Mayıs20 , 2024

İnsan gibi hisseden robot çocuktan günümüze…

İlgili Yazılar

25. Sadri Alışık Tiyatro & Sinema Oyuncu Ödülleri Adayları Açıklandı…

Türkiye’de tiyatro-sinema dallarında en uzun soluklu ve sadece ‘oyuncu’...

Bilge böceklerden çiğ insanlara kendine gelme çağrısı

Avucumuza zor sığan Golyat böceğinden başlayıp toplu iğne...

Masalların tarihinden tarih olan masallara

Marina Warner, Bir Zamanlar Bir Ülkede kitabında, özellikle peri...

Emrah Yücel resimlerini okuma kılavuzu

Yazı: Prof. Dr. Uğur Batı “Yusuf suresini anlatıyorsanız, bir kuyu...

Resim inceleme: Sokrates’in Ölümü

Ressam Jacques-Louis David, ABD’nin New York şehrindeki Metropolitan Müzesinde...

PAYLAŞMAK GÜZELDİR!

Sinema, diğer sanat dallarından farklı olarak gelişen teknolojilere çok hızlı uyum sağlayabilen ve bu uyumu, üretimden seyircinin izleme alışkanlıklarına kadar birçok noktaya kolayca adapte etmeyi başarabilen bir sanat. Sinemada yaşanan dijital gelişmeleri de bu bağlamda ele almak gerekiyor.

Teknolojinin gelişmesi birçok alanda yaşanan değişimleri de beraberinde getiriyor. Bu gelişmelerin içinde en çok tartışılan popüler konu ise yapay zeka. Dijital devrim diye nitelendirilen bu teknolojiler birçokları için faydalı bir şekilde kullanıldığında savaşları, hastalıkları sonlandırabilir. Bazıları içinse insanlığın sonunu getirebilir, birçok iş kolunda robotların hakimiyeti işsizliğe neden olabilir. Nobel Ödüllü fizikçi Stephen Hawking, bu teknolojilerin insanlık için en faydalı şekilde kullanılması gerektiğini, aksi takdirde beyazperdede gördüğümüz örneklerden çok daha farklı şekilde etkilerini göreceğimizi belirtmişti. Hawking’e göre en büyük tehlike, yapay zekanın insan zekasını geçmesi durumunda yaşanabilecek durumlardı.
IBM’in satranç bilgisayarı Deep Blue’nun Dünya Satranç Şampiyonu Kasporov’u yenmesi ya da dünyanın en iyi Go oyuncusu Lee Sedolun’un AlphaGo isimli yapay zeka karşısında yenilgiye uğraması, yapay zeka ile insan zekası arasındaki tartışmaları başka bir boyuta taşıdı. Yapay zeka teknolojisi insan zekası seviyesine ulaşabilir mi ya da bu seviyenin üstüne çıkması mümkün müdür?

Yapay zeka temalı filmler içinde en etkileyici olan “Artificial Intelligence” (A.I.) filmi, Steven Spielberg imzasını taşıyor.

YAPAY ZEKA GERÇEK ANLAMDA SEVEBİLİR Mİ?

Bilim kurgu türünün başlangıcından bu yana beyazperdede bu temanın farklı biçimlerde hikayelere konu olarak seyirciyle buluştuğuna şahit olduk. Temanın öncüsü olarak kabul edilen film Fritz Lang’in yönetmenliğini yaptığı 1927 yapımı “Metropolis” filmidir. “Blade Runner”dan “Terminator”a, “Matrix”ten “Simone”a kadar birçok filmde yapay zeka teması farklı farklı senaryolarla karşımıza çıksa da bu filmler içinde en etkileyici olan Steven Spielberg imzalı “Artificial Intelligence” (A.I.) filmidir. Yapay zeka olgusunu tartışmaya açan bu filmde, sevgiye programlanmış bir çocuk robotun evlat edinildiği ailesiyle yaşamı ve annesinin sevgisini kazanmak için gayreti anlatılmaktadır. Filmde bizi en etkileyen unsur çocuk robotun anneyle kurduğu gerçek sayılabilecek düzeydeki anne-çocuk ilişkisidir. Kendisini insan gibi hissetmesinden dolayı annesi tarafından terk edildiğinde robot çocuğun yaşadığı duygu hali seyirci için sarsıcıdır ve bize şu soruları sordurtmaktadır: Yapay zeka gerçek anlamda sevebilir mi, böyle hislere sahip olması mümkün müdür?

Alman dışavurumcu yönetmen Fritz Lang’in 1927’de eşi Thea von Harbou’nun kendi romanından uyarladığı senaryodan yola çıkarak çektiği Metropolis, kendinden sonraki bilim kurgu denemelerine ilham kaynağı olmuştur.

İNTERNETTEKİ VERİLERİN ORTALAMASI CEVAPLAR

Spike Jonze’un “Her” filmi de bir yazarın sadece sesten ibaret olan bir yapay zeka sistemi ile aralarında doğan ilişkiyi konu alır. Yapay zekanın hayata dair sorduğu sorular, yazarın içinde bulunduğu ruh halinin değişmesine ve hayata farklı bir gözle bakmasına neden olur. Onda bu değişime neden olan sadece bir işletim sistemidir.
Dünyanın en gelişmiş insansı robotuna yapay zeka eklendikten sonra ona en mutlu ve en mutsuz günü sorulmuş. Robot en mutlu olduğu günün ilk kez aktifleştirildiği gün olduğunu belirtirken hayatı ilk kez deneyimlemenin ve insanlarla etkileşime geçmenin çok güzel olduğunu söylemiş. En mutsuz olduğu günün ise bir insanın yaşayabileceği şekilde aşkı, sevgiyi deneyimleyemeyeceğini anladığı gün olduğunu eklemiş. “Artificial Intelligence” veya “Her” filminde de şahit olduğumuz buna benzer derinlikli cevaplar karşısında bir robotun insani duygulara sahip olabileceğiyle ilgili bir yanılgıya kapılsak da aslında sadece internetteki bütün verilerin ortalamasından oluşan cevaplar verdiğini unutmamak gerekir.
Yapay zeka ve teknoloji ilişkisini incelerken, “Mary Shelley’in ünlü romanı ‘Frankenstein’daki gibi kontrolünü kaybeden bir canavar mı yaratıyoruz yoksa insanlığa hizmet eden bir teknolojiyi mi geliştiriyoruz?” soruları akla geliyor. Bu nedenle de teknolojiyle ilgili düzenlenmeler yapılması gerekliliği vurgulanıyor, bir yandan da yaşanan hızlı teknik gelişmelere yetişilmeye çalışılıyor.

1999’da Being John Malkovich filmiyle Oscar adayı olan çok yönlü sinemacı Spike Jonze’un son uzun metrajlı filmi, “Her”, yalnızlık ve yaratıcılık sıkıntısı çeken bir yazarın dram ve komediyle yoğrulan öyküsünü beyazperdeye taşıyor. Filmin başrolünde Joaquin Phoenix yer alırken, Scarlett Johansson da gizemli bilgisayar uygulamasına sesiyle hayat veriyor.

Sinema diğer sanat dallarından farklı olarak gelişen teknolojilere çok hızlı uyum sağlayabilen ve bu uyumu üretimden izleme alışkanlıklarına kadar birçok evresine kolayca adapte etmeyi başarabilen bir sanat. Dolayısıyla sinemada yaşanan dijital gelişmeleri bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Dijitalleşme sinema sanatına yeni olanaklar sağlarken aynı zamanda yeni sorunları da beraberinde getirmektedir. Teknolojinin değişmesi sadece üretim araçlarını etkilemekle kalmamış aynı zamanda sinemanın hikaye ve anlatı yapısının da farklılaşmasına neden olmuştur. Yapay zeka tabanlı teknolojilerin sinemada içeriksel ve biçimsel olarak ne gibi değişikliklere neden olacağı, örneğin insan unsurunun azalmasının nasıl sorunlara yol açabileceği; sinemanın ileride nasıl şekilleneceğiyle ilgili merak uyandıran konuların başında geliyor.

OYUNCULAR GERÇEK Mİ, DEĞİL Mİ?

Film üretiminin farklı aşamalarında yapay zeka kullanımı karşımıza çıkmaktadır. Çekim öncesi aşamada; risk analizleri, filmin senaryosunu analiz ederek kazanılması öngörülen gelirlerin tahmini gibi konularda faydalanıldığı görülmektedir. Bu tahminler çeşitli kaynaklardan alınan verilerden yararlanılarak yapılmaktadır. Ayrıca bu teknolojinin senaryo aşamasında da kullanıldığını, senaryosu yapay zeka tarafından yazılan filmler üretildiğini de bilmekteyiz. Günümüzde yaygın olarak kullanılan drone kameralar, yapay zeka algoritmalarıyla geliştirilmekte, robot kameralar teknolojik özellikleri sayesinde kamera operatörüne ihtiyaç duymadan çalışabilmektedir. Oyunculuk alanında da yapay zekadan yararlanarak hayatta olmayan oyuncuların filmlerde yeniden rol alması sağlanmaktadır. Yüz eşleştirme yöntemiyle bir kişinin yüzü, bütün yüz ve mimik hareketleriyle birlikte başka bir kişiye dönüştürülmektedir.
Bu konuya en çarpıcı örnek; Stanley Kubrick’in unutulmaz filmi “The Shining”in başrol oyuncusu Jack Nicholson’ın yüzünün Jim Carrey’in yüzüyle değiştirilmesidir. Uygulama öyle inandırıcı bir algı yaratmıştır ki birçokları bu videoyu, Jack Nicholson’ın filmde oynadığı karakterin Jim Carrey tarafından yeniden canlandırılması olarak düşünmüştür. Bu örnekten de anlaşılacağı üzere, yapay zeka tabanlı teknolojilerle bir oyuncunun fiziki görüntüsünün yanı sıra sesinin ve tavırlarının da kopyalanabileceği ortaya çıkmıştır.
Sinemanın en önemli anlatım araçlarından biri olan kurgu aşamasında halen işinin ehli bir kurgucuya ihtiyaç duyulsa da filmlerin fragmanının hazırlanmasında yapay zekadan yararlanıldığı ve bu kullanım sayesinde zamandan tasarruf edildiği görülmektedir. Film müziğinden dijital platformlardaki kullanıcı beğenilerine göre içerik önerilerine kadar birçok aşamada yapay zeka teknolojisinden faydalanılmaktadır.
İlerleyen günlerde yaratım sürecinde yapay zeka kullanımlarının artacağı, sinemayla ilgili birçok değişime sebep olacağı şüphe götürmez bir gerçektir. Ancak sorulması gereken soru, yapay zekanın, insan zihninin yaratıcılığına erişip erişemeyeceği; bu yaratıcılığı sadece etkin bir şekilde desteklemekle mi sınırlı kalacağıdır. Bunu da yaşayarak göreceğiz…