiği için mi sektör bu yönde ilerliyor?
Türkiye’de komedi, fiziksel arazlar ve eksiklikler üzerinden, cümleler ve kelime oyunları üzerinden yapılıyor. Fiziksel handikaplar üzerinden; örneğin kel, kısa, şişman, şaşı gibi özellikler kullanılıyor. İşin içine kıvrak zeka çok fazla girmiyor. Tabii ki tiplemeler olacak ama Türkiye’de komedi anlayışı taklit ve tiplemeler üzerinden yürüdüğünde hiçbir derinlik kalmıyor. İnsanlar da bununla eğlenmeyi öğrendi. İster istemez bir alışkanlık haline dönüştü. Televizyonda ve sinemada yaptığımız işler aslında skeçlerden oluşmuş, konusu olmayan sadece insanları güldürmeye çalışan hatta zaman zaman iğreti eden işler oluyor.Ne yazık ki Türk toplumu buna alıştırılmış oldu ve ister istemez o ezber üzerinden yürüyor. Trajikomik diyeceğin, işin içinde draması da olan başı, gelişimi ve sonucu olan güzel işler de var. Komedi olabilecek en zor işlerden biri. Bu rolde oynayabilmek kolay bir şey değil. Bunu çok iyi başaran, çok iyi kotaran arkadaşlar var.
Bekir Aksoy’un oğlu Asil, henüz iki yaşındayken annesinin makyaj fırçalarıyla başladığı resim yolculuğunda büyük başarılar elde etti.
RESİM SANATINA İLGİM BÜYÜK
Bugün sizinle İzmir Sanat ve Antika Fuarı’nda buluştuk. Bekir Aksoy Art Gallery ile katıldınız fuara. Nasıl başladı sanat galerisi açma süreciniz?
Farklı sanat disiplinlerinin birbirini beslediğine inanırım. Sanatın çeşitliliğinin peşinden ilerlerim. Resim sanatına ilgim büyük. Sevdiğim ressamların eserlerini kendi bütçem doğrultusunda edinmeye başlamıştım. Günümüz dünyasında ne yazık ki buna da sadece yatırım amaçlı bakılıyor. Ama ben hiç öyle bakmadım. Sadece sevdiğim beğendiğim, ruhumu gerçekten okşayan, baktığımda keyif aldığım, beni bir şekilde bir yerlere götüren eserlerin peşine düştüm. Ki eski dönem ressamlardan Hoca Ali Rıza, Sami Yetik, Feyhaman Duran gibi ressamların eserleri beni etkiliyor. Kendi boyalarını, kendi malzemelerini, kendi tuvallerini yapmaları… Bazen yokluktan çuvalların üzerine ya da bazı bezlerin üzerine resimlerini yapmalarından hatta kendi çerçevelerini yapıp resimleri asmalarından çok etkilendim. Bu eserleri görmeye ve edinmeye çabaladım. Her zaman istediğin eserlere ulaşamayabiliyorsun. Ama klasik anlamda onları izlemekten çok keyif aldığımı gördüm.
Bu sanatçıların bambaşka kafalarda olduklarını düşünüyorum. Şimdi onlar da önemli değerler, önemli yatırımlar. Ülkemizde de yavaş yavaş bu değerler bir yatırım enstrümanı olarak görülmeye başlandı. Değerini nasıl şekillendirecek, zamanla göreceğiz. Ancak eskiler her zaman klasik olma niteliğiyle kalıcı olacaktır diye düşünüyorum. İzlerken ve koleksiyonumuzu geliştirirken keyif aldığımız eserleri paylaşmak, sanatçı dostlarımızla ortak buluşma alanı yaratmak için Bekir Aksoy Art Gallery olarak yol almak istedik. Galerimiz, ilk sergimiz olan Kadir Akorak’ın “Eksik” temalı eserleriyle Aralık 2024 tarihinde sanatseverler için kapılarını açtı. Yurt içi ve yurt dışındaki galerileri ziyaret ederek kendi galerimize katma değer sağlayacak birikimleri oluşturmaya çalışıyoruz.Galerinin üst katında ise tiyatro oyuncusu eşim (Nazife Oğlakçıoğlu), tiyatro eğitimleri veriyor. Sanatla iç içe, güzel bir galerimiz var.
ŞU AN TÜRKİYE’DE EN ÖZGÜN RESSAM ASİL
Oğlunuz Asil’in çok küçük yaşlardan itibaren açtığı sergileriyle sanat yolculuğuna şahit oluyoruz. Galeriyi açarken oğlunuzun eserleri için sergileme alanı ihtiyacını düşündünüz mü?
Yok, aslında hiç bu şekilde düşünmedik. Çünkü Asil zaten bizim için çok değerli. Onun değerini gören başka insanlar olsun istiyoruz. Biz, onun bu ressamlık yolunda ilerlemesinde sadece refakatçileriz. Asil gerçekten çok bambaşka işler yapıyor. Ben resim sanatıyla ilgili olduğum ve birçok eser gördüğüm için farklılıkları da görüyorum. Özgünlüğün çok önemli olduğunu düşünüyorum. Şu an Türkiye’de en özgün ressam Asil diye düşünüyorum. Henüz etrafında bir şey görmediği için kopyalamıyor, hiçbir şey görmüyor.
Nasıl ilerliyor Asil’in renklerle yolculuğu?
Asil, üç yaşına girmesine bir gün kala ilk sergisini 2023’te açtı, biri Amsterdam’da olmak üzere altı sergisi oldu. En son sergisi ise Ekim 2024’te Çocuk Aile Gelişim ve Eğitim Vakfı (ÇAGEV) ev sahipliğinde gerçekleşti. “Sanatla İyileşiyoruz” projesi kapsamında yıkım üzerine bir resmi ile katıldı. Tabii biz tüm geliri çocuklar için kullanılan bu projede yer almaktan mutluluk duyduk.
Bekir Aksoy Doktorlar dizisinde bir cerrahı canlandırdı.
Bu yıl ikincisi yapılan İzmir Sanat ve Antika Fuarı’nı nasıl değerlendiriyorsunuz? Fuara katıldığınız sanatçı Tanju Demirci hakkında neler söylersiniz?
Fuarda bir çeşitlilik var. Değerli sanatçıların yanında amatör olarak katılanları da görüyoruz. Kendini ifade etmek için fuarda yer almışlar. Sanatın aslında bir haykırış, bir ifade etme alanı olduğunu düşünüyorum. Burada kendilerini anlatmaya çalışıyorlar. Kişi, resim öğretmeni olabilir ya da hiçbir şey yapmamış bir kurstan buraya gelmiş de olabilir ya da evinde kendi kendine çabalamış ve eserler ortaya çıkarmış olabilir. Bir galerinin çatısı altında katılanlar olduğu gibi sadece bir duvar kiralayıp “Ben de buradayım” diyerek eserlerini paylaşanlar da var. “Ben varım, ben buradayım, bakın beni de fark edin” demelerini ve bu cesaretlerini çok takdirle karşılıyorum. O yüzden burada iyidir kötüdür, bu da sanat mı üzerinden yürümemek gerekir. Burada kişisel beğeniler eserinizi görünür kılar. Bu açıdan fuarların paylaşım alan oluşturmasını olumlu buluyorum. Biz de bu yıl İzmir Sanat ve Antika Fuarına Bekir Aksoy Art Gallery olarak Tanju Demirci’nin eserleri ile katıldık. Genç yaşta kaybettik onu. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünü bitirmişti. Prof. Devrim Erbil atölyesinde yüksek lisans öğrenimini tamamladı. Önemli bir insandı, ben tanırdım ve severdim. Onun sanat görüşüne, duruşuna ve resimlerine çok saygı duyuyorum. Biz bu fuara katılırken birçok alternatifim vardı ama Tanju Demirci’nin resimleri ile katılmaya karar verdim.Çünkü Türkiye’de bilinen ama tam olarak anlaşılmayan insanlardan biri. Çok ciddi bir sanat görüşü var. İtalya ve Almanya’da yaptığı araştırmalarıyla mesleki platformda kendini göstermiş bir sanatçımız. O yüzden benim için çok değerli bir ressamdı. İzmirli sanatseverler de kendisini tanısın istedim.
Bekir Aksoy, bu yıl İzmir Sanat ve Antika Fuarına Bekir Aksoy Art Gallery olarak Tanju Demirci’nin eserleri ile katıldı.
Bekir Aksoy Art Gallery’nin bundan sonraki planları nedir?
Galerimizin koleksiyonunda çağdaş ressamların eserleri de mevcut. Galerimizde yine sergiler olacak. Yine kendi sanatçılarımız ile sanat fuarlarına dâhil olacağız.Kapımız herkese açık. Kendini ifade etmek isteyen akademik alandaki ressamlar ya da sanatsal anlamda güçlü olan işleri ile serbest alanda çalışan ressamlar bize ulaşırlarsa bize elimizden gelen desteği vermeye çalışıyoruz.
Aksoy, Türk televizyon tarihinin efsane yapımlarından Çiçek Taksi’de Kenan karakterini canlandırdı.Sanatçı bugünlerde dizi sektörünün gözde yapımlarından İnci Taneleri’nde de rol alıyor.