Mart3 , 2024

Sonsuza uzanan resmin düşündürdükleri…

İlgili Yazılar

“Gelecek Hatıraları” ve “Tam Yerinden” Sergileri Pera Müzesi’nde Devam Ediyor

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’nin süreli sergileri devam...

Arnica Art Land Sanat Çalıştayı: Doğduğu toprağa akan sanat…

Arnica Art Land Sanat Çalıştayı Kurucusu ve Danışma Kurulu...

2. Arnica Art Land Sanat Çalıştayı’na katılan sanatçılar anlatıyor…

Çalıştaya katılan sanatçılar için birer haftalık bu süreç nasıl...

52. İstanbul Müzik Festivali 21 Mayıs’ta müzikseverlerle buluşuyor

İKSV tarafından, Borusan Holding sponsorluğunda düzenlenen 52. İstanbul Müzik...

PAYLAŞMAK GÜZELDİR!

Dijital gelişmelerin sanata etkisiyle işler değişiyor. Lucas Vaskange’nin iç içe geçmiş dijital resimleri, bize artık istenirse sonsuza kadar uzanacak öyküler anlatılmasının mümkün olduğunu gösteriyor.

YAZAR: İLKNUR EŞSİZ

Sonsuza dek uzanabilecek resimler çizebilirsiniz.” Bu cümle resim sanatıyla uğraşan nice sanatçıyı önce şaşırtır, sonra da muhtemelen çok mutlu ederdi. Gerçi tarihte bunu kendi imkanlarıyla deneyenler oldu. Örneğin 1434 tarihli “Arnolfini’nin Evlenmesi” eserinde Jan van Eyck, resimde yer alan aynaya yansıyanları kendi portresiyle birlikte resmeder. Bu tablodaki detayların başarılı kullanımı, tablodaki matematik dehası hâlâ incelenir. Yine ressamın “Madonna ve Şansölye Rolin” tablosunda özellikle fondaki manzaranın dantel gibi işlenmesi sayesinde yaratılan derinliğin gerçekçiliği çok çarpıcıdır.
Tarihin en detaylı resmi denince akla gelen bir başkası da Madrid’deki Prado müzesinde sergilenen, Hollandalı ressam Hieronymus Bosch’un 1503’te başlayıp 1504 yılında tamamladığı eseri “The Garden of Delights (Dünyevi Zevkler Bahçesi)” olur şüphesiz. Üç panelin birleşmesinden oluşan tablonun sol panelinde cennet, orta kısmında dünyevi zevkler ve sağ panelinde ise cehennem tasvir edilir. Ancak ressam, her bir detayı o kadar incelikle resmeder ki siz bir tabloya bakmaktan öte sanki bir hikaye izlersiniz.
Sanatçı döneminin kurallarını yıkarcasına resmettiği çıplak insanların keyifli anlarını, fantastik bir öykü içinde aktarır. Tabloda, bir yanda dünya nimetlerinden zevk alan insanlar, diğer yanda günahları yüzünden cezalandırılanlar çarpıcı bir biçimde resmedilir. Tablo aynı zamanda Orta Çağ insanında hakim olan karabasan ve ölüm korkusunu da vurgular. Tablonun panel kapakları kapandığında ise iki tarafa resmedilmiş karanlık, puslu bir Dünya gezegeni görürüz. Panel kapakları açıldığında üç parça halinde 220 santimetreye 389 santimetre olan bu tablo, o dönemin şartları da düşünüldüğünde her bir fırça darbesiyle şaheser olmayı hak eder. Eser, bu haliyle içinde kaybolduğunuz bir estetik mucize, sonsuza uzanmasa da akışkan olmayı başaran bir öykü sunar.
O zamanlarda teknolojiden yararlanmadan, bu kadar detaylı eserler ortaya koymak kim bilir ne kadar zordu. Andan yakalananı olabildiğince tuvale aktarmak… Bir tabloya sabitlenen hareketin devamının olduğunu hissettirmek ya da düşündürmek. O dönem bunu başaran ressamlar isimleri ve eserleriyle ölümsüz oldu. Günümüzde bu ölümsüz isimler kadar başarılı olmaya da gerek kalmadan hem detaylarıyla çarpıcı hem de sonsuza kadar sürebilecek resimler yapmak mümkün. Kanvasların dijital ortamda olması şartıyla!

Dijital gelişmeler sanatı etkiliyor

Tüm diğer sektörler gibi sanat ve yaratıcılık alanında da işler, her alanda ağırlığını koyan teknoloji ve bilim sayesinde değişiyor. Dijital dünyadaki gelişmelerin sanata, bilime ya da felsefeye yansımalarını izlemek hem şaşırtıyor hem de keyif veriyor. Aynı zamanda farklı bakış açıları kazanılmasına da vesile oluyor. Yayınlandığı zaman büyük etki uyandıran, bütünün içindeki tekillik ve tekilin içindeki bütünlük üzerine düşündüren IBM için yapılan 1977 yapımı belgesel film “Powers of Ten” gibi. Döneminin dijital olanaklarını zorlayan, modern mimari ve mobilya alanlarında katkılarıyla tanınan, güzel sanatlar ve grafik tasarım gibi alanlarda da eserler veren Amerikalı tasarımcı çift Charles ve Ray Eames’in ilgi çeken belgeseli, o günden bugüne birçok kişiyi etkiledi.
Bu belgeselin ana fikri -biraz subjektif bir yorum olsa da- insanın genlerinde evrene, evrenin ulaşabildiğimiz en uzak noktasında insana dair ortaklığı görebileceğimizdi. Chicago’da göl kenarında bir piknikte başlayan bu ünlü belgesel film, bizi evrenin dış kenarlarına kadar -o dönemde gidilebileceği ölçüde- götürüyor. Her 10 saniyede bir, başlangıç noktasından uzaklaşarak kendi galaksimiz diğer birçokları arasında yalnızca bir ışık zerresi olarak kalana kadar çıkıyoruz. Ardından nefes kesen bir hızla Dünya’ya dönerek, her 10 saniyede bir, 10 kat daha fazla büyütme ile içeriye doğru -uyuyan piknikçinin eline- geçiyoruz. Yolculuğumuz, beyaz kan hücresindeki bir DNA molekülü içindeki bir karbon atomunun protonunda sona eriyor. İşte buradaki başlangıç noktasının ilerisine uzayın engin genişliğine ya da gerisine DNA molekülüne doğru yapılan yolculuk, her iki tarafta da yeni yeni kapılar açarak hiçliğe uzanıyor. Üzerine çokça konuşulup beyin fırtınası yapılabilecek bu belgesel film, mikro ve makro kozmosun iç içe oluşunun altını çiziyor.

Bir resimde yolculuğa çıkmak

Kimi kaynaklara göre sonsuza uzanan resmiyle sosyal ortamda bir anda ünlü olan Parisli sanatçı Lucas Vaskange’ye de ilham veren “Powers of Ten” olmuş. Birbirinden farklı dijital işlere imza atan sanatçı, iç içe geçen ve dokunmatik ekranda parmaklarınızla yakınlaştırdıkça sizi hikayenin detaylarına götüren sonsuz çizimiyle hayran bırakıyor. Öyle ki eserin içindeki her bir öyküye geçerken büyüttüğünüz resim parçaları size başka anları ve anıları gösteriyor.
Tüm bunlar olurken resimde asla dağılma ya da kalite kaybı yaşanmıyor. Görüntülerin içinde kaybolurken önünüze çıkan, parmaklarınızın arasında açılıp büyüyen her bir yeni resim bir önceki gibi net. Bu harika eserin, iç içe geçen anları ve teknik anlamdaki başarısı vektör teknolojisinden kaynaklanıyor. Vektörü daha iyi anlayabilmek için önce pikseli açıklamak doğru olur. Şöyle ki, piksel yan yana ve alt alta gelen renkli noktalara deniyor. Görüntünün en küçük birimi olan piksellerin birleşimiyle dijital görüntüler oluşuyor. Fotoğraf ve video kayıt cihazlarında piksel kullanılıyor. Hal böyle olunca grafiğin kalitesi, grafiğin boyutuna ve pixel sayısına bağlı olarak değişiyor. Pixel sayısı arttıkça grafik kalitesi de artıyor. Asıl önemli nokta, piksel ile oluşturulan grafiklerde, grafiği büyüttüğünüzde görüntü kalitesinin bozulması.
Vektör ise çözünürlükten bağımsız, piksel gibi yan yana gelen noktalardan oluşmayan bir sistem. Vektörde, her bir nesnenin matematiksel ifadelerle oluşturulduğu, detay kaybetmeden yeniden ölçeklendirilebilen bir teknoloji söz konusu. Vektörel nesneler ölçeklendirildiğinde yeniden çizildiği için grafiği büyüttüğümüzde hiçbir bozulma meydana gelmiyor.
İşte sanatçı Lucas Vaskange de eserini, vektör teknolojisi kullanan Endless Paper isimli bir uygulama ile iPad üzerinde yaratmış. Uygulama, kullanıcısına adeta ucu bucağı olmayan dijital bir kanvas sunuyor. Ayrıca, eserin her bir detayına sonrasında ekleme de yapılabiliyor.

Bu gidişle hikayenin içinde de olabiliriz!

Bu sınırsız tuval konseptini kullanarak çizdiği sonsuzluğa uzanan çizimini, sanal dünyada paylaşınca bir milyondan fazla izlenen Lucas Vaskange, resmin videosunun seslendirmesinde izleyene bir tatil öyküsü anlattığını söylüyor. Yanı başındaki tombul ve yeşil “elma” arkadaşıyla, kâh trene binen kâh deniz kenarında güneşlenen kâh bir okyanusa dalıp hazine sandığı bulan Lucas Vaskange’in dijital aynısı, bu hikayenin içinde çok eğleniyor. Bir yandan fotoğraf da çekerek anılar biriktiriyor. Biz de bu sonu gelmeyen katmanlı çizimde, kendimizi sürükleyici bir kitaba ya da filme kaptırmış gibi büyük bir mutlulukla kayboluyoruz.
Tam da bu noktada biraz hayal gücümüzü kullanalım. Dijital gelişmelerle birlikte bu çizimlerin içinde gezinebilmek, sonsuz bir hikayenin kahramanı olmak da mümkün olabilir. VR gözlükler kullanarak, artırılmış gerçeklik ortamına dahil edilebilen sonsuz resimdeki anlarda gezindiğinizi düşünsenize. Belki parmaklarınızla görüntüyü büyütmek yerine adım adım görüntüye yaklaşacak, yeni kapılar açar gibi başka bir öyküye geçebileceksiniz. Belki hikayede gezinenler, sanatçısı izin verirse Vaskange’nin bıraktığı yerden çizmeye devam edip yeni bir öykü bile yaratabilir. Hayatın kendisinde olduğu gibi bu sonsuz resimde de karşılaşmalar ve yeni olasılıklar mümkün olabilir. Sonsuz resimler birbirinin içine geçebilse. Bir sanatçının eserinden diğerine geçilebilir. Bir hikaye bir başkasına devşirilebilir ya da aynı hikaye farklı bir pencereden başka birinin dünyasına açılabilir. Tıpkı DNA’mızın en küçük parçasından uzayın en uzak noktasına uzanmak gibi.

Başka çizerleri de keşfedebilirsiniz

Sonsuz çizimler denmesinin temel sebebi -elbette resmin bir noktasında hikaye bitiyor- devam edilmesi halinde sonsuza kadar çizilebilir ve hikayenin aynı görsel kalitede sürebilir olması. Bu sonsuz çizimleri yapan sadece Lucas Vaskange değil. Endless Paper uygulamasını kullanan Greg Edwards, Twitter’daki @the_ogarno isimli kullanıcının da bu özellikteki çizimleri mevcut. Hatta Vaskange kendi hesaplarında bu kullanıcıların eserlerini övgüyle paylaşıyor.

Greg Edwards’ın tarzı biraz daha farklı olsa da onun da sonsuz resminin içinde gezinmek çok keyifli. Özellikle bir bölümde bulutların üzerinden uçtuğunuzu ve şehre dalış yaptığınızı hissediyorsunuz.

 

@the_ogarno isimli kullanıcının eseri de büyük bir sergi salonunda başlıyor. İçinde bulunduğunuz salonda çizim sizi sonsuz resmin bulunduğu tabloya yönlendiriyor ve yolculuğunuz başlıyor. Kullanıcının zamanla diğer resimleri de aynı formatta işlemesi mümkün.
Bu eserlerin tümünde kaybolup gidiyorsunuz ve çizim sonsuza kadar akıp gitse eserlerin içinde gezinip durmaktan sizi hiçbir şey alıkoyamaz gibi geliyor. Dijital alandaki gelişmelerin gündemimize kazandırdığı bu gelişmeler heyecan verici. Takipte kalmak ise yeniliklere hızla adapte olmanın ilk şartı.
Hayat, başlangıcından evrenin sonuna dek uzanan, detayların oluşturduğu, uçsuz bucaksız olasılıkların inşa ettiği kocaman bir resim. Sanatçılar özellikle de ressamlar, bu engin tablonun -hayal ürünü ya da gerçek- bir kısmını aktarıyor tuvallerine. İster dijital isterse gerçek bir kanvasta olsun sanatın ışığının her alanda parlamaya devam etmesi dileğiyle…