Dijital medya hem hediye hem lanet gibi!

İlgili Yazılar

Perde Açılıyor, Kültür Yolu Mardin’e Uzanıyor: 17-24 Ekim’de Türkiye’nin Sanat Takvimi

Ekim'in üçüncü haftası, Türkiye'nin kültür-sanat takvimi için bir kavşak:...

Maceraperest bir mimarın objektife yansıyan yaşamı: Arif Hikmet Koyunoğlu

Resme yeteneğini Osman Hamdi Bey keşfetti, 1903’te henüz 10...

Sanatçı TUNCA’dan Kentsel Hafızaya Pencere: “Yan Yana”

Kahve Dünyası’nın kamusal alandaki çağdaş sanat projesi Yanköşe, 12’nci...

3-10 Ekim’de Caz, Festival, Sergi ve Sahne Bir Arada

Ekim ayının ilk haftası, Türkiye'nin kültür-sanat gündemini dört koldan...

PAYLAŞMAK GÜZELDİR!

Eserlerinde varoluşa, zamana, kişisel hayatlarımıza dair çentikler atan “Bize bir an lazım, yaşadıktan sonra iyileşmek zorunda kalmayacağımız bir an” diyen, “Şimdi bu his birkaç saniye mi yıllarca mı sürecek?” sorusunu elimize bırakıveren bir sanatçı Cem Güventürk… Farklı tarz ve disiplinlerde eser üretmek istediğini söyleyen Güventürk, dijital medyanın sağladığı kolaylıklar kadar zorlukları da olduğunu vurguluyor.

SÖYLEŞİ: ASLI ÖRNEK

E-Bülten'e Abone Olun

Sanata dair seçkiler ve yeni içeriklerden ilk siz haberdar olun.

 

Çizgisiyle ve mesajlarıyla izleyiciyi düşündüren, karşısındaki insana kendine dair sorular sorduran sanatçı Cem Güventürk’ün Ay, Güneş ve Ay başlıklı ikinci kişisel sergisi, İBB Kültür ve İBB Miras’ın ev sahipliğinde Müze Gazhane’de sanatseverlerle buluştu. Sergideki eserlerinde “Yalnız iyileşen kalabalık vahşileşir” de diyor Güventürk, “Bize bir an lazım, yaşadıktan sonra iyileşmek zorunda kalmayacağımız bir an” da diyor. “Şimdi bu his birkaç saniye mi yıllarca mı sürecek?” sorusu da cevaplanmayı bekliyor. Kısacası, bu sergisindeki eserleri  insanoğlunun varoluşundan beri sorulan “Sanat nedir?” ve “Ben kimim?” soruları üzerine yoğunlaşıyor. Kendine ait bir sembolizmle hayata dair duyguları ele alan Güventürk, Albert Camus’nun Sisifos Söyleni ve Yabancı eserlerinden de ilham aldığını vurguluyor. Sıradan hayatlar, umutlar ve umut taşıyan direnişlere eserlerinde ses veren Güventürk’le sergiden de yola çıkarak sanatını konuştuk.

Cem Güventürk’ün “Ay, Güneş ve Ay” başlıklı ikinci kişisel sergisi, İBB Kültür ve İBB Miras’ın ev sahipliğinde Müze Gazhane’de sanatseverlerle buluştu.

Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Çizgi Film Animasyon Bölümünü bitirmişsiniz. Ben sizi Penguen dergisinden biliyorum. Sonra Uykusuz ve Kafa’dan da tabii… Karikatür dergisine başlama hikâyeniz nasıl oldu? Sizce şimdiki çizerlerin işi daha mı kolay, daha mı zor?

Bazı noktalarda daha kolay, bazılarındaysa daha zor tabii ki. Benim dönemimde okuyucuya, seyirciye ulaşmadan önce onların karşısına çıkmak için almanız gereken onay ve nişaneler vardı. Bu bir dergi, bir editör, bir usta belki… Bu tedrisattan geçmeniz gerekiyordu. Şimdi dijital medya, aradaki bu aşamaları kaldırdı; söylemek istediğimizi, yolu kısaltarak kitleye çok hızlı şekilde aktarabiliyoruz. Bu hem bir hediye hem de bir lanet aslında. O yüzden kolaylıkları olduğu kadar zorlukları da var. Bu denge halini ve hâlâ daha formüle edilmemiş halini seviyorum.

Siz post prodüksiyon tarafı da olan bir beyaz yakalıydınız aynı zamanda. Çizerliğe yönelince ve daha “freelance” işler yapmaya başlayınca işler sizin için nasıl değişti?

Şöyle söyleyeyim evde daha çok zaman geçirmeye başladım. Beyaz yakalılık, pek ait olamadığım bir yan olarak kaldı. Hep mesai saatlerinin olmadığı bir hayat düşlüyordum ama işin ilginç tarafı maalesef şu anki tempo çok daha yorucu ve yoğun. Galiba ne dilediğime daha çok dikkat etmem gerekiyor. (Gülüyor).

ARAYIŞ SADECESANATÇILARA HAS DEĞİL

Çizdikleriniz sosyal medyada da sıklıkla insanlar arasında paylaşılıyor. Siz, kendini aramaya ve bulmaya çalışan bir çizersiniz. Çizdikleriniz aslında gerçek benliğinizi keşfetme çabasından mı doğdu?

Bu arayış sadece sanatçılara has bir aksiyon değil. Hepimiz bunun peşindeyiz; kimi zaman farkında, kimi zaman değiliz belki ama yegâne amaçlarımızdan biri buymuş gibi. Bu arayışı ifade etmeye, dışa vurmaya çalıştıkça da buna sanat diyoruz. Ben eserlerimi oluştururken birçok şeyden etkilenirim ama özellikle gözlem, anı ve deneyimler tabii ki önemli yer tutuyor.

Sadece çizerlikle ve alınan teliflerle geçinmek sanatçılar için zor olabiliyor. Bu zorluğu aşmanın bir yolu, yöntemi var mı?

Yaptığınız işi önemseyip ona bir tutkuyla bağlandığınızda beraberinde birçok getirisi oluyor. Dünyadaki birçok şey için de böyle bence. Sıralamamda hiçbir zaman para başı çekmedi ama “Yaptığım işi daha iyi nasıl yaparım?”a konsantre olduğum her an bunun getirilerini de yaşadım.

2019 yılında yaptığınız bir röportajda 5 yıl sonrası ve gelecek için yaptığınız planlar sorulmuş. Siz de karikatürü bırakmayacağınızı söylemiş, büyük alanda tuvale resim yapmak ve sergi açmak istediğinizden bahsetmişsiniz. Ay, Güneş ve Ay serginiz Müze Gazhane’deydi. Bu dönemden yaptığınız ve aklınızda olan bir şey miydi yoksa sonradan iyiden iyiye eserlerinizin bu yönde çoğalmasını mı sağladı? Şimdi sırada senaristlik ve sinema filmi hayaliniz mi var?

Multidisipliner bir sanatçı olmayı seviyorum. Farklı tarz ve disiplinlerde eserler vermek istiyorum. Bu biraz kendime meydan okuma gibi de geliyor, bu haliyle ilgimi çeken bir hareket. O anlamda bir sinemasever, animasyon ve çizgi filmden gelme biri olarak böyle bir fikrim var tabii ki.

Ay, Güneş ve Ay, zaman, varoluş, mekan; insanın sıradanlığının ardındaki sıra dışılık gibi kavramları anlatan bir sergi. Eserler tuval, kâğıt ve heykel üzerine. Hazırlanırken sizi en çok düşündüren ve yoran ne oldu? Siz bu sergiyi nasıl tanımlıyorsunuz?

Çok kendine has ve doğru sorular sorarak sevimli bir rahatsız edicilik ortaya çıktı. Bu, serginin alametifarikası oldu. Seyircinin de bu şekilde izlemesini, serginin bir parçası olmasını hedefledim.

ÇALIŞMAK VE TUTKUYLA ODAKLANMAK GEREK

Siz aslında profesyonel olarak çizmeye 2009’da başlamışsınız ama köşeniz 2014’te verilmiş. Başkası olsa pes ederdi. Siz çizmeye tutkun ama sabırsız, artık ne kadar denese de olmayacağını düşünen yeni nesle ne önerirsiniz?

Pek tavsiye vermeyi seven biri değilim çünkü bende işe yaramış olan şey, bir başkasında işe yaramayabilir. Ama klasik olacak belki; çalışmanın, gerçekten tutkuyla odaklanma halinin boşa gittiğini neredeyse hiç görmedim.