Mayıs20 , 2024

Sanat nasıl iyileştirir?

İlgili Yazılar

25. Sadri Alışık Tiyatro & Sinema Oyuncu Ödülleri Adayları Açıklandı…

Türkiye’de tiyatro-sinema dallarında en uzun soluklu ve sadece ‘oyuncu’...

Bilge böceklerden çiğ insanlara kendine gelme çağrısı

Avucumuza zor sığan Golyat böceğinden başlayıp toplu iğne...

Masalların tarihinden tarih olan masallara

Marina Warner, Bir Zamanlar Bir Ülkede kitabında, özellikle peri...

Emrah Yücel resimlerini okuma kılavuzu

Yazı: Prof. Dr. Uğur Batı “Yusuf suresini anlatıyorsanız, bir kuyu...

Resim inceleme: Sokrates’in Ölümü

Ressam Jacques-Louis David, ABD’nin New York şehrindeki Metropolitan Müzesinde...

PAYLAŞMAK GÜZELDİR!

Resim, müzik, dans…

Birer sanat dalı oldukları kadar ruhumuzu, bedenimizi iyileştiren bir araca da dönüşüyorlar.

Peki, ne oluyor da

biz sanatla iyileşiyoruz?

Pandemi hayatımızda çok büyük bir paranteze yol açmadan önceki bir güne götürelim sizi… 65 yaşındaki Belgin Hanım, torunlarının resim yaparken kullandığı boyalara özenmeyi bırakıp kendi için yepyeni boyalar aldığını ve mandala yapmaya başladığını anlatsın… Genç bir anne, gelişimsel geriliği olan çocuğunun özellikle sevdiği müzikleri duyduğunda nasıl daha sakin ve öğrenmeye açık hale geldiğini dile getirsin… İçindeki fırtınaları dindirmek için hızla çizdiği sayfalarca resmi yatağının altında biriktiren bir genç konuşsun… Biz de soralım, “Sanat nasıl iyileştirir?” diye…

Sanat, ruhumuza baktığımız bir ayna ve biz o aynayla ne kadar haşır neşir olursak ruhumuz da o kadar iyileşiyor. Üstelik sadece ruhumuz değil bedenimiz de sanatla iç içe bir hayatın olumlu etkilerinden yararlanıyor.

Güzel sanatların tüm dallarının sağlığımız üzerindeki etkisi, son yıllarda giderek daha fazla ilgi gören bir alan olsa da ufak bir araştırmayla bile yüzlerce hatta binlerce yıl öncesinden bu bilgiye sahip olunduğu ortaya çıkıyor. Müziğin sakinleştirici etkisi, resmin renklerle iç dünyamızı ortaya koyması, dans ve hareketle bedenimizin rahatlaması… Sanat; bize, bizi yeniden hatırlatıyor. Üstelik son yıllarda sayıları giderek artan hobi atölyeleri ile her yaştan, her becerideki kişi sanatla yakından tanışıyor. Biz de sanatın iyileştirici gücünü ortaya koymak için işin uzmanlarına danıştık. Sanatçıları, psikologları dinledik.

 

“Her terapi yaklaşımı herkese iyi gelmez ama sanat terapisi herkes için uygundur”

Klinik Psikolog ve Dışavurumcu Sanat Terapisti Suzi Amado, sanatın her dalının ruhumuza iyi geldiğini vurguluyor. “Sanat nasıl iyileştirir?” dosyamız için biz sorduk, Suzi Amado da içtenlikle cevapladı…

Sanatı terapi aracı olarak kullanmaya nasıl karar verdiniz?
Süreç benim sanatla iç içe olma isteğim ile başladı. Boyalarla, renklerle vakit geçirmeyi çok özlemiştim ve bunu yapacak alanlar arıyordum, değişik müzikler dinliyor ve bundan keyif alıyordum. O sırada Julia Cameron’un Sanatçının Yolu kitabı girdi hayatıma. Sanatın dönüştürücülüğünü her hücremde hissederken terapi odama da taşımak istediğimi fark ettim. Bunu içime sinerek yapabilmek için 2009’da ikinci yüksek lisansımı yapmaya California Institute of Integral Studies’e gittim ve 3,5 yıl boyunca, beceri geliştirme, teori ve süpervizyon ile yoğun uygulama içeren sanat terapisi yüksek lisansımı yaptım. Orada öğrendiğim deneyimi, teoriyi, ihtiyacı sanatsal sürece tercüme etme becerimi, yaptığım her işte kullandım.

SANATIN HER DALI ETKİLİ
Hangi sanat dalları daha etkili sizce?
Sanatın her dalının etkili olduğunu düşünüyorum. Biri diğerinden daha etkili diyemem ama kişi eğer profesyonel sanatçıysa ya da bir sanat alanında yoğun çalışıyorsa daha az hakim olduğu sanat alanını öneriyoruz. Çünkü iyi olduğu ya da olmaya çaba gösterdiği bir sanat dalında yapılan müdahaleler kişide mükemmeliyetçiliği tetikleyebilir.

Peki, sanat bize nasıl ve neden iyi geliyor?
Sanat terapisinde estetik yanıt diye bir kavram vardır. Bir sanat işini yaparken ya da sanat ile temas ettiğimizde (gördüğümüzde, dinlediğimizde dokunduğumuzda, izlediğimizde) içimizde bir kıpırdama hissedebiliriz. Bu bizim estetik yanıtımızdır. Estetik yanıtlarımız bize iyi gelebilecek sanat işleriyle temas ettiğimizde iyileşmemize katkıda bulunur. Bazen sanat işi deneyimimizi yansıtır; anlaşılmış hissederiz, bazen sanat bize duymaya ihtiyacımız olan şeyi söyler; desteklenmiş hissederiz, bazen de bize iyi gelen bir deneyim yaşatır. Bazen bir içgörü kazanmamıza aracı olur, bazen bizi zorlandığımız bir şeyden biraz uzaklaştırıp ferahlatır. Sanat üretmek de bize sevdiğimiz bir şeyi yaptığımız için, iç dünyamızı yansıtacak güvenli bir alan bulduğumuz için ve yaratıcılığımızı açtığı için iyi gelir. Tabii, sanat terapisinde desteklediğimiz sanat üretiminde dikkatli olmak, malzemeyi doğru seçmek, kişiyi doğru desteklemek önemli ama hayatın içinde keyif aldığımız her sanat aktivitesi, ruhumuza, özümüze iyi gelir.

Sanat, terapiye gelen herkes için uygun bir araç mı? Yöntemleri nasıl belirliyorsunuz?
Hiçbir terapi yaklaşımı herkese iyi gelmez ama sanat terapisi, şu grup için uygun değildir diyebileceğim bir grup da yok. Çocuklar, ergenler, yetişkinler, çiftler, farklı ruh sağlığı sorunları yaşayan insanlar, travma mağdurları ve yaratıcı olarak sıkışmışlık deneyimleyen kişiler, sanat terapisinden faydalanabilir. Ancak kişinin sanatla çalışmak istemesi önemli. Eğer istemiyorsa iyi gelmeyeceğini düşünüyorsa asla zorlamayız.

Hangi sanat dalını nasıl seçmeliyiz ?
Hangi sanat dalını kullanacağımızı seçerken şunlara dikkat ediyoruz:
• Kişi, herhangi bir sanat dalında çok iyiyse başka bir dala gidiyoruz.
• Kişiye olasılıklar sunuyoruz ve her şeyi bir davet olarak sunuyoruz. “Bunun ritmini yapmak ister misin? Bu objenin bir sesi olsa ne derdi?” gibi soruları sunuyoruz.
• Birçok zaman, bir sanat dalından diğerine geçiş de yapıyoruz. Önce ritim yapıp sonra hareket etmek, ardından resim yapmak gibi bir yöntem olabiliyor.

Bir terapist olarak değerlendirmelerinizi duyabilir miyiz? Özellikle ABD’de çalıştığınız dönemdeki deneyimlerinizi paylaşır mısınız?
Sanat harika bir araç ama terapist önce iyi bir insan olmaya, sonra iyi bir terapist olmaya emek vermeli. Ben sanat terapisi alanında yüksek lisans yaparken bir hastanede çalıştım ve bu benim kalbimi inanılmaz genişleten bir deneyim oldu. Dini görevliler, terapist adayları, masaj terapisti adayları, müzisyenler ve bütünsel hemşirelerden oluşan bir ekiptik ve hastalara destek veriyorduk. Ben yoğun bakım hastaları, kanser hastaları ve organ nakli hastalarıyla çalıştım ağırlıklı olarak. Tek tek de çalışıyorduk ama bazen mesela bir müzisyenle aynı odaya giriyordum ve ben meditasyon yaptırırken o da sezgisel bir şekilde müzik çalıyordu.

Türkiye’de sanatın terapide kullanımı konusunda nerede olduğumuzu düşünüyorsunuz?
Bence çok başlangıçtayız. Yüksek lisans düzeyinde sanat terapisi eğitimi almış çok az sanat terapisti var. Sanat atölyeleri, yaratıcılığı açma çalışmaları, sıklıkla sanat terapisi olarak tanıtılıyor. Sanat terapisi bir terapidir ve eğitim sürecinde uygulayacak olan kişinin çok ciddi bir klinik altyapı edinmesi önemlidir, çünkü sanatla sözle ulaşılmakta zorlanan derinliğe çok daha hızlı ulaşılabilir. Ortaya çıkan materyalle çalışılabilecek klinik yetkinlik elzemdir.

 

Hangi yaşta, hangi özelliklere sahip olursak olalım müzik hepimizin içinde var

Müzisyen Asena Akan, psikolojik danışmanlık eğitiminden edindiği bilgiyle müziğin iyileştirici gücünü birleştiriyor. Duygularımızı ifade etmenin bir yolu olarak müziğin hayatımızda daha çok var olmasıyla hem bedenen hem de ruhen daha sağlıklı hale geleceğimizi anlatıyor.

YAZIDAN ÖNCE NOTALARI ÖĞRENMİŞ
Beş yaşında müzikle tanışmış Akan. İstanbul Belediye Konservatuvarında keman eğitimi almaya başlamış o yaşta. “Yazıdan önce notaları öğrendim” diyen Akan, İstanbul Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümüne girdiği dönemde, yarı zamanlı konservatuvar öğrencisi olarak şan eğitimine de başlamış. Hep ilgisini çeken psikoloji ve müzik ilişkisi üzerine araştırmalar yaparken hocası Prof. Dr. Haluk Yavuzer’in asistanlık teklifiyle konuyla daha da yakından ilgilenmeye başlamış. 1997’de mezun olduktan sonra 2001’e kadar akademisyenliğe, 2010 yılına kadar alan çalışmalarına devam etmesine karşın o dönemde hayatını müzisyen olarak sürdürmeye karar verip yönünü çizmiş. Tam zamanlı müzisyen olmayı istese de eğitimini gördüğü alana dair becerilerini müzikle birleştirdiği iş birlikleri yapmaya başlamış:
“İstanbul Modernde gençlere yönelik atölye çalışmaları vardı. İstanbul Echo grubu olarak beş yıl boyunca çocukların duygularını ve düşüncelerini müziğe dönüştürme olanağı buldukları atölyeler yaptık. Sosyal Hizmetlere bağlı kurumlardan da çocuklar geliyordu, farklı fiziksel ve gelişimsel özelliklere sahip gençler de. Müzik hepimiz için ortak bir araçtı. Ardından İstanbul Bilgi Üniversitesi Yönetici Geliştirme Merkezinde kurumsal çalışmaların bir parçası olarak liderlik ve müzik atölyeleri yaptım. Yıllardır kadınlar ve çocukların, haklarına erişim için hizmet üreten Önemsiyoruz Derneği bünyesinde müzik atölyelerimle ihtiyaç sahiplerine ulaşmaya devam ediyorum. “

MÜZİK KENDİMİZİ İYİ HİSSETMEMİZİ SAĞLIYOR
Peki, müzik nasıl iyileştiriyor bizi? Asena Akan, “Hangi yaşta, hangi özelliklere sahip olursak olalım müzik hepimizin içinde var. Müzik kendimizi iyi hissetmemizi sağlıyor. Araştırmalar gösteriyor ki bağışıklık sistemimizin güçlenmesini de sağlıyor” diye başlıyor anlatmaya ve şöyle devam ediyor:
“Tıbbın babası sayılan Hipokrat, ‘İyileşmeyecek hastalık yoktur, iyileşmeyecek hasta vardır’ demiş. Müzik, onun bu sözünü doğrular nitelikte; içimizde var olan iyileşmeyi ortaya çıkarmak için bir araç. Benim görevim de karşımdaki kişinin potansiyeline ulaşmasına imkan tanıyacak bir aracı olmak. Müziğin kendi içindeki iyileştirici tarafını doğanın içinde buluruz. Yaprak hışırtısından, deniz sesinden o enerjiyi alırız. Doğadaki her şey, birbirine uyumlanmaya çalışıyor. Bilimsel karşılığı şu; uyum sağladığınız zaman daha az enerji harcıyorsunuz. Bu yaşamda kalmanın yolu gibi. Çünkü direnç göstermek daha çok enerji gerektiriyor. Müzik de bizdeki o uyumlanma halini, doğanın parçası olduğumuzu hatırlatarak iyileşme potansiyelini ortaya çıkarıyor.”
Kişiye iyi gelen müzik değişiyor. Çünkü hepimizin yaşadığı yer, kültür, çevre farklı. Bu nedenle kişilerin kendilerine iyi gelen melodilerin ne olduğu konusunda farkındalık geliştirerek işe başlayabileceğine dikkat çeken Akan, “Sabah daha enerjik kalkmanızı hangi tür müzik sağlıyor? Gün içerisinde hangi müzikler motivasyonunuzu artırıyor? Uyumadan önce ne dinlerseniz daha rahat ediyorsunuz? Tüm bu soruları kendimize sorduğumuzda aslında müziğin iyileştirici gücünden yararlanmak için yola çıkmış oluyoruz” diye anlatıyor. Aatölye çalışmalarında müziği; bağ kurmak, konuşmak, diyalog geliştirmek için bir araç olarak kullandığını anlatan Asena Akan, “Hepimiz farklı potansiyellerle dünyaya gelen birer enstrümanız. Piyanodan davul sesini çıkarmasını beklemiyoruz ama o piyano ile neler yapabileceğimize bakıyoruz. İletişim ve duygularımızı ifade etmenin bir yolu olarak kullandığım müzikle denge, bütünlük, birlik ve uyumu hedefleyerek ilerliyoruz atölye çalışmalarında” diyor.

YAŞ İLERLEDİKÇE MÜZİĞE DAHA ÇOK İHTİYAÇ VAR
Müzikle kurulan ilişki ne yazık ki genellikle çocuklukla sınırlı kalıyor. Yetişkinlik, kariyer telaşı ile geçiyor. Ardından gelen yaşlılıkta ise “Her şey geçmiş gitmiş” gibi davranıyoruz. Oysa Asena Akan’ın verdiği bilgilere göre yaşımız ilerlediğinde müziğe daha çok ihtiyacımız var. Müziğin ve enstrüman çalmaya başlamanın beyin hücrelerine olumlu etkisi olduğunu gösteren bilimsel çalışmalara atıfta bulunan müzisyen, “Yaşları ilerlemiş olsa da atölye çalışmalarına gelenleri beş yaşındaki hallerine götürmeyi hedefliyorum. Orada, yeniden içlerindeki müziği, kendilerinden bir parçayı buluyorlar. Belli yaşın üzerindekilerle çalışırken müzik, o özgürlük duygusuna geri dönmek oluyor.”
Pandemi dönemini kendimizle geçirecek bolca vaktimiz olmasından dolayı müzikle ilişki kurmak için elverişli bir süreç olduğunu ifade eden Asena Akan, “İçinizden gelen şeyleri çevreye adapte edebilirsiniz. Masada ritim tutabilirsiniz. Çevredeki her şey enstrümana dönüşebilir. Şu örneği vererek sözlerimi bitireyim. Ağıt yakan kadınların bir dövünme hareketi vardır. Tam timüs bezi üzerine gelir o hareket. O beze vuruldukça hormon salgılanıyor, böylece direnç azalmasının önüne geçiliyor, bağışıklık güçleniyor. Yani aslında kendimizi ayağa kaldırmak için ne yapılacağını biliyoruz. Kendimize bunun için izin vermek gerekiyor.”

 

Ebru sanatının terapi özelliği ile rahatlatıcı etkisine şahit oluyorum

Sanat eğitimi bir süreden bu yana tıp dünyasının da daha yakın gündeminde. Öyle ki bazı tıp fakültelerinde öğrencilere seçmeli olarak sanat dersi de okutuluyor. Ebru sanatçısı Özlem Çopur da iki yıldan bu yana Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde eğitim gören geleceğin doktorlarına seçmeli ebru dersi veriyor.

Tıp fakültesi öğrencilerine ebru dersi verme fikri nasıl ortaya çıktı?
Osmangazi Üniversitesi Halkbilim Araştırma ve Uygulama Merkezinde bölüm öğrencilerine ebru sanatı eğitimi veriyordum. Öğrencilerden olumlu tepkiler geldi. Tıp fakültesi öğrencileri çok yoğun bir eğitim alıyor. Bu nedenle hem onların stresini azaltmak hem de hoşgörü ve dinginlik sağlamasının yanı sıra yaratıcılık, pratiklik ve çabuk karar verme becerilerini artıracağını düşündüğüm için onlara de ebru dersi verme fikrimi Rektörlüğe ilettim. Bu fikir çok olumlu karşılandı ve Tıp Fakültesinin seçmeli derslerine ebru sanatı da eklendi. Tıp öğrencilerinden de çok güzel geri dönüşler aldık.
Ebru sanatının tıpla ilgisi konusunda neler söylemek istersiniz?
Ebru sanatının tıp ile ilişkisi çok derindir. Terapi özelliği ile yaşlılar üzerinde, stres altında olan kişilerde, öğrenim zorluğu ya da engelli olan bireyler üzerinde rahatlatıcı etkisine ve büyük gelişimlere şahit oldum.

Sizce ebru sanatının iyileştirme gücü nereden geliyor?
Ebru yapmak için teknenin başına oturduğunuzda; renklerin cazibesi, suyun rahatlatıcı iyonları ile ebru teknesinde adeta dans eden renkler, kişiyi rahatlatıyor bence. Her yaştan kişi ile çalışıyorum. Onlarda gördüğüm etki o kadar açık ki… Alzheimer hastası olan öğrencimin ebru yaparken kendini daha iyi kontrol edebildiğini, otistik ve Down sendromlu öğrencilerimin fırça ile boya atarken kendini ne kadar kontrol edebildiğini, hiperaktif çocukların ebru yaparken sakinliğe ulaştığını görmek bu sanatın iyileştirici etkisini ortaya koyan birer küçük örnek diyebilirim.

 

Çocuklar resimlerle kendi duygularını daha iyi ifade ediyorlar

Fiziksel ya da zihinsel olarak farklı gelişim düzeylerine sahip çocukların eğitiminde sanat önemli bir araç. Yaratıcı sanatlar terapisinin çocuklar üzerindeki etkisini yakından bilen iki isimde şimdi sıra. Pedagog Banu Bingöl ve Uzman Fizyoterapist Salime Altunbay, uzun yıllardan süzülüp gelen deneyimlerini anlatıyor.
Uzunca yıllar Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı Aile Danışma Merkezi Müdürü olarak görev yapan ve bir süre önce emekliliğe ayrılan Pedagog Banu Bingöl hem kendi düşüncelerini hem de Vakıfta bir dönem sürdürülen yaratıcı sanatlar terapisi eğitimine dair gözlemlerini paylaşıyor:
“Ben uzun yıllar çocuklarla birebir çalıştım. Resmin gücünü hep kullanıyordum. Çocuklar resimlerle kendi duygularını daha iyi ifade ediyorlar. Vakıfta o dönemlerde sanatın drama, dans, ritim, resim gibi pek çok dalında çalışmalar yapıldı. Müzik ve şarkılarla çoccukların daha iyi hissettiklerini gözlemledim. Hareket kabiliyetinde zorluk yaşayan çocukların, dans ve ritimle müziğe uyum sağlamaya çalıştığını gördük. Hareketlerinde kasılmalar olan çocuklarda o kasılmalarının azaldığını gözlemledik. Aslında sanatın iyileştirici etkisinin çok daha eski dönemlerden itibaren kullanıldığını da görebiliriz. Bence sanat dalları ana tedaviyi destekleyecek unsurlar olarak kullanılabilir.”

HAYATINDA HİÇ BOYAYA DOKUNMAMIŞ İNSANLAR RESİM YAPIYOR
Uzman Fizyoterapist Salime Altunbay da ellerde meydana gelen yaralanmaların, kırıkların ya da felce bağlı hareket kayıplarının giderilmesi amacıyla uyguladığı fizik tedavi seanslarında sanat odaklı bir yaklaşım geliştirmiş. Fotoğrafçılıkla ve ebru sanatıyla ilgilendiğini anlatan bu sevgisini mesleğiyle birleştirmek için yaratıcı sanatlar terapisi alanında eğitimler aldığını dile getiren Altunbay, şöyle devam ediyor:
“El yaralanması ile gelen hastaların parmaklarını rahat kullanabilmesi için örneğin tuvali, boyaları ve fırçaları önüne bırakıp o anki düşüncelerini resmetmesi için fırsat veriyorum. Hayatında hiç boyaya dokunmamış insanlar resim yapıyor, elini kullanıyor. Normalde parmağının hareketi için ‘kapat-aç’ hareketi yapacakken resim yoluyla o egzersizi yapmış oluyor. Parmaklarını açamayan, bileğini çeviremeyen spastik sorunu olan çocuklarda parmak boyası kullanıyoruz. 20 yıllık felçli eli yumruk halinde olan 80 yaşındaki bir hastanın eline kalın bir fırça vererek onun resim yapmasını sağlıyorum. Aslında o egzersizi yaparken sanat sayesinde ellerinin becerisini arttığını söylüyorlar.”