Başarılı film ve dizi müziği bestecisi, müzisyen Sertaç Özgümüş, İthaf Sanat’ın yeni sayısında sorularımızı içtenlikle yanıtladı: “Müzisyen bir aileden geliyorum, bu nedenle küçük yaşlarımdan beri müzik hep hayatımdaydı. Benim için stüdyo bir oyun alanı ve geçmişimle bağ kurmamı sağlayan bir zaman geçidi gibi. Müzik yapmak ve en sevdiğim işten hayatımı da kazanıyor olmak, sahip olduğum en büyük lüks sanırım.”
E-Bülten'e Abone Olun
Sanata dair seçkiler ve yeni içeriklerden ilk siz haberdar olun.
SÖYLEŞİ: ALİ DEMİRTAŞ
Altına imzasını attığı her işle özel ve farklı bir yerde duruyor Sertaç Özgümüş… Hem bir müzisyen hem de bir film ve dizi müziği bestecisi olarak müzik endüstrisinin en nitelikli isimlerinin başında geliyor. Müziklerini bestelediği “Kral Kaybederse”, “Şakir Paşa Ailesi: Mucizeler ve Skandallar”, “Kirli Sepeti”, “Erşan Kuneri”, “Şahsiyet”, “Evlilik Hakkında Her Şey”, “Uysallar”, “Saygı”, “Atiye”, “Avlu”, “Sıcak Kafa” gibi film ve diziler de bu niteliği destekleyen işler arasında yer alıyor. Kendisiyle İthaf Sanat’ın yeni sayısı için bir araya geldik. Bu işin incelikleri, yaşamı ve elbette müzik hakkında konuştuk. Sohbetimize geçmeden önce kendisini daha yakından tanıyalım… 1981 yılında İstanbul’da doğmuş, Lisans eğitimini Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesinde tamamlamış ve uzun yıllar sahne müzisyeni olarak birçok isme eşlik etmiş. Sıra, arkadaşlarıyla birlikte kendi müzik grubunu kurmaya geldiğinde yıl 2006 olmuş: “Multitap isimli bir müzik grubu kurduk arkadaşlarımla ve 3 albüm çıkardık. 2010 yılında ‘Vay Arkadaş’ isimli filmle beraber ilk kez görüntü üzerine müzik yapmaya başladım ve müzik, hayatıma hangi doğrultuda yön vermem gerektiğini fark etmemi sağladı. Sonrasında sahne ile birlikte reklam, film ve dizi müzikleri yapmaya devam ettim.”

Müzik sizin için ne demek, müziğin sizdeki karşılığı nedir?
Müzisyen bir aileden geliyorum, bu nedenle küçük yaşlarımdan beri müzik hep hayatımdaydı. Benim için stüdyo bir oyun alanı ve geçmişimle bağ kurmamı sağlayan bir zaman geçidi gibi. Müzik yapmak ve en sevdiğim işten hayatımı da kazanıyor olmak sahip olduğum en büyük lüks sanırım.
Besteciliğe ne zaman ve nasıl yöneldiniz?
2010 yılında müzik grubumla beraber bir film müziği yapma teklifi aldığımızda ilk defa bunu deneyimledim. Bilgisayar, teknoloji, müzik, yeni sesler ve müzikler yaratma arzusu hep içimdeydi ve görüntü için müzik yapma fikri bütün bu saydıklarıma aynı anda ulaşabilmemi sağladı.

ORKESTRAL VE ETNİK BESTELER DE ÜRETTİM
Kendi bestecilik tarzınızı üslup, içerik, teknik ve biçim olarak nasıl tanımlıyor ve adlandırıyorsunuz?
Farklı projelerde, farklı tarzlarda çalışmalarım oldu. Elektronik müzikler de besteledim, daha orkestral ve etnik tarzlarda da besteler ürettim. Üzerinde çalıştığım projenin kendine ait bir müzikal kimliğinin oluşması en çok dikkat ettiğim şey diyebilirim. Sektörün gerektirdiği bir hız söz konusu ve bu hız bazen yaptığınız farklı işlerin birbiriyle benzerlik göstermesine sebep olabilir. Bu nedenle her işin kendine yakışan ve özgün bir müzikal kimliğe sahip olmasını sağlamak benim önceliğim. Hayatım boyunca, dönem dönem sürekli farklı müzik türlerine ilgim oldu. Faydasını şimdi görüyorum aslında. Bu türleri birbirinin içine sokabildiğim anlar benim fark yaratmamı sağlıyor.
Bir filme ya da diziye müzik yaparken veya yapmadan önce yapımcıdan, yönetmenden hangi bilgileri talep ediyorsunuz? Yönetmen ve yapımcıyla nasıl bir iletişim halinde oluyorsunuz? Yapımın tamamını izlemek istiyor musunuz?
Müzik üretme sürecim, senaryoyu okumak ve yönetmen ile işin dünyasını anlayabilmek için yaptığım birkaç görüşme ile başlıyor. Yapımın tamamını izleyip sıfırdan çalışmaya başladığım bir iş henüz olmadı, ülkemizde de olabileceğini pek sanmıyorum. Senaryoyla birlikte işin mekânlarını ve kostümlerini görmek istiyorum. Hayal edebilmek için çok doğru bilgiler veriyor sanat yönetimi ve kostüm tasarımı bana.

TELEVİZYONA İŞ YAPMAK BENİ DAHA ÇOK HEYECANLANDIRIYOR
En çok hangi formata -dizi, tiyatro, film ya da reklam- müzik bestelerken mutlu oluyorsunuz, neden?
Olayı mutluluk üzerinden değil de konfor üzerinden ele alabilirim. Her formatın kendi çalışma düzeni var. Bu düzenlerden en sevdiğim, film süreci. Konsantrasyonunuzun sizi sonuca ulaştırmasının en konforlu zamanlaması film yaparken yaşanıyor. Dizi için müzik üretmek, mecrasına göre kendi içinde farklılıklar barındırıyor. TV ya da dijital için dizi müziği üretmek benim için tamamen birbirinden farklı süreçler mesela. Şu son dönemde TV’ye iş yapmak beni daha çok heyecanlandırıyor.
Son zamanlarda birçok filmin yeniden gösteriminde veya farklı sebeplerle o filmin müzikleri, orkestra eşliğinde sahnelere taşınıyor. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Hafızalarımıza müziğiyle iz bırakan her filmin ya da dizinin müziklerini canlı dinlemeyi çok seviyorum. Fırsatım olduğunda da takip etmeye çalışıyorum. Geçen yıl Ennio Morricone ve Nino Rota müzikleri icra eden bir orkestra konseri izledim. Ayrıca Hans Zimmer’in de konserini izleme şansım oldu.
BU MESLEK, SADECE İYİ MÜZİK YAPABİLMEKTEN İBARET DEĞİL
Film/dizi müziği bestecisi olmak isteyenlere neler söylemek istersiniz, sizce kendilerinde hangi sorulara yanıt verdikten sonra bu yola baş koymalılar? Örneğin eğitim şart mı, nasıl bir donanım istiyor bu alan?
Bu meslek, sadece iyi müzik yapabilmekten ibaret değil; görüntünün ruhunu anlamak, yönetmenin ve yapımcının beklentilerini doğru analiz edebilmek ve müziğin hikâyeyi nasıl taşıdığını kavrayabilmek de en az müzikal yetkinlik kadar önemli. Bunun için öncelikle çok fazla izlemeleri gerekiyor. Eğitim konusu ise göreceli. Müzikal altyapının sağlam olması şart ama bunu illa akademik bir eğitimle kazanmak gerekmeyebilir. Kimi için konservatuvar ya da müzik teknolojileri üzerine bir akademik eğitim faydalı olabilirken kimileri kendi kendine öğrenerek ilerleyebilir. Ancak dijital müzik prodüksiyonu ve ses mühendisliği gibi alanlarda belirli bir yetkinlik kazanmak çok faydalı olur. Bugün teknolojik araçlar sayesinde müziği kaydetmek ve düzenlemek çok daha erişilebilir hale geldi, bu araçları iyi kullanabilmek için ciddi bir pratik gerekiyor. Teknolojide yaşlanmamalarını öneririm.

SADECE BİR BESTECİ DEĞİL, PROBLEM ÇÖZÜCÜ DE OLMAK GEREKİYOR
Üzerinde durmak gereken beceriler neler?
Bu işin teknik kısmı kadar insan yönetimi de çok önemli. Yönetmenlerle, yapımcılarla, diğer müzisyenlerle iyi iletişim kurabilmek, onların beklentilerini anlayıp müziğe dönüştürebilmek bir beceri gerektiriyor. Bu yüzden, sadece besteci değil, aynı zamanda problem çözücü olmak gerekiyor. Son olarak sabır ve istikrar bu meslekte en büyük anahtarlar. İlk başlarda büyük projelerde yer almak zor olabilir ama zaman içinde iyi işlere imza attıkça güvenilirlik kazanılıyor. Küçük projelerle başlamak, kısa filmler, bağımsız yapımlar için müzik üretmek güzel bir başlangıç noktası olabilir. Özetle, mesleğe girmeden önce hem müzikal hem de kişisel olarak bu sürece gerçekten hazır olup olmadıklarını sorgulamalarını öneririm. Çünkü bu iş tutkuyla yapılmazsa zorlukları karşısında motivasyonu korumak zorlaşabilir.

Bugüne kadar beste ürettiğiniz işlerde en çok hangilerini anarken mutlu oluyorsunuz? Ayrıca dünyadan ve ülkemizden beğendiğiniz besteciler var mı?
“Şahsiyet”in yeri benim için ayrıdır. Cem Yılmaz’la yaptığımız “Do Not Disturb” filmimizin de müzikal dünyasını çok seviyorum. Öte yandan Ennio Morricone, John Williams, Hans Zimmer ne kadar sevdiğimi söylememe gerek olmayan isimler zaten. Gustavo Santaolalla, Olafur Arnalds, Ludwig Göransson ve daha birçok isim var müziğini beğendiğim. Ülkemizden birlikte de çalıştığım Çağlar Haznedaroğlu’nu çok beğenirim. Ayrıca Aytekin Ataş, Toygar Işıklı, Cem Tuncer, Güldiyar Tanrıdağlı, Cem Öget gibi kıymetli arkadaşlarım ve abilerimin de yaptığı işleri beğeniyle takip ediyorum.
