Kasım25 , 2022

X kuşağı, Z kuşağı ve Millenial: Hangisinin tarzı en iyisi?

İlgili Yazılar

Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı’sında minyatüre dair betimlemeler

Bu çalışma, 2006 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Orhan Pamuk’un...

Küratörlük: Çok katmanlı bir evrenin ardında

Müzecilik kavramı ile birlikte ortaya çıkmış olan küratörlük, zaman...

Heykelleri dünyaya “Umut” dağıtıyor…

25 yıldır sanatsal üretimini sürdüren ve eserleri Türkiye’nin yanı...

Açelya Akkoyun: İnsan kendi özünü yaşamalı

Ünlü oyuncu Açelya Akkoyun “İyi ki Kadınım” isimli kitabıyla...

Sefaletine katlanmak için anlatan insan

Kriz zamanlarında özgün fikirler artar ve krizi çözmese de...

PAYLAŞMAK GÜZELDİR!

Saç şekilleri ve dar kotlar (skinny jeans) hakkındaki tartışmalar, kuşaklar arasında yaşanan tarz savaşlarının ilk örneği değil. Cassidy Cage, farklı kuşakların izlerini bırakmak için moda ve saçı her zaman kullandıklarını söylüyor.

Kaynak: www.bbc.com
Çeviri: Kerem Kahveci

TikTokerlar @julia3elle ve @amelia_coleman_, kendilerince mizahi olduklarını düşündükleri, içinde dar kot giymektense evsiz kalmayı veya ölmeyi tercih edeceklerini söyleyen videolarını paylaştıklarında, güzel bulmadıkları bir pantolon tarzına saldırmaktan çok daha fazlasını yaptılar. Onlar, yanlarında öncekine kıyasla çok daha masum bir başka videoda, “Yapabilirseniz beni haksız çıkarın, fakat herhangi bir kişinin yandan ayrılmış saçla ortadan ayrılmış saçlı halinden daha iyi gözüktüğünü düşünmüyorum” diyen TikToker @missladygleep’in yardımı ile fokur fokur kaynayan bir rekabeti, uygulama boyutunda bir kuşaklar arası tarz savaşına dönüştürdüler.

Bol kıyafetleri ve ortadan ayrılmış saçlarıyla Billie Eilish, resmen Z kuşağının vücut bulmuş hali gibi.

Z kuşağı (9-24 yaşlar arasındakiler), çevrimiçi ortamda ana akım Milennialların (25-40 yaşlar arasındakiler) sayısız yön ve özelliğini eleştiriyorlar, isim vermek gerekirse Millennialların yandan ayrılmış saç ve dar kotlara olan düşkünlükleri hedef alınıyor. Bu süreç içerisinde Millennialların küstah, öz-bilinçli ve dümdüz kindar tepkilerinden oluşan dev bir dalgayı serbest bıraktılar. Bu trend olan tartışma çok alevli, bahsi geçen spesifik kotlara veya saç stiline hayat boyu bir bağlılıktan dolayı değil fakat Millenniallara yağdırılan demode hale gelme suçlamaları, bu nesli onları rahatsız eden bir gerçekle yüz yüze gelmelerini zorunlu kıldı: Nesiller arası bir güç aktarımı olmuştu.

Center for Generational Kinetics’ten Jason Dorsey, “Tarz bize önceki kuşak ile bu kuşağın trend yönlendiricileri arasındaki geçişi görmemizi sağlayan bir göstergedir” diyor. “Bu bir kuşak sona erip yeni bir tanesi başladığında bizim bunu anlamamızı sağlayacak anahtar alanlardan biridir” diyerek devam ediyor. Ve bu konuşmaları ortaya çıkaran dijital platform (TikTok) yeni olsa da tarz rekabetleri kesinlikle değil. Bunun gibi tartışmalar 20. yüzyılda giyimin evrimini doğrudan doğruya şekillendirmiştir.

Parsons Tasarım Okulunda öğretim görevlisi olan Jessica Glasscock’un sözleriyle, “Moda gençlik kültürünün bir hikayesidir”. Tarz, her kuşağın genç kesiminin kendi eşsiz bakış açılarını yaratmak ve açıklamak için kullandıkları bir araçtır. ABD’de Gelişim Çağı (1890’dan 1920’ye kadar olan sosyal aktivistliğin ve reformun yayıldığı zaman aralığı) sırasında, sözde “Yeni Kadınlar” ve “Gibson Kızları”, daha büyük bağımsızlığı hoş karşılayan yeni bir kadınlık arketipini temsil ediyordu, öyle ki ‘eve kapatılma’ konusundaki ilgisizliği sivil toplum için bir “tehlike” olarak gören Viktorya dönemi büyüklerini dehşete düşürecek seviyedeydi. En çok S-şekilli korseleri, kabarık kolları, gömlek belli bluzları ve yükselen pompadour (Bu saç modeli 50’ler ve 60’larda Elvis Presley ile sesini duyurdu) saç modelleriyle bilinen bu genç kadınların tarzı, Kükreyen ‘20ler başlayana kadar hüküm süren moda idealiydi.

 

Taylor Swift, dar kot pantolonları tercih ederek Y kuşağının yanında yer alıyor, ki bu da Z kuşağı tarafından çok tepki almasına sebep oluyor.

Özgürleştirilmiş, androjeniyi kucaklayan ve cazsever yeni nesil kızlar, önceki neslin giyim yaratma kaidesindeki yerini, hareket özgürlüğünü ve maksimalist çekiciliği savunan zıtlık dolu yeni bir tarzı yaygınlaştırarak aldı. Glasscock, BBC Kültür’e “Onların gençliği ve tipik olarak ince siluetleri, 1910ları domine etmiş olan matronlara (kıdemli hemşire, başhemşire) ve dolgun “demi-mondaines” e karşı bir kontrasttı,” diye anlatıyor. (Demimonde olarak okunan ve Fransızca ‘yarı dünya’ anlamına gelen demi-mondaines terimi, 1855 yılında Alexandre Dumas Fils tarafından yayınlanan Le Demi-Monde adlı bir oyundan türetilmiştir. Demi-monde, 1848 romanı La Dame aux Camélias ve birçok uyarlamasında ölümsüzleşen elit erkeklerin ve onları eğlendiren ve tuttukları kadınların işgal ettiği dünyaydı.) Önceki kuşaklar tarafından yırtık pırtık ve karmakarışık gençlik olarak bilinen bu neslin genç kızları, giderek güçlenen saç kesim tipleriyle yayılan bir öfkenin ortaya çıkışına sebep oldular: bob. Glasscock’a göre bu “kadının saçının onun ‘taçlandırılmış zaferi’ olduğu fikrine ve aynı zamanda Viktorya döneminin cinsiyet rollerine sert bir şekilde karşı çıkan bir red”di.

Yeni neslin genç kızları giderek güçlenen saç kesim tipleriyle yayılan bir öfkenin ortaya çıkışına sebep oldular: bob

30’lar ve 40’lar, Büyük Buhran ve İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı finansal gerçekleri dolayısıyla çok ciddi on yıllardı. Yıllar boyu süren material kısıtlamaları ve karne sisteminden sonra, Christian Dior 1947’de heykelimsi bir ceket (yuvarlak omuzlar, dolgun arka kısım ve dar bel modeli) ve yuvarlak eteği birleştiren “Yeni Görünüm” ünü tanıttığında sektör sarsıldı. Abartılı kadınsal siluet, kumaş yoğunluklu bir tasarımdı, -ki bu daha zor zamanlarda yaşamış kişiler tarafından anlamsız ve müsrifçe bulunuyordu-.

1920’lerin dağınık genç kız kuşağı kendi izlerini radikal şekilde yeni, androjen bir siluet ve bob saç kesimi ile bıraktılar.

Georgia Üniversitesinde öğretim görevlisi ve moda tarihçisi Monica Sklar, modadaki bu “isyan”ın bu koşullardaki yankısı dramatik oldu: Bu Christian Dior’un inovatif bir şey yaratması kadar, giysileri temsil eden tedarik zincirinin uygunluğu ve toplumun sembolik hedefleriyle de ilgiliydi. Yeni Görünüm’ün verimli ve bitkili şekli Baby Booma yansıdı, ve daha yumuşak yinelemeleri modanın ana akımlarında yankılandığında, silueti 50’lerin yerel ve banliyö idealleriyle eş hale geldi. (Baby Boom, yani bebek patlaması, herhangi bir zaman aralığında doğum oranında meydana gelen büyük artıştır. En bilinen bebek patlaması dönemi II. Dünya Savaşı sonrasında yaşandı.)

Gençlik Depremi!

Değişik ve renkli tarzı 60’larda Swinging London’a (1960’larda Londra’da oluşan, bütün moda ve kültür ögelerinin bir araya gelerek oluşturduğu genel ortama verilen ad) adını koymaya gelen tasarımcı Mary Quant, kendini önceki çağın bütün norm ve beklentilerinden arındırarak etek boylarını diz seviyesinden yukarıya çekti. Genç modasında gerçekten şaşırtıcı bir değişim olacak şekilde, Quant’ın mini eteklerinin amacı (öbür yeni nesil genç kız etekleri gibi), genç kadınlara çalışmak veya dans etmek gibi işlerde daha çok hareket özgürlüğü sağlamaktı, fakat sonunda 60’ları tanımlayan başka bir tür hareketin yükselişine yankı oldu: Kadınların özgürleştirilmesi.

Beatnik ve mod alt kültürlerinden etkilenen Quant’ın mini etekleri, vardiyalı elbise (Vardiyalı elbise, kumaşın doğrudan omuzlardan düştüğü bir elbisedir), ekstra kısa şortlar, Peter Pan yaka ve PVC yağmurlukla birlikte Quant’ın o on yıldaki ikonik buluşlarından biri haline gelmişti –ki bu icatlar genç kitlelerin öfkesini temsil ediyordu, bu yeni tarzların birçoğu 50’lerin birbirine benzeyen kısıtlamalarına karşı koymak için kullanılıyordu. Beatlemania’nın en parlak zamanlarında, bu modayı, tarzları kullanan genç nesil, bu devasa sektörün şu ana kadar aynı şekilde kalmış olan işleyişinde tarihi bir değişime ilham oldular.

“[Vogue editörü] Diana Vreeland Gençlik Depremi tanımını, baby boom neslinin alım gücü, modada gençliğin merkeziliğini sayıların salt gücü sayesinde yenilediğinde buldu” diyor Glasscock. “Bu, genç tasarımcıların genç tüketiciler kadar merkezi ve [birbirleriyle] müttefik hale gelip ebeveynlerinin modasına karşı çıkıp onu reddettikleri bir on yıldı.”

Sallanan ‘60’lar kuşağı, mini elbiseleriyle genç ve güçlü bir duruş sergiledi.

1970’lere kadar, özgürleştirici, sözde “cinsiyet büken”, ‘60’ların hippi zıtkültürüne mensup olan halk tarafından giyilen görünümler zayıflatılmış ve ana akım gençlik tarafından seçilmişti. Jilet keskinliğindeki Vidal Sassoon saç stilinin yerini doğal ve uzun saçlar almıştı ve Mod çağının keskin şekil ve kesimleri de yerlerini uzun elbiselere, kaftanlara ve benzer gevşek ve akışkan siluetlere bırakmıştı. 1970’lerde genç insanlar kot pantolon yapmakta başarı gösterdiler – ki bu da ‘50’lerde korkuları asi ergenler ve rockçı alt kültürüyle olan çarpışmalarından kaynaklanan koca bir ebeveyn nesli panikletmeye yetti-

Ve 70’lerdeki İngiliz tarzı tartışması, punklardan bahsetmeden tam olmazdı, ki onların deri ve çengelli iğne – ayrıca nihilist ideolojisi – dolu estetik tarzları, popüler kültüre aşırı derecede nüfuz etmiş olan hippi ahlakına karşı kendi kendini ilan eden bir isyan yaratmıştı. Bu alt kültür rekabeti moda tarihinin gördüğü en radikal estetik ters dönüşlerden biriyle sonuçlandı ve punk tarzı yenilenmiş ve 70’lerin gençliğinin miniskül bir kesimi tarafından sahiplenilmiş olsa bile, daha büyük ölçüde koca bir neslin giyim tarzını ve dünya görüşünü etkiledi.

İspanyol paça pantolonlar ve uzun saçlar, 1970’lerin onlardan önce gelen keskin ve kısa bakışlara olan tepkisiydi.

Sonunda 70’leri şekillendiren bu durgunluk dağıldı ve yerini şok edici, aşırıcı ve göz alıcı 80’lere bıraktı. Genç insanlar önceki neslin toprak tonlarına ve rahatlamış siluetlerine veda edip bunlar yerine neon renklere, asitle yıkanmış kotlara ve (kötü şöhretli vatkaların da yardımıyla) kutumsu siluetlere yakınlaşmaya başladılar. 70’lerin çaba gerektirmeyen saçları da beğeni almamaya başladı; 80’lerde, saç ne kadar büyük ve aşırıcı olursa o kadar iyiydi (bu durumdaki vakalar: permalı saçlar ve mullet yani1980’lerde popüler olan, saçların yukarda ve yanlarda kısa fakat arkada uzun olduğu bir erkek saç modeli). Savaş ve ekonomik zorluklarla tanımlanan bir dönemde anlaşılabilir bir şekilde şeytanlaştırılan para ve materyalizm, aniden moda oldu.

Nesiller arası bir ayrılık oluşmasının ve bunun sayesinde yeni bir kimlik etrafında birleşme olanağının doğmasının sağlıklı ve yararlı olduğunu düşünüyorum. – Jason Dorsey

Sınıf bilincine sahip bu gençlik, statülerini Perry Ellis ve Ralph Lauren gibi hayat tarzı tasarımcılarının öncülük ettiği yeni tiki (züppe) görünümlere adapte olarak sergilediler. Ve görünüş takıntılı 80’ler (rahatlığa bağlı ve az bakımlı 70’lerden büyük tepki alan) bir fitness çılgınlığını ateşledi, bu da on yılın en unutulmaz gençlik tarzlarından birkaçının yükselişe geçmesine sebep oldu: yüksek kesimli mayolar, bisiklet şortları, bacak ısıtıcıları ve scrunchyler (genellikle kadınların uzun saçı arkada bağlı şekilde tutmak için kullandığı elastik bir materyal). Giderek büyüyen hip-hop topluluğundaki yeri sayesinde ekstra havalı bir aura yayan “athleisure”ın (egzersiz sırasında ve günlük yaşamda giyilebilen kıyafetler) yükselişi, Birkenstocks ve paisley’i eğitmenler ve eşofmanlar için seve seve terk eden svetşört seven bir genç nesil doğurdu.

Prenses Diana çoğu zaman 80’lerin sıklıkla tercih edilen saç stillerini kullandı- bundan önceki uzun, doğal ve hippi görünümüne kıyasla tamamen farklı, devasa ve cesur bir stil.

90’larda, Gen-X (X kuşağı) grunge hareketi (1980’lerin ortasında Amerika’nın Washington eyaletinde çoğunlukla da Seattle bölgesinde alternatif rock müziğinin bir alt türü olarak ortaya çıkmıştır) 80’lerin cazibesini ve açgözlülüğünü söndürdü; bir zamanlar bir alt kültür olan flannel gömlekler, Doc Martens, askeri ceketler ve büyük boy kazaklar gibi giysilerden oluşan “moda karşıtı” görünümler, o dönemin ana akım gençliği tarafından daha fazla beğeni topladı. Bu sırada süpermodeller Kate Moss ve Naomi Campbell, minimalist ve daracık slip elbiselere olan sevgilerini kendi hayatlarına uygulamaya hevesli genç “kopyacı”lardan oluşan bir ordu meydana getirdiler.

Güzellik rejimleri bile değiştirilmişti; 80’lerin parlak mavi göz farları bile yerini daha doğal bir görünüme bırakmıştı. Gerçekten de, hem süper modellerin egemenliğinden hem de Kurt Cobain gibi grunge-müzik kahramanlarının etkisinden ilham alan ve daha keskin ve köşeli gençlerin yaydığı sözde “eroin şıklığı” görünüşü, önceki nesillerin ahlaki ve etik açılardan bakışıyla buluşunca yine önceki nesiller tarafından yaratılan bir panikle karşılaşmıştı, ki yine aynı nesilden bazıları bu stilin görünüşte uyuşturucuları romantikleştirdiğini iddia ediyordu.

X kuşağı pis görünen, grunge (1990’ların başında popüler olan bir rock müzik ve dağınık, pis giyim tarzı) görünümü sevmişti-yanında Naomi Campbell’le birlikte Kate Moss, poster kızıydı

Z kuşağı ve Millennialların stil konusundaki tartışmaları, önceki nesillerin de aynı şekilde kanıtladığı üzere, modanın evriminin kaçınılmaz bir etkisidir. Z kuşağına ait olan araştırmacı ve yazar Corey Seemiller, kuşaklar arasındaki en önemli tarz farkının herhangi bir giysi veya görünüşle değil, tüketim ahlakıyla alakalı olduğunu açıklamaya çok hevesli. Seemiller, “Z kuşağı, hem kişiselleştirme yetenekleri hem de eşyaları çöplükten uzak tutma konusunda kendi çevresel adanmışlıklarını da göstermek için kullanılmış giysiler satın almayı seviyor,” diyor.

Geç etiketlenmek pek de hoş olmasa da moda muhafızlığının değişmesiyle ortaya çıkabilecek çok fazla olumlu yan etki var. Dorsey, “Nesiller arası bir ayrılık oluşmasının ve bunun sayesinde yeni bir kimlik etrafında birleşme olanağının doğmasının sağlıklı ve yararlı olduğunu düşünüyorum” diyor. “Bize geleceğin olabilecek en iyi ön izlemesini veriyor.” 1997’de (nesillerin değiştiği yıl) doğan TikToker @missladygleep, şimdi saçlarını ortadan veya yandan ayırmak arasında memnun bir şekilde geçiş yaptığını söylüyor. Ona hala devam etmekte olan tarz savaşı hakkında sorular sorulduğunda, hiç tereddüt etmeden: “Değişim hayatın en iyi yanıdır” cevabını veriyor.