Resimlerini birer mahrem günlük gibi kurgulayan Zeynep Merve Çiçek, dikiş ve yazıyla ördüğü katmanların altında izleyiciyi bir saklama-açığa çıkarma oyununa davet ediyor. Sanatın bir kaçış değil, hayatla mücadele etme biçimi olduğunu vurgulayan Çiçek, Ankara’nın düzenli ritminde şekillenen üretim pratiğini anlatıyor.
SÖYLEŞİ: DR. MİNE BİCAN
E-Bülten'e Abone Olun
Sanata dair seçkiler ve yeni içeriklerden ilk siz haberdar olun.
Zeynep Merve Çiçek’in sanat pratiği, erken yaşlarda gelişen güçlü gözlem yetisinin, sistemli sanat eğitiminin ve kişisel deneyimlerin katmanlı bir yapıda iç içe geçtiği, özgün bir ifade alanı sunuyor. Üretimlerinde yalnızca görsel temsilin olanaklarını değil; yazı, dikiş, nesne ve biçim ilişkilerini sorgulayan, çok yönlü bir metodolojik yaklaşımı benimseyen sanatçı, gündelik nesnelere atfettiği kişisel ve kültürel anlamları, saklama–örtme–açığa çıkarma ekseninde yeniden yapılandırarak izleyiciyi hem bireysel hem toplumsal deneyime dair çok katmanlı bir okuma pratiğine davet ediyor.
Görünen o ki Ankara’nın düzenli kentsel ritmi ve istikrarlı çalışma koşulları, sanatçının disiplinli üretim yapısının süreklilik kazanmasında belirleyici bir rol oynuyor. Sanat yapma biçimini şekillendiren en önemli faktörün gözlem yapma becerisine verdiği önem olduğunu vurgulayan Çiçek, çalışma yöntemi hakkında şunları söylüyor:
“2010 yılından beri öğretmenim. Günümün çoğunluğu okulda geçiyor; okul sonrası da kızımla geçiyor. Ancak kızım uyuduğunda üretebiliyorum. Büyük bir çantam var; çantamın içinde, o an hangi üretimi yapıyorsam onunla ilgili malzemeler bulunuyor. Fırsat bulduğum her an üretim,minik minik dikişler ya da işlemeler yapıyorum; küçük taslaklar yapıyorum. Şu sıralar tek edisyonlu 17 adet defter projemin üzerine çalışıyorum. Defterler ortalama A5 ebadında. Bir kafede ya da kızım parkta oynarken hemen elime defterimi ya da boyalarımı alıp çalışıyorum. Sadece sanatçı olarak hayatıma devam etsem daha çok çalışırdım ve daha kısa sürede üretimlerimi tamamlardım diye düşünüyorum ama o zaman da hayattan beslenebilir miydim, bilmiyorum. Bir de beni üretmeye iten en büyük sebep sanırım imkânsızlıklar. Üretmek için vaktim olmayacak düşüncesiyle bulduğum her fırsatı, boş bulduğum her anı değerlendiriyorum.”
Onunla yaptığımız bu söyleşi gösteriyor ki Çiçek’in pratiği, genç sanat disiplininin günümüzde aldığı biçimlere hem içerik hem de yöntem açısından katkı sağlayan, dikkate değer bir örnek olarak değerlendirilebilir.
Herkes Uyuduktan Sonra Sergisi Sergi Günü, Aralık 2021
SANAT EĞİTİMİM AİLEMİN DESTEĞİYLE BAŞLADI
Sizi bu disipline yönlendiren etmenleri merak ediyorum, güzel sanatlar eğitimi alanına yönelmeniz ne ile mümkün oldu?
“Güzel sanatlar eğitimi alma kararım, çocukluk yıllarımda oyuncaklarla oynamak yerine nesneleri gözlemleyip resmetmeyi tercih etmemle başladı. Henüz dört yaşında okuma yazma öğrenmem ve okul etkinliklerini hızla tamamlamam, öğretmenlerimin beni resme yönlendirmesini sağladı. Ortaokulda kazandığım başarıların ardından, ailemin de desteğiyle güzel sanatlar lisesine yöneldim. Kırıkkale Anadolu Güzel Sanatlar Lisesindeki dört yıllık yatılı eğitim sürecim, beni dış dünyadan izole ederek tamamen sanat disiplinine ve yoğun çalışmaya odakladı.
Üniversite sınavlarında Mimar Sinan ve Marmara gibi okulları hayal etsem de ailemin yönlendirmesiyle Gazi Üniversitesi Resim-İş Öğretmenliği Bölümüne kaydoldum. Burada Söbütay Özer gibi ustalardan ders almanın yanı sıra grafik, seramik ve heykel gibi farklı disiplinlerde kendimi geliştirme fırsatı buldum. Akademisyenlik hedefim doğrultusunda yüksek lisansımı üç yılda tamamladım. Öğretmenlik kariyerimle eş zamanlı yürüttüğüm beş yıllık dil puanı mücadelesinin ardından, Hacettepe Üniversitesinde Sanatta Yeterlik eğitimine başladım ve 2021 yılında mezun olarak akademik sanat eğitimimi tamamladım.”
Ad Hoc Sergisinden 2, 2015
GÖZLEM YAPMA BECERİSİNE ÖNEM VERİRİM
Bir sanatçı olarak sanatınızı, sanat yapma biçiminizi şekillendiren özellikler neler?
Sanat yapma biçimimi şekillendiren en önemli faktör, gözlem yapma becerisine önem vermemdir. Sanat zaten bence gözlem becerisinden yoksun olarak düşünülemez. Yaşadığım çevreyi, kullandığım nesneleri, içinde bulunduğum toplumu, insan ilişkilerini ve kurulan bağları yakından takip edip inceliyorum. Günlük hayatta kullandığımız nesnelerle özel bir bağım var. Bu bağı doktora tezimde aidiyet kavramı içinde irdelemiştim. Ama nesnelerle olan bağımı hâlâ kendi içimde tam olarak çözümleyebildiğimi söyleyemem. Sahip olduğum nesnelerin sıklıkla resmini çiziyorum. Ayakkabı aldığımda ilk işim resmini çizmek oluyor. Hayatıma dâhil olan her nesneyi bu şekilde tanıyor gibiyim. Nesnelerin işlevlerinin yanı sıra onlarla yaşamsal deneyimlerimi paylaştığım için sanırım ayrı bir misyon yüklüyorum.
Nesnelerin yanı sıra ülkemizde veya dünyada gelişen meselelerden çok etkileniyorum ve kendi deneyimlerim üzerinden toplumda yaşanan meseleleri; nesnelerle, yer yer kendi düşünce ve fikirlerimle harmanlayarak üretimlerimi gerçekleştiriyorum. Üretimlerim; görsel, yazı ve dikiş unsurlarını içermektedir. Kullandığım görseller tamamen temsilidir. Benimle aynı durumu yaşadığına inandığım bir dizi karakterini de çizebiliyorum, yolda görüp etkilendiğim bir bitkiyi de çizebiliyorum. Genellikle, hepimiz gibi kendi özel yaşantımda mücadele ettiğim meseleler oluyor. Bu meseleleri başka figürler üzerinden ama kendi kullandığım nesnelerle ve hepimizin ortak meselesi hâline gelmiş cümlelerle ortaya koyuyorum.
Ortaya çıkardığım resim, aslında benim yaşadığım problemden arınmamı sağlayan bir araç ancak izleyici için kendi meselesi ile karşılaşabileceği bir nesne.
YAŞANAN OLAYLARI CÜMLELERE DÖKÜYORUM
Üretim malzemeleri seçmek konusunda kendinize neye göre yön tayin ediyorsunuz?
Malzemenin, sanatçı için işlediği konular kadar özel olduğunu düşünüyorum. Malzeme veya teknik aynı sanatçılar tarafından kullanılsa da kullanım biçimi, nedeni ya da malzemenin kişiye özgü olarak yorumlanarak esere dahil edilme biçimi bence mutlaka bireysel olarak çeşitlendiriliyor. Lise eğitimimden itibaren her türlü boyayı, çamuru ya da atık, gerçek materyalleri kullanma fırsatı buldum. Kendi tekniğimi oluşturmak gibi bir kaygım hiçbir zaman olmadı ancak bence kendime özgü bir teknik geliştirebildim.
Bir Varlıktan Ne Beklenebilir, Detay 2023
Üretmeye nasıl başlıyorsunuz?
Malzemeyi tanımak ve malzeme kullanımını üretimlerde devam ettirebilmek ve geliştirebilmek çok önemli. Annem terzi; kumaşlarla, iplerle büyüdüm diyebilirim. Çocukluğumdan beri dikişe ve kumaşlara ilgi duyuyordum. Çeşitli dikiş tekniklerini annemden öğrenmiştim. Zamanla dikişi üretimlerime dahil etmeye başladım.
Yazı yazmayı da çocukluğumdan beri çok severim. Yazıyı kendimi ifade etme aracı olarak veya akademik yazılar oluşturma konusunda kullanmamın yanı sıra resimlerimde kullanmaya başladığımda sanki resimlerimdeki eksik parçayı bulmuş gibi hissetmiştim. Zaten görseller resimlerimde çoğunlukla somut biçimler olarak vardı.
Gördüğümüz bir biçimin resmini çizmek; modelden desen çizmek gibi veya bir objeyi çizmek gibi zamanla keyif vermemeye başladı. Bir biçimin bire bir aynısını çizdiğimde “E, ne oldu yani?” demeye başladığımı çok net hatırlıyorum. Ama gözlemlerimi de çizmeden duramıyordum. Üzerinde durduğum meseleyi resimlerimde saklamaya ve izleyiciye sorgulatmaya karar verdim. Her zaman, herkesin resimlerimi görmesi de beni rahatsız etmeye başlamıştı. Bir yerden sonra yapmak istediklerimi kâğıt ya da tuval üzerine aktarıp ardından üzerlerini kapatmaya başladım. Çünkü resimlerim benim günlüğüm niteliğinde. Her objenin ya da her biçimin tüm açıklığıyla görünmesi -izleyici ne anlama geldiğini anlamasa da- beni rahatsız ediyordu. Günlüğüm izleyiciler tarafından açılıp okunuyormuş gibi hissetmeye başlamıştım. Somut biçimler oluşturmaktan da vazgeçemiyordum.
Peki, süreç nasıl devam etti?
Çözümü, oluşturduğum biçimlerin üzerlerini başka parçalarla kapatmakta buldum. Bazen kapattığım parçaların üzerine tekrar resim yapıyorum. Dikişli parçaların altında ne olduğunu sadece ben biliyorum. Ya da satın alan kişi dikişleri sökerse öğrenebilir fakat tekrar benim gibi dikemeyebilir. Bütün parçaların altı dolu değil; bazen de sadece resimde biçim olarak boş parçaları kullanıyorum. Katman katman bir görüntü ortaya çıkıyor. Dikiş ve yazı neredeyse eş zamanlı olarak girdi resimlerime ama önce yazı girdi. Okuduğum kitaplardan yaptığım alıntılara her zaman geri dönüp bakamıyordum ve bu durum beni rahatsız ediyordu. Okuduklarımdan etkilendiğim cümleler her zaman elimin altında ya da gözümün önünde dursun istiyordum.
Bu Neyin Tantanası, Tuvale akrilik, yazı, dikiş, 70×70 cm
DİKİŞ VE YAZI AŞAMALARI EPEY VAKTİMİ ALIYOR
Eserlerinizde sonuca nasıl karar veriyorsunuz?
Her bir resmim çok uzun sürüyor. Dışarıdan uzun sürdüğü anlaşılıyor mu bilmiyorum ama özellikle dikiş ve yazı aşamaları epey vaktimi alıyor. Bir çalışmaya başlayana kadar çok sancılı oluyorum ve çok erteleyebiliyorum ancak başladıktan sonra bitirmeden başka hiçbir konu ile ilgilenemiyorum. Hiçbir çalışmam kısa sürede bitmediği için sürekli resme bakıp gözlemleme fırsatım oluyor. Çoğunlukla da doğaçlama ilerliyorum. Genellikle dikiş ve yazı ile tamamlıyorum. Mesela kendimce bitti diyorum ama gidip gelip resme baktıkça yazı ve dikiş yani iplik etkisi veya yazı etkisi gözüme eksik gelirse mutlaka yazıyı ve dikişleri yoğunlaştırıyorum. Bazen de çok kalabalık geliyor gözüme. Örneğin “Bırak Dağınık Kalsın” isimli resmimde arka plana makasla müdahale etmiştim. Tuvalden parçalar kesince bittiğine karar vermiştim.
Yuvarlağın Köşeleri, Tuvale akrilik boya ve yazı, Üç farklı boyada 50 cm, 40 cm, 30 cm, 2017
ATÖLYEM, KIZIMIN OYUN ODASINA DÖNÜŞTÜ
Zeynep Merve Çiçek nerede üretiyor?
En büyük yaram, üretimlerim için kendime ait bir mekânımın olmayışı. Üstelik liseden beri içimdeki en büyük yaradır. Okuduğum tüm okullarda dersler dışında atölyeleri kullanmamız hep problem yarattı. Evimiz de 2+1’di. Kendime ait bir atölyem sadece 2012-2016 yıllarında olmuştu; üretme konusunda en keyifli olduğum dönemdi. Ama “Bir insan yapmak istiyorsa bir yolunu bulur, yapmak istemiyorsa bahane bulur” sözüne çok inanmıştım, hâlâ da çok inanırım. Üretme konusunda mekânsal değil, zamansal sıkıntım daha çok oluyor. 2016 yılında evlenmemle birlikte atölyemi kapattım. Kızım doğana kadar yaşadığımız tüm evlerde bir odamız atölyeydi. Kızım doğduktan sonra kendi evimize geçtik. Atölye olarak düzenlediğim oda, zamanla kızımın oyun odasına dönüştü. Bu yıl mutfakta kendime bir alan yarattım ve üretimlerim biraz daha hızlandı.
Yaşamınız üretim sürecinizi nasıl etkiliyor?
2010 yılından beri öğretmenim. Günümün çoğunluğu okulda geçiyor, okul sonrası da kızımlayım. Ancak kızım uyuduğunda üretebiliyorum. Büyük bir çantam var; içinde, o an hangi üretimi yapıyorsam onunla ilgili malzemeler var. Fırsat bulduğum her an üretim yapıyorum. Minik minik dikişler ya da işlemeler, küçük taslaklar yapıyorum. Şu sıralar tek edisyonlu 17 adet defter projemin üzerine çalışıyorum. Defterler ortalama A5 ebadında. Bir kafede ya da kızım parkta oynarken hemen elime defterimi ya da boyalarımı alıp çalışıyorum. Sadece sanatçı olarak hayatıma devam etsem daha çok çalışırdım ve daha kısa sürede üretimlerimi tamamlardım diye düşünüyorum ama o zaman da hayattan beslenebilir miydim, bilmiyorum. Bir de beni üretmeye iten en büyük sebep sanırım imkânsızlıklar. Üretmek için vaktim olmayacak düşüncesiyle bulduğum her fırsatı, boş bulduğum her anı değerlendiriyorum. Zamanım çok olsaydı, “Nasıl olsa vaktim var” diye düşünüp erteleyebildim diye düşünüyorum. Sadece uyku kalitem ve dinlenmeye ayırdığım süre çok kısıtlı; beni, dinlenmeden devam ediyor olmak yoruyor.
Bir Varlıktan Ne Beklenebilir, Tuvale akrilik, yazı, dikiş, 70×100 cm, 2023
ANKARA’DA NİTELİKLİ VE İZLEYİCİYİ DOYURAN PROJELER OLUYOR
Ankara’da yaşayan ve üreten bir sanatçı olarak öncelikle kendinizi kentte nerede konumlandırıyorsunuz?
Ankara’nın bence dinamik bir yapısı var. Ankara’yı İstanbul’la kıyaslayamayız ama Ankara’da nitelikli ve izleyiciyi doyuran sergiler ve projeler gerçekleşiyor. Ben Ankara’da kişisel sergilerimle ve kazandığım yarışmalarımdaki derecelerimle biliniyorum. Şimdiye kadar yedi kişisel sergi açtım. Çok güzel mekânlarda ve çok profesyonel insanlarla çalıştım. Uzun süredir karma sergilerde yer almıyorum.
Genellikle her eserimi bir tema kapsamında oluşturuyorum ve her çalışmam, oluşturduğum temanın bir parçası niteliğini taşıyor. Bugüne kadar çoğunlukla açık çağrılara veya yarışmalara katıldım. İsmimle veya ilişkilerimle seçilmek değil de açık çağrının temasına çalışmam uygun olduğu için seçilmek bana daha anlamlı geliyor.
Yarışmalar da başarı konusunda belirleyici değil ancak epey bir yarışmada derece elde ettim. Resimlerim bazı koleksiyonlara dâhil edildi. Yarışmalarda da önce resmim ortaya çıkıyor, sonra ben görünüyorum. Sanırım beni yarışmalara girme konusunda en çok teşvik eden de bu durum oldu.
Bırak Dağınık Kalsın, Tuvale akrilik ve dikiş, 80×50 cm, 2023
Sanatınızla kenti ilişkilendirdiğiniz noktalar neler? Başka bir kentte olsanız üretimleriniz şimdikilerden farklı özellikler taşır mıydı?
En önemli nokta, Ankara’da zamanın çok düzenli olması. Aynı saatlerde sokaklar boşalıyor, aynı saatlerde sokaklar dolmaya başlıyor. Aynı zaman dilimini aynı şekilde kullanıyormuşuz gibi geliyor. Bu düzenli yapı, bazen rahatsız ediyor ama belli bir düzene sahip olmak da hayatı daha verimli hale getiriyor. Mesela İstanbul’da kendimi kaybediyorum; çok sınırsız, çok büyük ama Ankara öyle değil. Her yer çabuk dönüşmüyor ve her yerin kimliği, tarihi bir bakışta okunabiliyor.
Ben de öyleyim; sınırlarım, düzenim olmazsa yaşayamam gibi geliyor. Düzenli bir yaşam, düzenli bir çalışma disiplini beni hep ileriye taşıyormuş gibi hissediyorum. Başka bir kentte olsaydım mutlaka üretimlerim şimdikilerden farklı özellikler taşırdı. Daha küçük bir şehirde olsam daha zor ilerlerdim ya da daha büyük bir şehirde olsam üretimlerim daha çabuk başkalaşır ya da çeşitlenirdi. Sık sık İstanbul’a gitmeye çalışıyorum; güncel örnekleri görmek üretimlerimin gelişmişliğini etkiliyor. Ne kadar çok örnek, ne kadar çok malzeme kullanımı görürsem ben de kendimi o kadar çeşitlendirebiliyorum. Ya da iyi sergiler gördükçe çalışma isteğim artıyor. “Daha iyi ne yapılabilirdi?” ya da “Ben olsaydım nasıl yapardım?” diye çok düşünüyorum. İstanbul ya da yurt dışı mekânlarında daha çok yer almayı isterdim.
ARTIK ESERE GÖRE MEKÂN DÖNÜŞÜYOR
Ankara sanat ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz? Mekânlar, aktörler üzerinden ele alırsak Ankara sanat ortamı neye karşılık geliyor?
Ankara’da yoğun bir sanat ortamı var; sergi de çok, eser de çok, sanatçı da çok. Ancak Ankara’nın günümüz sanatından biraz yoksun olduğunu düşünüyorum. Sergilerin oluşum tarzları son yıllarda çok gelişti; artık esere göre mekân dönüşüyor. Eseri sadece duvara asma eylemi bence bir yerde son bulmalı. Eserin; mekânla ve serginin temasıyla bağ kurması gerektiğine inanıyorum. Bazen sergi teması etkileyici oluyor ancak sergiye gittiğimde ben bazı eserlerin sergi teması ile ilişkisini kuramıyorum. Eserin veya sanatçının izleyiciyi etkilemek gibi bir görevi yok ama beni şaşırtmayan sergilerden etkilenmiyorum. Ayrıca bence Ankara’da çoğu sanat etkinliği günümüz sanatından, toplumsal meselelerinden ve günümüz sanat meselelerinden çok uzakta. Daha iyisi olabilirdi diye düşünüyorum.