Temmuz18 , 2024

Yavuthane’nin ağır akan ırmağı, 75 kültür insanıyla canlandı

İlgili Yazılar

Türk sanatının zarif temsilcileri

Geleneksel Türk sanatlarının ve kültürünün yaşatılmasında, dünyaya tanıtılmasında büyük...

“Biz onu en çok siyah beyaz görüntülerinden sevdik…”

“İlk işimiz Atatürk belgelerini kurtarmak. Bunu bu ülkeye ve...

Bir nesil onun sesiyle büyüdü: Jeyan Tözüm

Tiyatro, sinema ve seslendirme bütün olarak bir insan olsaydı...

“Fotoğraf, benim için müthiş bir terapi aracı oldu”

Uzun yıllardır fotoğraf sanatı ile ilgilenen iş insanı Serhan...

“Fotoğraf makinem, fırçam; yaşamın kendisi ise boyalarım oldu”

Çektiği fotoğraf karelerine yaptığı dijital müdahalelerle ortaya koyduğu eserlerinde...

PAYLAŞMAK GÜZELDİR!

Gazeteci, yazar, fotoğraf sanatçısı Lütfü Dağtaş, İzmir’de bir zamanların Yahudihane’si –ya da İzmirce adıyla Yavuthane’si- Manisa Akhisar Oteline fotoğraf sanatı ile zenginlik getirdi. Kültürün, sanatın farklı alanlarından 75 kişiyi iki yıl boyunca otelin avlusunda fotoğraflayan Dağtaş, portreleri “Yavuthane’de Yaşam Var, Kültür İnsanlarımız ile” adıyla sergiledi. İzmir’in en eski semtlerinden birindeki yüz yaşını aşkın otel, kültür rotalarının güzergahı oldu.

SÖYLEŞİ: DUYGU ÖZSÜPHANDAĞ YAYMAN

İzmir’in en eski semtleri buralar. Belediye teşkilatının temelini oluşturan ilk mahallelerin kurulduğu yerler. Basmane’den kalkıp Tilkilik üzerinden Mezarlıkbaşı’na varmadan Keçeciler semtinde bir oteldeyiz. Kemeraltı’yla karşı karşıya bakışır. Antik Smyrna Agorası ile sırt sırta verir. Kapısını, ancak dikkat ederseniz görürsünüz. Dar, uzun bir giriş; iki katlı çepeçevre yapısıyla, limon ve nar ağaçlarıyla sizi sarıveren Manisa Akhisar Oteli’nin avlusundayız. Buralar aynı zamanda eski Yahudi mahallesi. Yüz yaşını aşkın bu yapı, her odasında başka Yahudi aileyi barındıran eski bir Yahudihane. Eski İzmircedeki adıyla “Yavuthane”. Dedik ya dikkat ederseniz görürsünüz; İzmirli gazeteci, yazar ve fotoğraf sanatçısı Lütfü Dağtaş, görenlerden… Kültürün, sanatın farklı alanlarından 75 aydını iki yıl boyunca buraya davet etti, fotoğrafladı ve Urla’daki Köstem Zeytinyağı Müzesi’nde “Yavuthane’de Yaşam Var, Kültür İnsanlarımız ile” adıyla sergiledi. Fotoğraflar birer kültür hizmetine dönüşürken otel de kent kültürü rotalarındaki yerini aldı. Türkiye’de belgesel fotoğrafçılığın önemli isimlerinden Lütfü Dağtaş ile Yavuthane’yi konuştuk.

Fotoğraf sanatçısı Lütfü Dağtaş, Keçeciler semtindeki eski bir Yavuthane olan şimdiki Manisa Akhisar Oteli’nde 75 sanatçıyı fotoğrafladı.

Uzun süredir Manisa Akhisar Oteli olarak hizmet veren bir eski Yahudihane’yi fotoğraf mekanı olarak seçme nedeniniz ne?
Başta İstanbul olmak üzere bazı şehirlerimizde olduğu gibi İzmir’de de Yahudihanelerin özel yeri var. Osmanlı’da ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında yoksul Ermeni aileleri Ermenihanelerde, yoksul Rum aileleri Rumhanelerde, yoksul Müslüman aileleri aileevlerinde nasıl yaşıyorsa yoksul Yahudi aileleri de Yahudihanelerde yaşamlarını sürdürüyor. Ortak özellikleri şu: İki kat üstüne yan yana sıralı odalar ve ortada geniş bir avlu. Avlu ile birlikte tuvalet, banyo ve mutfak, ortak kullanım alanı. İzmir’e özgü bir de bekar evleri var. Burası, Manisa Akhisar Oteli adıyla yoksul ve kimsesizlere konaklama hizmeti veren bir mekan. Otel olduğu için doğal olarak her İzmirlinin pat diye yolu düşmüyor. Ben de ilk kez 2014’te, fotoğrafçı arkadaşım Tülün Üzmez’in avluda açtığı sergiye gitmiştim. Yapı, görür görmez büyüledi. Avlusunu gölgeleriyle tatlı, sessiz huzura boğan iki ulu yediveren ağacı ile bir nar ağacı ise ayrı büyüledi. O gün, “Burada fotoğraf çalışması yapmalıyım” dedim. Kültürümüze hizmet veren adlardan liste yapacak, onları davet edecek ve fotoğraflarını çekecektim. Kuru kuruya mekanı çekmiş olsaydım mimari kaygıyı betimlemek öne çıkacaktı. İnsan ögesi ise fotoğrafa hareketlilik getirecekti. Resimden karikatüre, fotoğraftan moda tasarımı, müzik ve edebiyata tanıdığım, işlerini ilgi ve beğeniyle izlediğim kültür insanlarımızdan oluşan 75 kişilik bir liste yaptım; kendilerine projemi anlattım. Sonuçta ortaya “Yavuthane’de Yaşam Var, Kültür İnsanlarımız ile” adlı fotoğraf projesi çıktı.

Fotoğraf sanatçısı Lütfü Dağtaş, “Yavuthane’de Yaşam Var, Kültür İnsanlarımız ile” projesinde birbirinden değerli kültür insanlarını fotoğraflama şansı buldu.

Niçin Yahudihane değil de Yavuthane?
İzmir’in yerlileri kestirmeden konuşmaya eğilimlidir. Geliyorum yerine geliyom, gidiyorum yerine gidiyom, derler. Yahudihane’ye de Yavuthane dediklerini öğrenince toplumsal belleğe sahip çıkma adına “Yavuthane” dedim. “Yaşam Var, Kültür İnsanlarımız ile” biçiminde ekleme yapmamın nedeni ise şu: Yavuthane’de kalan yoksul, kimsesiz insanların yaşamlarının; odalarında ya da avluda ağır bir ırmak gibi aktığını gözlemliyordum. Birbirlerine öylesine alışmışlardı ki farklı sözcükleri, farklı söyleşileri hiç olmuyordu. Kültür insanlarımız bu ağır akışkanlığı, çekimler boyunca ortadan kaldırdılar; onların özel yaşamlarına dokundular, sırlarını paylaştılar, çay içip şakalaştılar. Ortama neşe, canlılık gelince bu adı koymanın uygun olduğunu düşündüm.

 

ERDEN KIRAL, FİLM ÇEKMEK İSTEMİŞTİ

Bu yapıların kentin belleğindeki yeri nedir?
Açıkçası yerleri yok! Çünkü yapılar yok. Çekim yaptığımda Manisa Akhisar Oteli, bu bağlamda tek yerdi. İlk sergiyi açtıktan çok sonra mekanın karşısında bulunan, enkaz durumundaki binayı özgün yapı malzemeleriyle ayağa kaldıran dostum Enis İpek, bir gün binanın tapusunu bana gösterdi. Şöyle yazıyordu: “Üst kat Yahudihane, alt kat boyoz fırını.” Biliyorsunuz, boyoz da Yahudi mutfak kültürünün bir ürünü. Hâlâ bu değerli mekanın kentin kültür tarihinde bir biçimde yer almasını düşlüyor ve heyecanını duyuyorum ama şu an boş, kullanılmıyor.

Erden Kıral

Farklı kültür alanlarından isimleri nasıl belirlediniz?
Projemde içtenlikle yer alan 75 kültür insanımızın büyük çoğunluğuyla yüz yüze iletişimim, dostluğum söz konusuydu. Beni tanımayan bazı adlara da derdimi anlattım. Aslında kültür insanlarımızın fotoğraflarını çekme geleneğim hayli eskiye dayanıyor. İlk fotoğrafını çektiğim kişi, yazar Abbas Sayar’dır, yıl 1977. Orman Bakanlığı adına TRT için Ulusal Parklarımız belgesel dizisini çekerken tanımıştım Sayar’ı. Pek çok kültür insanımızın -ki sayıları 500’ü geçmiştir- kapılarını tek tek çaldım ve fotoğraflarını çektim. Hâlâ çekiyorum.

Burayı ilk gördüklerinde tepkileri nasıl oldu?
İlk tepkileri, mekanı sıcak bulmalarıydı. Kültürün yaratıcı yanında yer aldıkları için onlar da kendilerince hemen proje dillendirmeye başladılar. Yakın tarihte sonsuzluğa uğurladığımız sinema yönetmeni Erden Kıral ile otelin avlusuna girdik. Durdu. Alıcı gözle çevresine bakındı. Yenilerde de İzmir’de, Yeşildere ve Basmane’de Gece adlı filmini çekmişti, gösterimdeydi. “Son filmimden dolayı çok borçlandım, artık sinemayı bırakmayı düşünüyordum ama burayı görünce hemen yeni film çekmeyi düşünmeye başladım hem de siyah beyaz,” dedi.
Bir başka gün yazar Sadık Yemni ile mekandayız. “Burada boş oda tutup bir süre kalmam gerekiyor. Burada kalanların her birinin yaşamı romanlarıma konu olur,” biçiminde sözler söyledi.

Şadan Gökovalı

KÜLTÜR GEZİLERİNİN ROTASI HALİNE GELDİ

Urla’da açtığınız bu sergide Yahudi kültürünü tamamlayan farklı etkinlikler de yapıldı.
Urla’da bildiğiniz gibi hekim Levent Köstem ile eşi öğretmen Güler Köstem’in kurduğu harika bir Zeytinyağı Müzesi, hemen yanında da Mavi Sanat adını taşıyan sanat galerisi var. Galerinin küratörü dostum Kubilay Han Kıray, Yavuthane sergisini önerince kuru kuruya sergi olmaması, Yahudi kültüründen izleri taşıyan etkinliklerle varsıllaştırılması üzerinde anlaştık. Hemşehrimiz yazar Sara Pardo hanımefendi söyleşi yaptı. Müzenin dinamik halkla ilişkiler sorumlusu Sibel Önbaş, Yahudi mutfağını müzenin restoranına taşıdı. Hemşehrimiz Selim Franko da sesi ve gitarıyla dolunaylı açılış gecemize ayrı bir tat kattı.

Nedim Gürsel

İlk Yavuthane sergisini otelin avlusunda açmış, sonra yine bölgedeki bir başka yapıya taşımıştınız. Fotoğrafların, çekildiği yere mi ait olduklarını düşünüyorsunuz?
Fotoğrafların çekimleri 2014 ve 2015’te sürdü. Davetimi kırmayan kültür insanlarımız yaz sıcağında, sağanak yağmur altında geldi. Kendilerine bitmeyecek bir teşekkür borcum var. Çekimler bittiğinde otelin sahipleri Necat ve Salih Acar kardeşlere şöyle dedim: “Kim gelip poz verdiyse hepsi yapıya heyecan duydu. Ama bu insanların sayısı toplam 75. Oysa pek çok İzmirlinin bu mekanı bilmediği de diğer bir gerçek. Sergiyi burada açsam, İzmirliler mekanla tanışsa, ne dersiniz?” Acar kardeşler benden daha fazla heyecan duydu. O dönem Konak Belediyesi Kültür Müdürü olan dostum Salim Çetin, “Belediye olarak biz açalım” önerisinde bulundu. Gelenler, “Bu güzel yeri bilmiyorduk” dedi. Evet, sergiyi fotoğrafların çekildiği yerde açmak doğru bir düşünceydi. Orası artık kültür gezilerinde uğranılan bir mekan; ayrıca otel olmasının dışında.

Şair Ataol Behramoğlu
Türk tiyatro bilimci, oyuncu, yazar, eleştirmen ve yönetmen Özdemir Nutku
Yazar Leyla Ruhan Okyay
Yazar Ahmet Büke

Otelin günümüzdeki kullanımı nasıl?
Aileler ölçeğinde olmasa bile, yoksul ve kimsesizlere konaklama olanağı sağlıyor. Bazı otel sakinlerinin seyyar satıcılık gibi günlük işlere gittiğini biliyorum. Yol yorgunu şoförler kalıyor. Ara ara İzmir’i geçiş noktası olarak kullanan mülteciler konaklıyor. Bir de kimsesi kalmamış ya da aile bireylerince aranıp sorulmayanlar var.

Otel, Agora’ya ve İzmir’in ilk mahallelerini barındıran Basmane’ye çok yakın. Bu tür çalışmalar dikkatleri kentin hafıza mekanlarına çeker mi?
Çekim mekanı, Agora Ören Yeri ile yan yana. Kemeraltı’nın omurgasını oluşturan Anafartalar Caddesi, buradan Basmane Garı’na uzuyor, sonrasında da Tepecik’e ulaşan ayrı bir çizgi. Dahası, o yolun sonunda kentin tarihini 8500 yıl öteye taşıyan Yeşilova Höyüğü var. Bu çizginin dışında yine hemen yakındaki Kadifekale eteklerinde kazısı süren Antik Tiyatro ile İkiçeşmelik Bayramyeri’ndeki Kral Yolu’nu da değerlendirdiğimizde kent merkezinde olağanüstü bir varsıllık söz konusu. Oteller Sokağı, onun altındaki Roma kalıntıları ayrı boyut. Hepsi değerlendirildiğinde ortaya çıkacak göz kamaştırıcılığı düşünebiliyor musunuz?

TARIK DURSUN K. İLE ÖZEL BİR SERGİ

Geçen ağustosta Urla’da açtığınız sergide, 2016’ya göre farklı portreler mi yer aldı?
Farklı portreler yer almadı. Ancak fırsat buldukça yeni çekimler yapmayı hedefliyorum. Proje sürmeli. Bu arada ne yazık ki otelin sahiplerinden Necat Acar’ı yitirdik. Ama onun duyduğu heyecanı bir sorumluluk kabul ediyor ve mekan için çalışmayı sürdürmeyi hedefliyorum.

Yavuthane sergileri devam edecek mi?
Henüz kesinleşmiş yeni bir sergi yok. Belki İstanbul düşünülebilir. Çünkü zamanında İstanbul’da da Yahudihanelerin varlığı söz konusu. Edirne’de de varmış.

– Tarık Dursun K. ile yaptığınız Yavuthane çekimlerinin özel bir yeri olmalı… Ustaya özel bir sergi açtığınızı hatırlıyorum.
Doğup büyüdüğü İzmir’i kitaplarında son derece güzel anlatan sevgili Tarık Dursun K. ağabeyimizin yer alması ayrı bir keyif elbette. Tarık ağabey, Karşıyaka Bostanlıköy’de doğuyor, altı yaşında da ailesiyle Dönertaş’ın oradaki çıkmaz sokağa taşınıyorlar. Çocukluğu, gençliği hep buralarda geçiyor. Diğer bir özelliği ise Müslüman ailelerin barındığı aileevlerinden birisi olan Karataş’taki Rıza Bey Aileevi’ni, aynı adla roman olarak kaleme alması. Onunla o çıkmaz sokağı gezdik, Tilkilik’te yürüdük, Emniyet Kıraathanesi’nde gazoz şişelerimizi “Şerefe!” diyerek tokuşturduk ve Saat Kulesi’nin önünde soluklandık. Evet, öncesinde ve bu sırada, sonrasında çektiğim fotoğraflarıyla da ayrı bir Tarık Dursun K. fotoğraf sergisi yapmıştım. Kendisini, ağabeyliğini, dostluğunu, şakalarını, bana “Hünerbaz Lütfullah” diye seslenmelerini hep özlüyorum.

SEMİH POROY, YARIM SAATTE MEKANI ÇİZDİ


“Tanışıklığımız 1990’ların başına giden Semih Poroy ile buluşmadan önce kırtasiyeye uğrayıp elliye yetmiş fon kartonu ve siyah mürekkep uçlu kalem aldım. Yavuthane’ye vardık.
– Nasıl fotoğraf çekmeyi düşünüyorsun?
Fon kartonu ile kalemi uzattım:
– Senin ünlü tipin Harbi var ya, avluya masa koyalım, onu çizerken fotoğraflarını çekerim.
– O elindeki kalemi cebine koy ama masa işini ayarla, kartonu bana ver.
Semih’in işinde son derece titiz olduğunu nasılsa unutmuşum. Çantasını açtı, kalemlerini masaya dizdi. Hiç abartmıyorum yarım saatlik süre, tüm Yavuthane’yi çizerek avlunun ortasına da ünlü tiplemesi Harbi’yi yerleştirmesi için yetmişti.”

GÜLSİN ONAY’IN YAVUTHANE’DE PİYANO HAYALİ

“Gülsin Onay, projemi telefonda özetlediğimde, “Varım” dedi. Çekim günü kendisini kuaförden aldım. İşine çok titizlenmesi başarısındaki temel anahtarlardandı. Yavuthane’ye vardık. Avluya geçince çevresini iyice inceledi. “Keşke” dedi, “Şu avludaki muhteşem limon ağacının gölgesinde bir piyano olabilseydi ve ben çalsaydım.” Bu düşüncesi gerçekleşmiş olsaydı projem daha da taçlanacaktı. Avluda çekimler yaptık, üst kat ile en üst kata çıktık. Otelin emektarı Saray Abla ile muhabbeti ise ayrı bir tat oldu. Avlunun orta yerindeki yıpranık duvar aynasında makyajını tüm ciddiyetiyle tazelemesi ise görülmeye değerdi.”

GENCO ERKAL’DAN OTELDE NAZIM HİKMET ŞİİRLERİ

“Genco Erkal ile çekimleri, elde olmayan nedenlerle iki kez ertelemek zorunda kalmıştık. Buluştuğumuz gün ise çiseleyen yağmur moralimi bozmuştu. Bir aksilik de Genco ağabey kısa zaman önce omuzunu incitmişti, fizik tedavi görüyordu. Süngüm düşük durumda, “Erteleyelim ağabey” dedim. “Hayır,” dedi, “İki defa erteledik. Ertelemeyelim.” Tüm olumsuzluklara karşın moralim düzelmişti. Yavuthane’ye vardık. “Çok güzel bir yermiş. Keşke bizim İstanbul’daki Ali Paşa Hanı’nda da fotoğraflar çeksen” dedi. “Çekerim,” dedim.
– Peki, sana nasıl poz vermemi istiyorsun?
– Aman ağabey, size nasıl poz vereceğinizi tarif etmek benim için çok zor bir iş.
O ara bir şimşek çaktı:
– Ama şöyle yapalım isterseniz: Siz Nazım’dan şiirler okuyarak avluda tur atın, ben çekim yapayım.
Mutluluğuma bakar mısınız? Genco Erkal, avlunun akustik ortamında Nazım’dan yüksek sesle şiirler okuyor ve ben tek başıma dinliyorum. Bu arada yıllar önce Eminönü’nde çekim yaptığım metruk hanın adının Ali Bey olduğunu ve Genco ağabey ile kardeşine miras kaldığını öğreniyorum.”

Soprano Birgül Su Ariç
Ressam Hatice Doğan

YAVUTHANE’DEN GEÇEN PORTRELER
Ahmet Büke, Akın Ersoy, Ataol Behramoğlu, Bedri Karayağmurlar, Belkıs Güneş, Belma Özgün, Birgül Su Ariç, Canan Altınbulak, Çetin Erokay, Demir Özlü, Ekrem Kahraman, Eray Özbek, Ercan Akyol, Erden Kıral, Ertuğrul Ateş, Feyzi Tuna, Genco Erkal, Gören Bulut, Gülsin Onay, Gürol Tonbul, Hakkı Ergök, Hasan Özkılıç, Hatice Doğan, Hatice Gökçe, Hülya Savaş, Hüseyin Yurttaş, İlhan Pınar, İrfan Ertel, Jale Birsel, Kemal Başar, Kemal Özdemir, Leyla Ruhan Okyay, Lütfü Seymen, Mavisel Yener, Mazlum Beyhan, Mehmet Atillâ, Mehmet Aydoğdu, Mehmet Emin Erdoğdu, Mehmet Mümtaz Tuzcu, Muzaffer İzgü, Nedim Gürsel, Nedim Sönmez, Nedret İşli, Nevzat Metin, Nihat Demirkol, Orhan Beşikçi, Özdemir Nutku, Pelin Buzluk, Rauf Beyru, Recai Atalay, Reyhan Abacıoğlu, Ruşen Güneş, Sabiha Tansuğ, Sadık Yemni, Sema Barlas, Semih Poroy, Siren Bora, Suhandan Özay, Şadan Gökovalı, Şenol Tilki, Tarık Dursun K., Tevfik Balcıoğlu, Turgay Pasinligil, Turgut Çeviker, Tülin Oğurman, Umur Bugay, Umur Türker, Ümit Tunçağ, Yaşar Ürük, Yusuf Tuvi, Yücel Erten, Yücel İzmirli, Yüksel Pazarkaya, Zafer Derin, Zuhal İzmirli.