Bakırköy Belediye Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ragıp Savaş, oyuncu, eğitimci ve yönetmen kimlikleriyle yıllardır emek veriyor tiyatro sanatına. Şimdilerde, sanat yönetmenliği görevinin yanı sıra Anne Başımda Bit Var oyununda Tarık Akan’ı canlandırıyor Savaş. “İnsan çok severim ve ondan sonra da zaten tiyatroyu çok sevdim. Ona âşık oldum, onun peşinden koştum hep” diyor.
SÖYLEŞİ: ASLI ÖRNEK
E-Bülten'e Abone Olun
Sanata dair seçkiler ve yeni içeriklerden ilk siz haberdar olun.

Bakırköy Belediye Tiyatrolarına 35 senedir emek vermiş bir isim Ragıp Savaş… Biz onu hep sahnede görsek de perde arkasındaki emeği de çok büyük. 2025’in Kasım ayında Bakırköy Belediye Tiyatrolarının Genel Sanat Yönetmeni olan ünlü oyuncu, 2007 senesinde kurduğu sanat akademisiyle de bugüne kadar yaklaşık 17 bin mezun vermiş. Savaş, Tarık Akın’ın kitabından uyarlanan otobiyografik Anne Kafamda Bit Var oyununda da rol alıyor. “Ben bugün seninle röportaj yapıyorsam bu tiyatro sayesinde” dediği Bakırköy Belediye Tiyatroları’nın Leyla Gencer Sahnesinde buluştuğumuz Ragıp Savaş’a merak ettiklerimizi sorduk.
Öncelikle voleybolda ciddi bir kariyer sahibiyken tiyatro okuyor ve sonrasında da yapıyorsunuz. Tiyatroya olan yeteneğinizi nasıl fark ettiniz ya da size birileri mi fark ettirdi?
Komik bir çocuktum. Yazlıkta yaptığım taklitlere, esprilere millet kırılıyordu. Spor kariyerim çok iyi gidiyordu. Eczacıbaşı’nda A takıma geçtim. O sene konservatuvar sınavları vardı. Rahmetli annem çok istedi tiyatrocu olmamı! Bu arada amcam Turgut Savaş ve yengem Semra Savaş da, Devlet Tiyatrosu sanatçısıydı… Babam da diyordu ki “Ya bırak ne tiyatrosu! İşte görmüyor musun Turgut’un halini? Ne zorluklar çekiyorlar, niye girsin tiyatroya? Tiyatroda para yok, pul yok” falan filan… Annem edebiyat düşkünü bir kadındı ve vazgeçmedi. Müşfik Kenter’le tanıştım, sonra Mimar Sinan Üniversitesi sınavlarını kazandım, ‘90’da mezun oldum ve Bakırköy Belediye Tiyatrolarına girdim.
Giriş o giriş…
Aynen öyle…
Siz, 35 yıldır Bakırköy Belediye Tiyatrolarındasınız. Önce Belediye Başkanı Ayşegül Ovalıoğlu’nun sanat danışmanıydınız, şimdi ise tiyatronun Genel Sanat Yönetmenisiniz. Yollarınız nasıl kesişti? Oyunculuk ve sanat yönetmenliği farklı kulvarlar. Şu an olduğunuz yerden memnun musunuz?
Bakırköy Belediye Tiyatrolarını Zeliha Hoca (Berksoy) kurdu. Dört yıl sonra görevden alınınca, biz şaşkın ördek yavruları gibi kaldık ve iş başa düştü. Yönetim kurulu üyeliğini, genel sanat yönetmenliğini ve bir çok idari işleri ister istemez öğrendik. Müşfik Hoca’yla (Kenter) baba oğul gibiydik, onun genel sanat yönetmeni yardımcılığını ve yönetim kurulu üyeliğini de yaptım. Ben daha çok sahnede olmayı ve oynamayı seviyorum ama ister istemez idari işleri de öğrendik dediğim sebeplerden. Sonrasında 2004-2007 yıllarında Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarına genel sanat yönetmeni oldum ve orada da sahneler açtık. Ardından Ragıp Savaş Sanat Akademilerini kurdum. Bakırköy Belediye Tiyatrolarıyla da biraz koptum, o zamanın yönetimleri “Gelir misin, çalışır mısın, şunu oynar mısın, yönetim kurulunda olur musun?” da demedi. Yani tiyatronun büyüğü olarak faydalanma durumları olmayınca ben de uzak durdum ama burası benim ilk çocuğum gibi… Şöyle diyeyim; ben belki bu tiyatro sayesinde, seninle şu anda bu röportaj yapıyorum. İyi kötü, bir ismim, bir saygınlığım varsa bu tiyatro sayesinde. Bindiğim arabadan, oturduğum eve her şeyimi bana kazandıran burası oldu. Buranın sahnesinde izlenip dizilere sinema filmlerine gittim. Yani bunu yapan BBT yönetimsel olarak da iyi gitmediği için çok üzülüyordum. Hasta bir durumu var, kurtarmak istiyorsun o hastayı ve kurtulabileceğini de biliyorsun. Akrep sezgisi işte, eşime dedim ki bir gün; “Bir kadın belediye başkanı gelecek ve her şey değişecek.” Ayşegül Hanım aday oldu, bir şekilde buluştuk. Daha adaydı, seçildikten sonra beni çağırıp sanat yönetmenliği teklif ettiler ama istemediğimi söyledim, şaşırdı.
Peki, neden istemediniz?
O sıfatların, o cenderenin içinde olmamak için… Sanat yönetmeni her zaman hedeftedir, bütün oklar ona döner. Ama kendisine dedim ki, “Size bir A4 kağıda 10 tane madde yazayım, siz bunları yapın.” Mesela 22 yıl Yunus Emre Kültür Merkezinde nikah kıyıldı, burası nikâh salonuna döndü; orada nikâh yapılmasın. Yunus Emre’nin oyun oynarken çatısı tepemize yıkılacak, burayı yenileyin, Leyla Gencer Sahnesi’ni açın. Birtakım tavsiyelerde bulundum. Dedi ki “Tamam, gelin siz yapın.” Dedim, yok. Hedefe konmak, o sorumluluğu almak istemedim açıkçası. Ayşegül Hanım da sanat danışmanı olmamı istedi, bir sene onu yaptım. İstediğimiz gibi olmadı. Geçen yaz da “Ragıp Bey, olmuyor, yapalım şu işi” deyince tekrar, ben de kabul ettim. 5 aydır çalışıyorum.

“ÇOK GÜZEL VE FARKLI PROJELER VAR KAFAMIZDA!”
Şu an bulunduğunuz konuma da liyakatla gelmişsiniz. Sizi tiyatrodaki arkadaşlarınız da seçmiş ki bu da çok önemli.
Kesinlikle… Ben özellikle tiyatro sanatında, liyakate çok önem veriyorum. Liyakatsız birisinin bu kurumların içinde olması çok doğru değil; sadece oyuncu değil, sesçi, ışıkçı, teknik de dahil buna. Benim için sıfatlar, koltuklar önemli değil, ben tiyatro işçisiyim. Sonuçta kostümlerinin dikiminden oyunların yapılmasına kadar her alanda çalıştım. Ben tiyatroyu böyle yaşamayı seviyorum. Ben sadece odamda oturmam. Benim için sahnede işler iyiyse, oyuncular ve seyirci mutluysa her şey tamamdır. Bakırköy Belediye Tiyatroları eski parlak günlerine geri döndü ya da dönüyor diyebiliriz. Döndü belki çok iddialı olabilir ama çok çok güzel projeler, çok çok farklı projeler var kafamızda. Üretiyoruz, çalışıyoruz, başka türlü de olmuyor işte, çalışmadan olmuyor hiçbir şey…
Anne Kafamda Bit Var isimli oyunda Savaş Barutçu ile dönüşümlü olarak Tarık Akan’ı canlandırıyorsunuz. Bu eseri sahneye koymaya nasıl karar verdiniz? Tarık Akan çok sevilen bir sanatçı, eseri okuyanlar ya da ailesi eleştirebilirdi…
Tabii Tarık Akan’ı taklit etmiyoruz, onun 40’lı yaşlarını oynamak için saçımı, bıyığımı boyadım ki, hani görsel hafızada bir bütünlük yaratmak için. Onun dışında oyunda Müjdat Gezen, rahmetli Halit Kıvanç, Uğur Dündar ve Rutkay Aziz var.
Onlar barkovizyon görüntüsüyle seyirciye ulaşıyor, değil mi?
Evet ama bire bir Müjdat Gezen’i, Rutkay Aziz’i oynuyoruz. Dolayısıyla biz şöyle bir talihsizliğin içine düşmedik; kimseyi taklit etmedik. Biz, Bakırköy Belediye Tiyatroları oyuncuları olarak Tarık Akan’ın yaşadıklarını, oyunlaştırılmış şeklinde seyirciye anlatmakla mükellefiz, onlara benzemek falan gibi bir derdimiz yok! Onları taklit etmek çok büyük bir talihsizlik olurdu.
Oyunu biraz anlatır mısınız?
Epik bir oyun, iki perde; metninden dekoruna kadar her şeyi ince eleyip sık dokuduk. 4 ay prova sürecimiz oldu. O karanlık 12 Eylül dönemini anlatıyoruz, bugünün siyasetine ya da yaşanan olaylarına dair bir söylemimiz yok! Biz, hepimizin nefret ettiği 12 Eylül’de Tarık Akan’a yaşatılanları oynuyoruz. Yani oyunun içine bir şeyler sokuşturmadık, 12 Eylül darbesinin, o karanlık günlerin Türkiye’ye neler kaybettirdiğini, o kadar naif ve o kadar başarılı bir sanatçının bile o dönemde neler yaşadığını anlatıyoruz… 7 Mart’ta oyunun prömiyerini yaptık… Kirpi bile yavrusunu pamuğum diye severmiş, oyun bize prova sonrasında çok iyi geliyor ama tabii, önemli olan seyircinin kararıydı… Prömiyer gecesi bizim için her şey çok başka bir yere gitti, dakikalarca ayakta alkışlandık. Zannediyorum alnımızın akıyla çıktık bu çok zor işin içinden.
Ülkemizde yeni yetişen tiyatro yazarı çok az. Oyun yazarlığıyla ilgili bir projeniz var mı?
Evet bunu yapmayı çok arzuluyoruz, bu projemize hemen başlayamayabiliriz ama gündemimizde. Genç yazarların metinlerine ulaşıp, bir seçki yapıp sahne ile buluşturmak gerekiyor diye düşünüyorum. Biz öncelikle repertuvarımızı iyileştirmeye, seyirci sayımızı yükseltmeye çalışıyoruz ve çalışacağız. Sahneler; Yunus Emre yapılacak, yeni bir Baruthane açtık. Biz onları açalım, devam edelim, seyircimizi yükseltelim zaten gerisi olmak zorunda kalacak.
Bir yandan tiyatro alanında öğrenci yetiştiren çok üniversite var. Dizi ve film sektörüne girmek isteyen genç çok fazla… Bir yandan eğitimin çok eksik olduğunu ve öğrencilerin de çok okumadığını düşünenler oluyor. Sektörde de bir kısır döngü var gibi… Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Bir kere konservatuvar sınav sistemlerinin, müfredatlarının bizim belediye ve kurum tiyatrolarının yönetmeliklerinin yeni çağa göre revize edilmesi lazım.
Ama bu da bürokrasi…
Bürokrasi ama kötü bir şey değil yani bu zor bir karar değil, Amerika’yı da yeniden keşfetmeyeceksiniz, Avrupa’da ve birçok ülkede bunların örnekleri var. Bunları iyi yapan okullar, üniversiteler, tiyatrolar, yönetmelikler var. Kesinlikle bütün bu kurum tiyatrolarının bir araya gelip bir yönetmelik üzerine çalışma yaparak iyi, sağlam bir yönetmelik çıkarıp yoluna devam etmesi lazım. Şimdi konservatuvarı niye söyledim? Özel okullar oyunculuk bölümleri açtı, her yerde var; bu kötü bir şey değil ama özel üniversite tabii, sonuçta para kazanmak üzerine de devam ettiği için mesela Mimar Sinan’ın, İstanbul Üniversitesinin, Dokuz Eylül’ün, Hacettepe’nin sınavları kadar zor sınavlar yapılmıyor. Dolayısıyla özel üniversitelerin oyunculuk bölümlerinin özensiz çalışmaları, hoca kadrolarının çok kıymetli isimler dışında lalettayin seçilmesi de eğitimleri bozuyor. O bir sarmala dönüyor ve birçok sorunu yaratıyor. Bunların kesinlikle çözülmesi lazım ve hiç zor şeyler değil bunlar. Sadece bir grup kurup dirsek temasıyla haberleşmeyle ve çalıştaylar yapılarak düzeltilebilir.
Sahneye koyduğunuz diğer oyunlar hakkında neler söylemek istersiniz?
Haldun Taner’in Eşeğin Gölgesi eserini yaptık, müzikli bir oyun. Mayenburg’un Çirkin eserini sahneye koyduk, izlenmesini ayrıca öneririm. İşçilerin sosyal haklarını, yaşam zorluklarını ve ne kadar korunmasız olduklarını anlatan Babil Kuleleri var. Terör var; dokuz sezondur oynuyor, müthiş bir hikâyesi var. Onun dışında Sihirli Oyuncak diye bir çocuk oyununu, Özen Yula’nın Ay Tedirginliği’ni yaptık. Onu da Baruthane’de sergiliyoruz. Çünkü eski, 360 yıllık binanın içinde oynanıyor. Zaten dekoru da öyle, taş surların içinde geçen bir oyun, çok bütünleşti orayla. Anne Kafamda Bit Var, prömiyer yaptı. Daha ne olsun? Şimdi önümüzdeki sene için çalışıyoruz.
Dizi ya da sinema filmi projeniz var mı?
Diziyle tiyatro bir arada çok zor. Eğer çıkmış oyununuz varsa dizi çekebilirsiniz. Bu sene dijital bir iş çekeceğim.

“5 YIL SONRA YARI EMEKLİ GİBİ 6 AY DENİZDE YAŞAYACAĞIM”
Bir yandan sizin daha önce de bahsettiğiniz Ragıp Savaş Sanat Akademiniz var ki, şu an 12 yaşında…
Ben 2007’de başladım bu işe. İzmit, Sakarya, Bursa, sonra İstanbul oldu. İzmit, Sakarya ve Bursa kapandı, ayrıldım ortağımdan. İstanbul kaldı, 3 bin metrekare, 580 talebesi olan çok büyük bir akademi oldu. 40’a yakın öğretmenimiz var, okul personeli, sabit personel, 50’ye yakın bir kadroyla çalışıyoruz. Çok branşı, 2 yabancı üniversiteyle sertifika ortaklığı var. Çocuklarımızı mezun edip diplomalarını verdik. Şimdi bir bale öğrencimiz bitirdi, bizde hocalık yapıyor. Ben hep “Daha ne yapabilirim?”i sordum kendime. Tamam, sahnede oynuyorum ama ben ne yapmalıyım? Aslında akademinin çıkış hikâyesi, bu okulları Anadolu’da çoğaltmak istememdi.
Onu soracağım; okulları İç Anadolu’ya yayma projeniz varmış.
İşte üzülerek başaramadım.
Başaramadım demeyin, belki yine olur…
Çok zor, 2007’deki enerjim artık yok! Akademi de çok yoğun, tiyatro da aynı şekilde, işte bazen dizi yapıyorum, sinema filmleri falan…

Akademinin başında eşiniz Fadime Hanım bulunuyor. İç Anadolu projenizde de öyle birine ihtiyacınız var sanırım. Eşiniz bu işe nasıl atıldı?
Eşim çok zeki, İTÜ mezunu, şimdi iki üniversite daha bitirdi, bir tane daha okuyor, okumayı çok seven bir iş kadınıydı zaten. Bu akademiyi alınca da başına geçti ve 12 yıldır da çok başarılı yürütüyor. O olmasa benim bu tempomun arasında orası kapanırdı. Çok mutlu, çok keyfi yerinde. Çocukları çok seviyoruz. Çocuk deyince benim için akan sular duruyor. Çocuklar ve hayvanlar çok savunmasız oldukları için onlardan hiçbir şekilde vazgeçemem. Şimdiye kadar 17 bin öğrenci mezun ettik.
Size ziyarete geliyorlar mı?
Vallahi geliyorlar, sarılıyoruz, ağlaşıyoruz. Fransa’da okuyan var, Amerika’da okuyan var. Evlatlar çok gururlandırıyor bizi. Ben çok mutluyum gerçekten. Böyle çok ünlü olayım, çok param olsun derdim de yoktur. Öyle de yetişmedim zaten. Ben taşra çocuğuyum, İzmit’te doğup büyüdüm, sokak çocuğuyum, sokak kültürünü severim. İnsan çok severim ve ondan sonra da zaten tiyatroyu çok sevdim. Ona âşık oldum, onun peşinden koştum hep. Dediğim gibi her şeyimi bana sanatım verdi, tiyatrom verdi. Bu benim aslında emekliliğime yakın bir gönül borcumdu. Beş yıl sonra emekli olacağım. Ben çok deniz seven bir adamım, denizde büyüdüm diyebilirim. Beş yıl sonra böyle bir yarı zamanlı emeklilik gibi 5-6 ayımı denizde geçirmek istiyorum.




