22 Mayıs’ta vizyona girecek olan “Süper 1 Takım: Varol Abi’nin Çizgi Film Makinesi” filminin yapımcısı, ünlü karikatürist Varol Yaşaroğlu sorularımızı içtenlikle yanıtladı: “Sinema ve animasyon benim için aynı hikâyenin iki farklı anlatım biçimi değil; aynı ruhun iki farklı yansıması. Sinema gerçekliği dönüştürür, animasyon ise gerçekliği yeniden kurar. Benim hayatımda animasyon ve sinema sadece bir meslek değil; bir yaşam biçimi. Düşünme şeklim bile animasyon gibi. Her şeyi bir hikâyeye, bir karaktere, bir sahneye dönüştürerek algılıyorum.”
SÖYLEŞİ: ALİ DEMİRTAŞ
E-Bülten'e Abone Olun
Sanata dair seçkiler ve yeni içeriklerden ilk siz haberdar olun.
Bu söyleşi İthaf Sanat’ın Nisan 2026 sayısında yayımlanmıştır.
Yaptığı çalışmalar, toplumu tanıştırdığı karakterler ve yarattığı evrenlerle Türkiye animasyon alanında çığır açan, ilgili sektörde bir mihenk taşı görevi üstlenen, üstelik sadece çocukların değil, çocukluk hâlini kaybetmemiş herkes için üreten başarılı yapımcı ve karikatürist Varol Yaşaroğlu, İthaf Sanat dergisinin yeni sayısında konuğumuz olarak sorularımızı içtenlikle yanıtladı. Animasyona, yaşamına ve devam eden çalışmalarına dair konuşan Yaşaroğlu, “Animasyon benim için bir ifade özgürlüğü alanı. Çünkü hayal ettiğiniz her şeyi gerçekleştirebiliyorsunuz. Bir karakteri gökyüzüne çıkarabilir, bir dünyayı baştan yaratabilirsiniz” diyerek hem işini ne kadar sevdiğini söylüyor hem de içinde bulunduğu alanın sınırsızlığına dikkat çekiyor. Daha neler söylüyor, hepsi keyifli sohbetimizde, keyifli okumalar dileriz…

“Animasyon benim için bir ifade özgürlüğü alanı”
Sohbetimize bir girizgâh yapmak adına; sinema ve animasyon sizin için ne demek? Sizin için birbirinden ayrılmayan ve ayrılmayacak olan bu iki disipline bakışınız nedir? Hayatınızda nasıl bir yer kaplıyor?
Sinema ve animasyon benim için aynı hikâyenin iki farklı anlatım biçimi değil; aynı ruhun iki farklı yansıması. Sinema gerçekliği dönüştürür, animasyon ise gerçekliği yeniden kurar. Sinema fizik kurallarıyla oynar, animasyon ise o kuralları tamamen ortadan kaldırır. Bu yüzden ben hiçbir zaman bu ikisini birbirinden ayrı düşünmedim.
Animasyon benim için bir ifade özgürlüğü alanı. Çünkü hayal ettiğiniz her şeyi gerçekleştirebiliyorsunuz. Bir karakteri gökyüzüne çıkarabilir, bir dünyayı baştan yaratabilirsiniz. Sinema ise o hayalin izleyiciyle buluştuğu en güçlü alan. Karanlık bir salonda, dev bir perdede… O hayalin artık size ait olmaktan çıkıp izleyiciyle ortak bir duyguya dönüşmesi. Benim hayatımda bu iki alan sadece bir meslek değil; bir yaşam biçimi. Düşünme şeklim bile animasyon gibi. Her şeyi bir hikâyeye, bir karaktere, bir sahneye dönüştürerek algılıyorum.

“İnternetle tanışmam hayatımı değiştirdi”
Çizimle ve animasyonla ilişkiniz ilk olarak nasıl başladı? Sizi bu sürece iten şeyler ne oldu? Yolculuğunuzun başlangıcını hatırlıyor musunuz, nasıldı?
Benim hikâyem çok erken başladı. 5-6 yaşlarındayken Pembe Panter çizen bir çocuktum. Defterlere, duvarlara, bulduğum her yüzeye çiziyordum. O karakterin sakinliği, zekâsı ve mizahı beni çok etkiledi. Hatta küçükken kendime bir söz verdim: “Büyüdüğünde bu dünyayı bırakma.” İlk karikatürümün bir dergide yayımlanması benim için bir kırılma noktasıydı. O an şunu fark ettim: “Bu sadece bir hobi değil.” Sonrasında internetle tanışmam hayatımı değiştirdi. Çünkü artık kendi ürettiğim animasyonları yayınlayabileceğim bir alan vardı. Grafi2000’i kurduğumuz dönem aslında Türkiye’de animasyonun alternatif bir yolculuğuydu. Televizyonun dışında, internetten başlayan bir hareketti bu. Orası benim için bir okuldu. Deneme, yanılma, öğrenme… Ve en önemlisi üretme.
“Sade çizgiler, güçlü karakterler yaratır”
Kendi yapımcı/yönetmenlik üslubunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bize kendi üslubunuzu hem içerik/tat/duygu/his hem de teknik olarak nasıl betimlersiniz?
Benim üslubumun temelinde iki şey var, sadelik ve duygu. Görsel olarak karakterlerin yalın olmasını çok önemsiyorum. Çünkü sade çizgiler, güçlü karakterler yaratır. İzleyici karakteri kolay okur, kolay bağ kurar. Ama işin asıl tarafı duyguda. Mizahın içinde mutlaka duygu olması gerektiğine inanıyorum. Sadece güldürmek değil; aynı zamanda düşündürmek, hissettirmek… Teknik olarak ise her zaman teknolojiyi yakından takip eden bir yaklaşımım var. Çünkü teknoloji, hayal gücünü gerçekleştiren araç. Ama teknoloji hiçbir zaman hikâyenin önüne geçmemeli.
Bugüne kadar yaptığınız işleri nasıl buluyorsunuz?
Her yaptığım iş, o dönemdeki hayallerimin yansıması. O yüzden birini diğerinden ayırmak istemem. Ama bazı projeler vardır, hayatınızın yönünü değiştirir. Grafi2000 benim için başlangıçtı. Koca Kafalar bir kırılma noktasıydı. Fırıldak Ailesi bir cesaretti. Ama Kral Şakir… O başka bir şey.
“Kral Şakir benim için bir proje değil; bir evren”
Evet, Kral Şakir’i sormasam olmaz… En özel ve en popüler projelerinizden biri. Siz de “O, başka bir şey” dediniz. Biraz anlatır mısınız?
Kral Şakir benim için bir proje değil; bir evren. Bir hayalin somutlaşmış hali. Türkiye’de doğmuş, bu toprakların mizahını taşıyan ama dünyaya açılan bir karakter. Nitekim bugün farklı coğrafyalarda milyonlarca çocuğa ulaşması da bunun bir göstergesi. En önemli tarafı da çocuklar kadar yetişkinlerin de kendinden bir şey bulması. Çünkü karakterler gerçek hayattan geliyor. Bizim ailemiz, bizim komşumuz, bizim insanımız…

Merak ediyorum, mizah anlayışınızı belirleyen unsurlar neler?
Benim mizah anlayışım gözleme dayanır. Sokakta yürüyen bir insan, bir çocuğun tepkisi, bir annenin bakışı… Hepsi benim için malzeme. Ama bunu doğrudan almak değil; dönüştürmek önemli. Mizah benim için bir kaçış değil, bir yorumlama biçimi. Hayata biraz kuş bakışı, 360 dereceden bakabilmek.
“Dünyaya çizer gözüyle bakıyorum”
Bir yapımcı, yönetmen ve karikatürist olarak çevrenizi, günlük hayatınızı nasıl okuyor ve inceliyorsunuz, nasıl algılıyorsunuz?
Ben dünyaya biraz “çizer gözüyle” bakıyorum. Bir ağaca baktığımda onun karakterini düşünürüm, bir çocuğa baktığımda onun hikâyesini. Hayat zaten bir hikâye. Biz sadece onu fark edip yeniden anlatıyoruz.
Bir karakter yaratırken nereden başlıyorsunuz, hikâye mi, görsel mi, yoksa duygu mu? Ya da atmosfer mi?
Ben genelde duygu ile başlarım. “Bu karakter ne hissettiriyor?” sorusu çok önemli. Sonra, o duyguya uygun bir karakter çıkar ortaya. Bazen bir görsel, bazen bir hikâye tetikler ama aslolan karakterin ruhudur. Sonrasında çizim tarzı olarak tıpkı hikâyedeki damıtılmışlık gibi oldukça stilize bir tarz oluştururum.
“Dünyanın gerisinde değiliz”
Türkiye’deki ve dünyadaki animasyon sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz ve görüyorsunuz? Türkiye’deki işleri beğeniyor musunuz?
Türkiye’de çok yetenekli insanlar var. Bu konuda dünyadan geri değiliz. Ama sistem ve endüstri anlamında hâlâ gelişmemiz gerekiyor. Dünyada animasyon bir endüstri. Bizde ise hâlâ daha çok bir mücadele alanı. Ama şunu net söyleyebilirim; doğru projelerle, doğru stratejilerle Türkiye’den global markalar çıkmaya devam edecek. Doğru hikâye anlatıcılığı yanında yapay zekâ teknolojilerini doğru kullanırsak animasyon sektöründe çok büyük ivmeler yakalayabileceğimizi düşünüyorum.
Günümüz dijital/teknoloji ve yapay zekâ çağında içerik veya animasyon üretmenin avantajları ve zorlukları sizce neler? Siz bunları nasıl yaşıyorsunuz?
Teknoloji büyük bir fırsat. Eskiden yüzlerce kişinin yaptığı işleri artık daha küçük ekiplerle yapabiliyoruz. Bu inanılmaz bir özgürlük. Ama aynı zamanda bir risk de var. Çünkü içerik üretmek kolaylaştıkça, iyi içerik üretmek zorlaşıyor. Ben teknolojiyi bir araç olarak görüyorum. Hikâye hâlâ her şeyin merkezinde.
“Bu iş sabır ister…”
Sizin yolunuzdan ilerlemek isteyen genç yapımcı, yönetmen ve karikatüristlere neler söylemek istersiniz? Sizce kendilerinde hangi sorulara yanıt verdikten sonra bu yola baş koymalılar?
Önce şu soruyu sormalılar: “Ben bunu gerçekten seviyor muyum?” Çünkü bu iş, sabır ister. Çok üretmek gerekir. Ve en önemlisi, teknolojiden korkmamaları gerekiyor. Bugünün sanatçısı hem yaratıcı hem teknik olmak zorunda.
“Hayal kurmak çok önemli…”
Yeni projeler var mı?
Evet, şu anda hem sinema hem dizi tarafında yoğun bir üretim sürecindeyiz. Süper 1 Takım’ın sinema filmi çok yakında izleyiciyle buluşacak. Bu proje bizim için Kral Şakir’den sonra ikinci büyük evren. Üç kuşağa hitap eden, daha büyük, daha sinematografik bir anlatım kurduğumuz bir iş. “Süper 1 Takım / Varol Abi’nin Çizgi Film Makinesi” 22 Mayıs’ta sinemalarda olacak. Ardından yine süper bir Kral Şakir filmi daha gelecek. Onun hazırlıkları da başladı. Ayrıca çok talep olduğu için mutlaka yetişkinlere yönelik çizgi dizimiz Fırıldak Ailesi’nin sinema filmini yapmak istiyoruz. Onun için de çalışıyoruz. Öte yandan hayal kurmak çok önemli. Ama o hayali gerçekleştirmek için üretmek gerekiyor. Çünkü en güzel hayaller, hayata geçirilenlerdir. 22 Mayıs’ta tüm sevenlerimizi “Süper 1 Takım / Varol Abi’nin Çizgi Film Makinesi” filmimize bekliyoruz. Bu filmde izleyiciler sadece Süper 1 Takım karakterlerini değil, aynı zamanda Varol Abi’lerini ve Kral Şakir karakterlerini de izleyecekler. Böylesine süper bir takım ile sinemada çok güçlü bir filmi hayata geçirmiş olacağız. Bu filmdeki en büyük mesajımız şu: Bizler ailelerimizle en büyük takımız ve bu süper bir takım dayanışması ile her türlü zorluğun üzerinden geliriz.

Şöyle bir dönüp tüm üretim ve yaşam yolculuğunuza baktığınızda bu yolculuğu nasıl özetlersiniz bize?
Açıkçası kendimi şanslı hissediyorum. Çünkü çocukken kurduğum hayalin içinde yaşıyorum. İşimi oyuna çevirdim. Bu da insanın başına gelebilecek en güzel şeylerden biri.
