Gerilla Kızlar Tate Modern’de

İlgili Yazılar

Maceraperest bir mimarın objektife yansıyan yaşamı: Arif Hikmet Koyunoğlu

Resme yeteneğini Osman Hamdi Bey keşfetti, 1903’te henüz 10...

Sanatçı TUNCA’dan Kentsel Hafızaya Pencere: “Yan Yana”

Kahve Dünyası’nın kamusal alandaki çağdaş sanat projesi Yanköşe, 12’nci...

3-10 Ekim’de Caz, Festival, Sergi ve Sahne Bir Arada

Ekim ayının ilk haftası, Türkiye'nin kültür-sanat gündemini dört koldan...

Prof. Aydın Ayan: Kendi kozamı sabırla ve çalışarak örebildim

Türk resim sanatının önde gelen isimlerinden Prof. Aydın Ayan,...

PAYLAŞMAK GÜZELDİR!

Shakespeare’in 1598’de kapılarını açtığı Globe Tiyatrosunun yanı başında yer alan eski bir elektrik santralinin müzeye dönüştürülmesi ile hayata geçirilen Tate Modern, dış cephesi tuğla ile kaplı eski bir binanın içine oturtulmuş yeni bir yapı. İngiltere’nin üçüncü milenyuma armağanı olarak görülen Tate Modern, 25. yılını Mayıs ayında görkemli bir şekilde kutladı.

Üçüncü milenyumun 25 yılını geride bıraktığımız şu sıralar küresel sanat camiasında bir değerlendirme yapmaya kalktığımda aklıma ilk olarak yeni milenyuma girerken modern ve çağdaş sanat müzesi olmayan Londra’ya sanat dünyasında yeni bir yer açma girişimi olan Tate Modern’in açılışı geliyor.

E-Bülten'e Abone Olun

Sanata dair seçkiler ve yeni içeriklerden ilk siz haberdar olun.

Tate galerilerinin (diğerleri Tate Britain, Tate Liverpool, Tate St Ives) dördüncü uzantısı olan Tate Modern’in hikâyesi, Nicholas Serota’nın 1989’daTate Gallery’e direktör olarak atanmasıyla başlıyor. Kökleri 16. yüzyıla kadar uzanan ulusal ve uluslararası eserlerden oluşan koleksiyonun sergilenmesinde bir bütünlük olmadığını gören Serota, çözümü koleksiyonu ikiye bölmekte bulur. Bu projeye göre Tate Gallery, Birleşik Krallık sanatına ayrılıp Tate Britain adını alacak, uluslararası koleksiyon ise yeni bir mekânda sergilenecekti. Böylece İngiliz Milli Piyango İdaresinin finansmanı ve bağışlardan oluşan 200 milyon dolara mal olan Tate Modern’in temelleri atılmış oldu.

Gerilla Kızlar Tate Modern’de-Eylül 2025

 

YÜKSEK SANATIN YENİ MABEDİ

Tasarımı heykeltıraş Antony Caro ve mimar Norman Foster tarafından gerçekleştirilen Tate Modern (TM), sadece yayaların kullanımına açık Milenyum Köprüsü ve Milenyum Kubbesi ile birlikte İngiltere’nin üçüncü milenyuma armağanı.Kurulduğunda biraz da Thames Nehri’nin öte yanında yer alan St. Paul Katedrali’nin tam karşısındaki konumundan ötürü adeta “yüksek sanatın yeni mabedi” olarak 1929’da New York’ta açılan Modern Sanat Müzesi (MoMA), 1977’de Paris’te açılan Centre George Pompidou ve 1997’de sanatseverlerle buluşan Bilbao’daki Guggenheim Müzesi ile kıyaslanmaya başlandı.

Shakespeare’in 1598’de kapılarını açtığı Globe Tiyatrosunun (yeniden inşa edilmiş) yanı başında yer alan eski bir elektrik santrali olan Bankside Power Station’ın (BPS) müzeye dönüştürülmesiyle hayata geçirilen TM, dış cephesi tuğla ile kaplı eski bir binanın içine oturtulmuş yeni bir yapı. BPS, 1963’te hizmete girmiş, 1981’de kapanmış. Mimarı neredeyse İngiltere’nin simgelerinden biri olan kırmızı telefon kulübelerinin de tasarımcısı Sir Giles Gilbert Scott.

Turbine Hall-Eylül 2025

SANATÇILARIN TERCİHİ DöNÜŞTÜRÜLMÜŞ ENDÜSTRİ MEKâNLARI

Tate yöneticileri, TM projesini oluşturken 200 sanatçıyla anket yapıp onlara eserlerini nerede sergilemek istediğini sorduklarında çoğunluğun yanıtı, dönüştürülmüş endüstri mekânları olmuş. (Müze binalarının seçiminde yeni bir eğilime yol açan bu tercihin bizdeki örneği, Santralİstanbul.) Bunun üzerine seçilen elektrik santralının müzeye dönüştürülmesi için uluslararası bir yarışma açılmış. Yarışmayı kazanan İsviçreli mimarlık ofisi Herzog & de Meuron, tuğla cepheli elektrik santraline dış cephesi camla kaplı iki kat eklemiş. Adeta ışıklı bir kutuyu andıran bu iki kat sayesinde binanın ilk işlevine gönderme yapılmış.

11 Mayıs 2000’de Kraliçe 2. Elizabeth’in  katılımıyla açılan müze en büyük başarısını, 155 metre uzunluğunda, 23 metre genişliğinde ve 35 metre yükseliğinde olan 3 bin 300 metrekarelik Turbine Hall olarak adlandırılan eğimli giriş katında açılan Louise Bourgeois, Olafur Eliasson, Ai Weiwei ve Anish Kapoor sergileriyle sağlar. Açılışta  Louise Bourgeois’nın 9 metre yüksekliğindeki Maman adlı bronz örümcek heykelinin görkemi ve devasa kaydırak hâlâ hatırımda. Fotoğraflardan gördüğüm O. Eliasson’un Weather Project adlı eserinde sisli Londra’da güneş tasviri, Ai Weiwei’in mekâna döktüğü tonlarca porselen ay çekirdeği, Doris Salcedo’nun devasa zeminde oluşturduğu çatlak, bu mekanın sanatçılar için ne kadar ufuk açıcı olduğunun kanıtı.

Açıldığından beri Tate Modern’in ücretsiz (bazı geçici sergiler ücretli) gezilebilmesi, açılış yılı beklenen 2 milyon ziyaretçi sayısını 5 milyona çıkaran önemli bir etken.

TM’nin ücretsiz gezilebilmesinin ardından sonradan başbakan olacak dönemin Maliye Bakanı Gordon Brown, Birleşik Krallık’ta devlet işletmesi altındaki müzelerin ücretsiz gezilebilmesini ulusal bir politikaya dönüştürür. Ayrıca Tate Modern, 2003’te açılan Frieze Art Fair’e ve çok sayıda uluslararası ticari galerinin Londra’da şube açmasına öncülük eder.

Gerilla Kızlar-Metropolitan’a Girmek İçin Çıplak mı Olmak Gerekiyor-2012
Gerilla Kızlar-Türk Kadın Sanatçıların Geleceği-2006

YENİ BÖLÜMLER DEVREYE GİRİYOR

2000’de, TM  koleksiyonunun Yaşam Tarzı-Nesne-Gerçek, Peyzaj-Madde-Çevre, Çıplak-Eylem-Beden, Tarih-Bellek-Toplum başlıkları ile dört ayrı salonda sunuluşu epey yadırganmış, bu tematik  eğilim Tate’in koleksiyonundaki eksikliklerini örtbas etme girişimi olarak eleştirilmişti. Tate yöneticileri ise bu eleştiriye “Biz öyküyü diğerlerinden farklı bir anlatımla sunmak istedik” diye cevap vererek kronolojik bir sunum yerine farklı zaman dilimlerinde yaşayan sanatçıları aynı yerde yan yana izleme olanağı sağladıklarını ileri sürdü.

2012’de Londra Olimpiyatları sırasında bina, enerji santralı iken petrol depolama ünitesi olarak kullanılan Tanks adlı kısmın devreye girmesiyle büyümesini sürdüren Tate Modern, 2016’daki Brexit referandumu öncesinde de yine Herzog& de Meuron tarafından tasarlanan Blavatnik Building (Switch House) ile genişledi.

Geleneksel mimariden esinlenen iç beden duvarları beton olan ve 336 bin tuğladan oluşan cephesiyle dikkat çeken 10 katlı bu yeni bina, müzenin kapasitesini önemli ölçüde artırdı. Öyle ki Tate Modern’in koleksiyonundaki eser sayısının 76 bine, 25 yılda toplam ziyaretçi sayısının 150 milyona ulaştığı belirtiliyor.

2025’in Mayıs ayında 25. yıl kutlamasında Maman adlı dev örümcek yine Tate Modern’deymiş. Pet Shop Boys konseri ile başlayan kutlamalara Marina Abramovic, Grayson Perry, Gilbert & George, Antony Gormley, Steve McQueen, Tracey Emin ve Turner ödüllü birçok sanatçı katılmış. Gala gecesinde Michelin yıldızlı İtalyan restoranı River Cafe’nin şefi Ruth Rogers’ın hazırladığı menü, Tracey Emin ve Peter Saville tarafından tasarlanmış peçetelerle servis edilmiş! Swatch’un  Tate Koleksiyonu’nda yer alan Turner’ın Scarlet Sunset, Chagall’ın Blue Circus, Miro’nun Women and Bird in the Moonlight, Leger’in Two Women Holding Flowers, Matisse’in The Snail, Barns-Graham’ın Orange and Red on Pink ve Bourgeois’nın Spirals adlı yapıtlarından yola çıkarak ürettiği saatler Swatch Art Journey kapsamında bir labirent içinde sunulmuş.

Abbas Akhavan-Study for a Monument-Milenyum Köprüsü-Karşıda St.Paul Katedrali

HER ŞEY GÜLLÜK GÜLİSTANLIK DEĞİL

Bu 25 yıl içinde Tate Modern için her şey güllük gülistanlık değildi elbet. British Petrol’ün 26 yıllık tartışmalı sponsorluğu, Switch House’un seyir terasında izleyicilerin NEO Bankside  konutlarında oturan sakinlerin mahremiyetini ihlal ettiği, Tate müzelerinin kurucusu Henry Tate’in kurucularından biri olduğu Tate&Lyle adlı şeker rafinesi ile başlayıp gıda ürünleri üreten şirketinin kölelik faaliyetlerinden yararlandığı gibi meseleler müzenin itibar kaybına neden oldu. Hatta müze 2019’da yayımladığı bildiriyle bu durumla yüzleşme durumunda kaldı. Meseleyi “zamanın ruhuna” bağlayarak topu taca attı!

Olafur Eliasson-Weather Project-2003

BU SAKİNLİK HAYAL KIRIKLIĞI YARATTI

25 yıl sonra Eylül ayında tekrar ziyaret ettiğim Tate Modern nedense pek sakindi! Turbine Hall bomboş haliyle bende hayal kırıklığı yarattı. Maman da yerinde yoktu. Anlaşılan bütün atraksiyon mayıs ayına sıkıştırılmıştı!

Bu kez koleksiyonda öne çıkartılan eserler; Malzemeler ve Nesneler, Medya Ağları ve Toplanma Alanı başlıkları altında sergileniyordu. Marcel Duchamp, Henri Matisse, Alberto Giacometti, Mark Rothko, Andy Warhol, Guerrilla Girls, Edgar Calel, Outi Pieski, Abbas Zahedi, Maria Magdalena Campos-Paris, Neil Leonard, Nalini Malani ve Ming Wong küratörlerce öne çıkarılan sanatçılardı.

Benim en çok ilgimi çeken ise dışı tuğla, içi brüt beton kaplı Blavatnik Binası’nın giriş katında yer alan Giacometti’nin heykelleri ve beton duvarlara düşen gölgeleri oldu. Yerleştirme adeta Platon’un mağara alegorisinin görselleştirilmiş haliydi. Bir de “Guerrilla Girls-Gerilla Kızlar”ın  tasarladığı posterlerin yer aldığı salon, benim kadar diğer izleyicilerin de en çok rağbet ettiği salondu.

1985 yılından beri kadınların, beyaz olmayanların ve Batı sanat dünyasının dışında kalan sanatçıların ayrımcılığa maruz kaldığını, müzelerde, uluslararası sergilerde ve diğer sanat ortamlarında yer alamadıklarını gerilla taktiği uygulayarak çeşitli eylemlerle sanat dünyasının yüzüne vuran, kendilerini “sanat dünyasının vicdanı” olarak yorumlayan Gerilla Kızlar, açıldığında koleksiyonlarında yüzde 17 olan kadın sanatçı sayısını hızla yüzde 36’ya çıkaran Tate Modern’e yakıştı doğrusu.

Tate Modern; Frida Kahlo, Georgia O’Keeffe, Yayoi Kusama, Yoko Ono ve Fahrelnissa Zeid  sergileri ile kadın sanatçı açığını kapatmaya çalıştı. Önümüzdeki yıl açılacak Tracey Emin sergisi de sırada.

14. İzleyici Köşesi
dgar Calel -Kadim Bir Bilgi Biçiminin Yankısı-Detay- 2021

Kimliklerini saklamak için basın toplantılarına ve protesto eylemlerine başlarına taktıkları goril maskeleri ile katıldıkları için “Goril Kızlar” olarak da anılan Gerilla Kızlar’ı (GG), 2007 yılında İstanbul Modern’de açılan Venedik-İstanbul / 51. Uluslararası Venedik Bienali’nden Bir Seçki başlıklı sergiden hatırlayacaksınız. İstanbul’daki seçki için kahve falından yola çıkarak hazırladıkları Türk Kadın Sanatçıların Geleceği başlıklı özel posterde Türkiye’deki plastik sanatlar ortamında kadınların yeriyle ilgili gözlemlerini özetleyen GG oldukça iyimser tablo çıkarmıştı. Oysa o yıllarda Türkiye’deki erkek sanatçılar, sanat galerileri yerine otel dizaynları gibi akçeli işlerin peşindeydi! Akçeli işler demişken Tate Modern’in çıkışına, satış mağazasının içinden geçerek ulaşmanız gerektiğini de belirtmiş olalım.

13.5.2001 tarihinde Cumhuriyet gazetesi Pazar Eki’nde yayımlanan “Tate Modern’de Bir Gezinti” başlıklı yazımın son paragrafında, “Tate Modern’in salonlarında dolaşırken müthiş bir orkestranın 20. yüzyılı dile getirdiğini duyumsarsınız. Çıkış kapısına yöneldiğinizde, orkestranın bütün enstrümanları birer birer susar. Bu kez de kendi iç sesinize kulak verirsiniz” demişim.

Bu kez öyle olmadı! Müzede gördüğüm Edgar Calel’in Maya ritüellerinden esinlenerek oluşturduğu Kadim Bir Bilgi Biçiminin Yankısı adlı yerleştirmesinden ötürü mü ne, bu kez kulaklarımda Züğürt Ağa filminde Şener Şen’in umutsuzca “domates, domates” deyişi çınladı durdu!

Ey güncel sanat, sen nelere kadirsin!