Kuruluşunun 95. yılını kutlayan MSGSÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Bölümü, mezunlar buluşması ve Osman Hamdi Bey Salonunda öğrencilerin yapıtlarından oluşan bir sergi gerçekleştirdi. Bu vesileyle hayatımızı yoğuran, şekillendiren üniversitemiz ve bölümümüz hakkında değerli isimler görüşlerini belirtti.

Yıl 1973. Cibali Kız Lisesinde okuyorum. Okulumuz, proje okul seçilmiş. Zamanında Akademide Leopold Levy’nin öğrencisi olmuş resim öğretmenimiz Muzaffer Yazıcıoğlu resim atölyesi kurmuş. Şövale, tuval, palet gibi nesneler girmiş hayatımıza. Biz dersteyken atölyede müzik çalıyor. İstanbul’da on tane sanat galerisi ya var ya yok. Buna rağmen iki yıl üst üste Beyoğlu’nda İstanbul Belediyesi Şehir Galerisinde sergi açıyoruz. Bir sergi açılışımıza Yaşar Kemal gelmiş. Daha ne olsun!
E-Bülten'e Abone Olun
Sanata dair seçkiler ve yeni içeriklerden ilk siz haberdar olun.

Lise yıllığımızda “Güzel Sanatlar’a girmek istiyor” yazıyor. Ne anlama geldiğini bilmesem de sanatçı olmak istiyorum! Yine de üniversite yerleştirme sınavında tercih yapmak zorundayım. İlk tercihim olan gazetecilik bölümünü kazanıyorum. Ama o yıllarda yapılan lise bitirme sınavında fizikten geçemediğim için bir yıl beklemeye kalıyorum. Bir yıl sonra kısa bir süre yetenek sınavlarına hazırlanıyorum. Akademiyi değil ama o zaman ona bağlı olan Uygulamalı Endüstriyel Sanatlar Bölümünün (UESYO) İç Mimarlık ve Endüstriyel Sanatlar Bölümünü kazanıyorum. Bir de Pedagoji’yi… Tabii ki UESYO’yu seçiyorum. İlk üç ayda Temel Sanat Eğitiminin (TSE) yanı sıra teknik ağırlıklı derslerde bunalmaya başlıyorum. Hani sanatçı olacaktım!

Bir gün sergi gezmek için gittiğimiz Akademide (DGSA) Yüksek Dekoratif Sanatlar Bölümünde kontenjan açığı olduğunu tesadüfen öğreniyorum. Yeniden yetenek sınavına girip bu bölümü kazanıyorum. TSE ve kültür dersleriyle geçen birinci yılın sonunda branş seçmemiz gerekiyor. Çoğunluk, dönemin popüler mesleği grafiği seçiyor.
Bense sezgisel bir şekilde plastik sanatlara en yakın olan seramik bölümünü tercih ediyorum. Aslında seramikçi kimdir, ne yapar, haberimiz bile yok. Televizyon bile hayatımıza yeni girmiş. Bu sanatla tek tanışıklığım, İstanbul Manifaturacılar Çarşısının (İMÇ) arkasındaki liseme giderken önünden geçtiğim Füreya Koral’ın seramik panosu. Lisedeki sergimizde bir rölyef çalışmamı unla plastik tutkalı karıştırarak oluşturmuşum! Soranlara babam, “Bizim kız çömlekçi olacak” diyor. O gün bugündür elim toprağa değiyor ve hayatla bağımı sanat üzerinden kuruyorum. Daha iyisi can sağlığı!
Bu kişisel girişten sonra okuduğumuz bölüm hakkında üniversite sitesinden bilgiler aktarıp sonrasında geçmişten günümüze bölümün geçirdiği süreçleri anlatan Candeğer Furtun, Prof. Tülin Ayta, Prof. Aygün Dinçer Kırca, Derya Yücel, Yalçın Arpat, Hasan Fuat Sarı ve Refik Tiniş’in değerli görüşlerini paylaşacağım.

KURULUŞUNUN 95. YILI
Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında seramiğin tekrar canlandırılması amacıyla Sultan II. Abdülhamit tarafından Beykoz ve Yıldız’da sert fayans ve porselen fabrikaları kurdurulmuştur.
Bu fabrikalar, Batı tekniğini getirmeleri bakımından önemlidir. Ancak birincisi 10 yıl, ikincisi de 28 yıl çalıştıktan sonra 1922 yılında kapatılmıştır. Seramik öğretimi yapan, sanatçı ve teknisyen yetiştiren kuruluşların eksikliği 1929 yılına kadar sürmüştür. Sanâyi-i Nefîse Mektebi Âlisi’nden Güzel Sanatlar Akademisine geçişte Akademi Müdürü Namık İsmail, Mimarlık-Resim-Heykel bölümlerinin yanına Dekoratif Sanatlar Bölümünü de katarak bu alanda ilk reformu yapmış ve 1929 yılının Kasım ayında kurulan Seramik Atölyesi, bölümün ilk adımı olmuştur.
Seramik Bölümü, Cumhuriyet’in ilk yıllarında, seramik eğitimi için yurt dışına gönderilen İsmail Hakkı Oygar tarafından Tezyînât (Süsleme) Bölümüne bağlı olarak 1930 yılında kurulmuştur. Bir yıl sonra, yine yurt dışında seramik eğitimi görmüş olan Vedat Ar kadroya katılmıştır. 1964 yılında Almanya’da seramik endüstrisinde uzun yıllar çalışmış olan seramik sanatçısı Prof. Sadi Diren, bölümde göreve başlamıştır.
PROF. AYGÜN DİNÇER KIRCA:
Öğrencilerin yaratıcı potansiyelini en üst düzeye çıkarmayı amaçlıyoruz

Bölümümüzün en önemli niteliklerden biri; geleneğe saygılı, yeniliklere açık, güçlü bir kadrosu olması. İç dinamiklerimizin uyumu, öğrencilerimize de olumlu şekilde yansıyor. Öğrencilerimiz doğrudan tüm hocalarımızın bilgi birikiminden faydalanabiliyor. Sürdürülebilir bir eğitim sistemi için her hocamız kendi çalışma alanında uzmanlaşarak gelecekte bu alanı devam ettirecek birini daha yetiştirmeyi hedefler. Ders programlarımızı her sene gözden geçirir, çağın gerektirdiği şekilde düzenlemeler yaparız. Son olarak, 2022 yılında kaybettiğimiz akademisyen Hande Büyükatlı’nın sanatta yeterlik tezinin konusunu “sanat ve tasarımda yaratıcılık-oyun etkileşimi” adı altında seçmeli bir ders olarak programımıza ekledik. Dersin hoca görevlendirmesi her dönem değişiyor, her hoca kendi tekniğiyle dersi yapıyor.
Ayrıca üniversitemiz Temel Eğitim Bölümünün kapatılması ile kadromuza dahil olan yeni/eski hocalarımız da oldu. Akademik kadromuzun geniş uzmanlık alanları, öğrencilere farklı perspektifler sunarak sanat görüşlerini zenginleştirmektedir.
Bölümümüz, Türkiye’nin ilk ve en köklü seramik bölümü olmasının yanı sıra cam sanatı eğitimi de veriyor, bu sayede öğrencilerine geniş bir eğitim yelpazesi sunuyoruz. Eğitimimiz, teknik bilgi ve sanat anlayışını harmanlayarak öğrencilerin yaratıcı potansiyelini en üst düzeye çıkarmayı amaçlıyor. Lisansüstü eğitim programlarımız ile de pek çok üniversitenin akademik kadrolarına katkı sağlıyoruz. MSGSÜ GSF Seramik ve Cam Bölümü olarak öğrencilerimizi sanatın ve tasarımın dinamik dünyasında etkili birer birey olma yönünde yetiştirme çabası içindeyiz.
DERYA YÜCEL:
Yeni kuşak, 95 yıllık birikimi geleceğe taşıyacak

MSGSÜ Seramik ve Cam Bölümü, kültürel sürekliliğin, zanaat ve sanat arasındaki geçirgenliğin, yaratıcı düşüncenin toprak, çamur ve ateşle şekillendiği bir bölümdür. Bugün seramiği yalnızca geleneksel ve teknik bir uygulama değil; çağdaş sanatın da dili olarak yorumlayan pek çok sanatçının yolu bu bölümden geçmektedir.
Türkiye’nin dört bir yanından yeni mezun sanatçıları bir araya getiren BaSE, 2017’den bu yana her yıl gerçekleşen edisyonlarında MSGSÜ Seramik ve Cam Bölümü mezunlarına da yer vermektedir. Bu bölümden mezun olan çok sayıda sanatçının BaSE seçkisine girmesi, yalnızca bireysel başarı değil, eğitimin niteliği ve yönelimi hakkında da ipuçları taşımaktadır. 2017’den bu yana gerçekleşen BaSE edisyonlarında bölüm mezunları, seramiği kavramsal, mekânsal ve disiplinler arası çerçevede ele alan üretimleriyle dikkat çekmiştir.
Seramik, uzun yıllar boyunca zanaatla özdeşleştirilmiş olsa da bugün giderek daha fazla sanatçının elinde çağdaş sanatın kavramsal ve deneysel alanına taşınmaktadır.
Bölümde verilen eğitimin bu dönüşümde belirleyici bir rolü vardır. Mezun olan sanatçılar, seramiği yalnızca biçim değil; düşünce, eleştiri ve hikâye taşıyıcısı olarak yeniden kurmakta, seramiği dönüştürmekte, yeniden düşlemekte ve çağdaş sanatın çoklu dilleriyle buluşturmaktadır. Malzemenin belleğini, kırılganlığını ve direncini kavramsal süreçlere entegre eden bu yaklaşım, seramiği günümüz sanatında çok katmanlı bir araç hâline getirmektedir. BaSE gibi platformlarda görünürlük kazanan mezunlar da bu dönüşümün somut örneklerini sunmaktadır. Mezuniyet sonrası ilk adımlarında seramiği dijital estetik, çevresel meseleler, toplumsal cinsiyet politikaları veya hafıza odaklı anlatılarla ilişkilendiren işler üretmektedirler.
CANDEĞER FURTUN:
Şimdiki gençlerin malzeme olanakları çok fazla
Sanat hayatım 1954 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisine girmemle başladı. Giriş sınavlarını kazandıktan sonra Resim Bölümüne yazıldım. İlk sınıfımız galeriydi ve hocamız Halil Dikmen’di. Sonra atölyelere ayrıldık, ben de Nurullah Berk Atölyesine girdim. Resim çalışmalarımızın yanı sıra heykeltıraş Hüseyin Gezer’in modlaj derslerine giriyorduk. İşte o sınıfta toprakla çalışmak beni seramik dünyasına çekti. Bu nedenle Resim Bölümünün orta bölümünü bitirip 1957 yılında Seramik Bölümüne geçtim. Hocalarımız, İsmail Hakkı Oygar ve Vedat Ar idi. Ne yazık ki atölyemizde fırın yoktu, sır yapmak için gerekli ham maddeler yoktu ve çok ağır olduğu için hiçbirimizin kullanamadığı bir çömlek tornası vardı.

Derslerimiz çoğunlukla tasarladığımız seramiklerin çizim ve kesitlerini çizmekle geçiyordu. Ayrıca cami ve türbelerdeki çinileri inceleyip çizimlerini yapıyorduk.
Sene sonu mezuniyet çalışmalarımızı fırınımız olmadığı için mecburen Göksu’daki Hasan Usta’nın çömlek atölyesinde ve Eczacıbaşı fabrikasında fırınlıyorduk.
Bu nedenle, şimdiki seramik okullarındaki malzeme olanaklarını düşündüğüm zaman gençlerin ne kadar şanslı olduğunu görüyor ve bundan mutluluk duyuyorum.
PROF. DR. TÜLİN AYTA:
Mezunların seramik sektöründeki rolü tartışılmaz
Liseli yıllarımın hayali, İÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü idi. Hayat yolunda kimi rastlantılarla kendimi, zamanın ülkedeki ilk ve tek salt sanat eğitimi verilen Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde (önce İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, MSÜ ve halen Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) buldum. Resim, Heykel ve Süsleme Sanatları bölümlerinin zorlu giriş sınavlarına ayrı ayrı katıldım. Hepsini derece ile ön sırada kazandım. Gençliğin hayat deneyiminden uzak kararlarıyla iki yıllık atölye/ temel Sanat Eğitimine (TSE) başladım (1959 -1960). Değerli hocamız ressam Sabri Berkel yönetimindeki eğitim, her hafta önemli filmlerden en az biri ve sanatsal sergileri izlemek, edebi kitaplar okumakla sürüyordu. Çünkü sanat bir bütündü ve bu yoldaki etkinliklerin tümü, bizi yaratıda besleyen tamamlayıcı unsurlar olarak kabul görüyordu. Böylece eğitimde üçüncü yıla başlarken Seramik Bölümü benim geleceğime yön veren bir yaşam biçimine dönüştü. 1963’te temel eğitim tamamlandı. Seramik Bölümü meslek eğitimi başladı. Ama ne eğitim!..

Atölyede beş öğrenciyiz, Hocamız İsmail Hakkı Oygar. Eski öğrencileri izleyerek kili tanımaya çalışıyoruz. Kültür ve tamamlayıcı dersler yoğun. Uzman hocalar yönetiminde mimarlık bilgisi, perspektif, anatomi, hukuk, sanat tarihi, mitoloji, hat/yazı, geleneksel Türk el sanatları, ayrıca Cour de Soir ve ünlü heykeltıraş Kenan Yontunç hocadan büst çalışmaları… Öğrenciler olarak mutluyduk. Bizlerden, çağdaş tasarım kapılarını aralayacak bireylerin gelişimi hedefleniyordu. Bir gün, yeni hocamız olduğunu bildiren Sadi Diren çıkageldi… Eczacıbaşı Seramik Hediyelik ve Sofra Eşyası Fabrikası müdürüydü. Sonrasında, Eczacıbaşı Kartal fabrikasında biz öğrencilere cömertçe sunulan fırsatlar; malzeme, bilgi, teknik olanak, çalışan destekleri meslek eğitimimizde yepyeni kapılar açtı. Sanayinin sanatsal tasarıma katkıları ve uygulama metotlarındaki seçenekleri ustalarından öğrendik. 1960’lardan başlayarak seramik sanayi büyük atılımlarla gelişti. 70’li yıllarda seramik, tekstilin ardından ikinci ihracat ürünü olma yolunda ilerledi. Bu gelişimde, MSGSÜ bünyesinde 95. kuruluş yılını kutlayan Seramik Ana Sanat Dalı mezunlarının, öğretim ve eğitim kadrosu ile buradan yetişen sanatsal ve seri üretim tasarımcılarının, seramik sanayinin teknik ve üretim aşamalarındaki önemli görev, hizmet ve başarılı katkıları yadsınamaz. 1960’ta öğrencisi olduğum bölümde 1986 yılına kadar eğitmenlik yaparken bu gelişime tanık oldum.
YALÇIN ARPAT:
Sanayi ve eğitim dünyasının eş güdümü çok önemli

1977’deki mezuniyetimden sonra VitrA’da çalışmaya başladım. Sırasıyla tasarımcı, tasarım şefi ve tasarım müdürü görevlerinde bulundum. VitrA’da görev yaptığım yıllarda Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi Seramik, İTÜ ve ODTÜ’nün Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümlerinde öğrenci mezuniyet projelerinde firma adına görev yaptım.
Sanayi ve eğitim kurumlarında edindiğim deneyimler doğrultusunda bazı temel tespitlerim olmuştur:
– Bazı öğretim kurumlarında sanayi iş birliği yeterli düzeyde değildir.
– Öğrenci stajları konusunda hem sanayi hem de eğitim tarafı yeterince istihdam talebi oluşturmamaktadır.
– Fuar etkinliklerine öğrenci katılımı yetersizdir.
– Ortak proje çalışmalarında her iki taraf da gerekli talebi yaratmamaktadır.
– Sanayi kuruluşu çalışanlarının eğitim kurumlarında bilgi aktarımına yönelik konferanslara katılımı sınırlıdır.
Sanayi kuruluşları, kâr amacıyla çalıştıkları için rekabet koşullarına uyum sağlamak adına Ar-Ge, tasarım ve inovasyon faaliyetlerine yatırım yapmak zorundadır. Bu bağlamda firmalar, çalışanlarını sektörel gelişmeleri takip edebilecekleri eğitimlere ve fuar etkinliklerine katılması için teşvik eder.
Böylece pazardaki güncel tasarım trendlerine, üretim teknolojilerine ve yenilikçi bilgi kaynaklarına ulaşma imkânı sağlanır. Eğitim kurumlarında bu tür etkinlikler için ayrılmış özel bütçeler bulunmamakta ya da çok sınırlı kalmaktadır. Ancak sanayi ile kurulacak etkili ve sürdürülebilir iş birlikleri sayesinde eğitim kurumları da bu bilgi akışına dâhil olabilir; öğrenciler yenilikçi, güncel bilgilerle iş dünyasına daha donanımlı hazırlanabilir.
Sanayi ve eğitim dünyasının eş güdüm içinde çalışması, karşılıklı bilgi alışverişi ve iş birliği ortamlarının artırılması büyük önem taşımaktadır.

REFİK TİNİŞ:
Karikatürist seramikçiler

Güzel Sanatlar Akademisine girmem tamamen tesadüf eseri oldu. Adını bile duymadığım bu okulun yetenek sınavı ile öğrenci aldığını, radyo anonslarından öğrenmiştim. 1976’da üniversite sınavına girdiğimde puanım ODTÜ Fizik ve Jeoloji bölümlerini tutmasına rağmen liseden fizik dersi yüzünden mezun olamadığım için üniversiteye giremedim. 1977’de tekrar sınava girip hiçbir yeri kazanamayınca DGSA’nin yetenek sınavına girip kazandım. Lise ikideyken başladığım karikatür hayatımda, sadece ismen tanıdığım karikatüristlerle Akademide karşılaşmak, tanışmak bana sürpriz oldu. Seramikçiliğin nasıl bir uğraş olduğunu ancak bölüme girdikten sonra öğrendim. Benim aklımda sadece karikatür ve karikatüristler vardı.Bunlar da o zamanın en popüler mizah dergileri olan Akbaba, Gırgır, Fırt, Çarşaf’ta çizen karikatüristlerdi. Seramik bölümüne girince aynı bölümde öğrenci olan İsmail Sezer, Murat Kürüz ve Çılgın Bediş’in çizeri Özden Öğrük gibi karikatüristleri tanımış oldum. Yavuz Taran ise yeni mezun olmuştu. Sarkis Paçacı, Latif Demirci, Ergül Aktaş aynı dönemde seramik bölümünde okuyan karikatüristlerdi.
Diğer bölümlerden Gani Müjde, Galip Tekin, İrfan Sayar, Alp Tamer Ulukılıç, Ergün Gündüz sonradan tanışıp samimi olduğum arkadaşlarımdı.Ben de aynı dergilere çizmeye başladım.
Mezun olduktan sonra iş bulmak zor olmadı.Çünkü seramik sektörü atılımdaydı. Ben de ilk olarak Toprak Seramik’te işe başlayıp hemen akabinde Eczacıbaşı Vitra’da (1985-1991) devam ettim. 1991-2010 yıllarında aynı şirkete tasarım danışmanlığı yaparak birçok tasarıma imza attım.
2007-2008’de teklifim üzerine fabrikada ‘Yıldız Tasarımcılar’ adlı bir proje oluşturuldu.Akademinin Seramik ve Endüstriyel Tasarımı Bölümünden seçilmiş öğrencilerin projelerini hayata geçirmesini sağlayan olanaklar sunuldu.
Bu uygulama benim büyük keyif aldığım eğitmen kimliğimi edinmemi sağladı. Mimar Sinan Üniversitesi (2014-2019) ve Bodrum Sıtkı Koçman Güzel Sanatlar Üniversitesi Seramik bölümlerinde (2021-2022) model ve model kalıp teknikleri dersleri verdim.
Birçok seramik mezunları başka mesleklerde geçimlerini sağladığı halde önünde sonunda seramiğe geri dönmüşlerdir.Buna ben de dâhilim. Yani toprak seramikçiyi eninde, sonunda yanına geri çağrıyor.. Bence çok ilginç….
HASAN FUAT SARI:
Okuldaki çalışmalarım Finlandiya’da avantaj oldu

1973’te Den Haag Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisinde İllüstratif Resim Bölümünde okurken petrol krizi, yabancı düşmanlığı, vize sorunları yüzünden okulla bağlarım kopmaya başladı. Zaten istediğim bölümde de değildim. Heykel ve Seramik bölümlerine geçebilmem için bir sene daha beklememi söylemişlerdi. Vizemi yenilemek için Türkiye’ye geldiğimde Akademinin yetenek sınavlarına girdim, Yüksek Dekoratif Sanatlar Bölümünü kazandım. Tekrar Hollanda’ya dönme düşüncesiyle kayıt işini ağırdan alıyor, pek de ilgilenmiyordum. Ama Hollanda’dan vize alamayınca mecburen kayıt olmak zorunda kaldım. Ve çocukluğumdan beri özlemini çektiğim çamura kavuşmuş oldum.
Baba tarafından Torosların göçerlerinden olduğumdan zaman zaman dağda keçi güderdik. Yanımızda her zaman bıçak bulunurdu. Dağlarda bulduğum çam kabuklarından, çamurdan ve diğer malzemelerden bir şeyler yapıp dururdum. Çaresizlik içinde yontar, yoğurur, biçimlendirmeye çalışırdım. Ortaya soyut biçimler çıkardı.
Resimle de ilgiliydim. Ama killi toprak beni bir başka heyecanlandırıyordu.
Derken Antakya’da parasız yatılı okumaya başladım. Burada resim atölyesi bile vardı. Dünya iyisi öğretmenim Sabahattin Gürel şansımdı. Boş geçen derslerde öğretmenler bizleri matematik veya fen dersi çalışmaya zorlarken Sabahattin Hoca’m bana resim atölyesinin anahtarını verir, oraya kaçırırdı. Yağlı boya, pastel boya ile tanıştım. Hafta sonları pansiyondan kaçarak Asi Nehri’ne yüzmeye giderdik. Burada zamanımın çoğunu yine killi topraktan biçimler oluşturarak geçirirdim. Asi Nehri ters akıyordu. Yani aksiydi. Bu terslik, aksilik bana da yansımış olmalı ki sık sık oraya gidip dersten kaçtığım için dayak yiyip, birçok ülke dolaşıp, aranıp tarandıktan sonra kendimi yıllar sonra Akademi Seramik Atölyesinde buldum.
Akademide tasarlama derslerini seviyordum. Seramik deyince herkesin aklına işlevsel formlar geliyordu. Torna çekmeyi bilmek gerekiyordu. Üstesinden geldim. Ama gönlümde yatan; artistik formlar, rölyeflerdi. Bu isteğim beni diğer atölyelere yönlendirmişti. Zaten o dönemlerde bütün bölümlerle ortak derslerimiz vardı. Dersler bir yerde Akademi rıhtımında, kantinde, bahçede devam ederdi. Usta-çırak ilişkisi içindeydik. Atölyelerde hocaların yanına oturup saatlerce başka projelerin eleştirisini dinleme olanağı vardı. Ben de sıklıkla Temel Sanatlar, Heykel ve Mimarlık bölümlerine kaçıyordum. Aslında hepimiz bütün bölümlerin ve hocaların öğrencisiydik.
Sadi Hoca’yla ayrı bir hukukumuz vardı. Fehmi Erdoğdu, Ünal Cimit, Altan Adalı, Metin Ekiz, Bihrat Mavitan, Mehmet Şenel, Özer Kabaş, Erkal Güngören, Seyyit Bozdoğan hocalarla Akademi dışında da vakit geçiriyor, onlardan feyz alıyordum. Onlarla öğrenci iken başlayan dostluğum ve sanatsal diyaloğum sonraki yıllarda da devam etti.
