Bugün günlerden Füreya…

İlgili Yazılar

Abbasağa Film Festivali altıncı kez perdede

Öğrenci filmleri AKM Yeşilçam ve Kadıköy Sineması’nda izleyiciyle buluşacak Mimar...

Perde Açılıyor, Kültür Yolu Mardin’e Uzanıyor: 17-24 Ekim’de Türkiye’nin Sanat Takvimi

Ekim'in üçüncü haftası, Türkiye'nin kültür-sanat takvimi için bir kavşak:...

Maceraperest bir mimarın objektife yansıyan yaşamı: Arif Hikmet Koyunoğlu

Resme yeteneğini Osman Hamdi Bey keşfetti, 1903’te henüz 10...

Sanatçı TUNCA’dan Kentsel Hafızaya Pencere: “Yan Yana”

Kahve Dünyası’nın kamusal alandaki çağdaş sanat projesi Yanköşe, 12’nci...

3-10 Ekim’de Caz, Festival, Sergi ve Sahne Bir Arada

Ekim ayının ilk haftası, Türkiye'nin kültür-sanat gündemini dört koldan...

PAYLAŞMAK GÜZELDİR!

Osmanlı’nın işgal yıllarında doğan, Cumhuriyet’in lik dönemlerinde yetişen ve verem hastalığına yakalandığı için kaldığı senatoryumda oyalanması için getirilen plastik hamurlarla onu en çok mutlu eden uğraşı bulan, iyileştikten sonra Paris’e giderek atölyesinde çalışmalara başlayan Füreya Koral, ülkemizin ilk çağdaş seramik sanatçısı. Hayatı boyunca Güney Amerika’nın Aztek ve Maya kültürlerinden Antik Mısır’a, Mevlevilik, İran ve Anadolu geleneklerine uzanan birçok tarzı inceleyen ve eserleriyle bütünleştiren Füreya Koral, Türkiye’nin lik seramik atölyesini de kurarak birçok sanatçının yetişmesi için ortam da hazırladı.

1910 yılında Büyükada’daki Şakir Paşa Konağı’nda doğan, yazar Cevat Şakir Kabaağaçlı, gravür sanatçısı Aliye Berger ve ressam Fahrelnissa Zeyd gibi usta sanatçıların da bulunduğu bir ailede büyüyen Füreya Koral, 26 Ağustos 1997’de aramızdan ayrıldı. Onun sanata bakış açısını dile getiren bu muhteşem sözlerini yeniden hatırlayalım:

E-Bülten'e Abone Olun

Sanata dair seçkiler ve yeni içeriklerden ilk siz haberdar olun.

“…istiyorum ki yaptığım çini tabakta en fakir ev yemek yesin. Benim çinilerim herkesin olsun. Yaptığım masa her evde bulunsun.Yaptığımız masalar yahut da.Bir ocak yapmalıyım çiniden. Güzel bir merdiven başı.Kahve fincanlarım olsun bütün kahvelerde. Zengin fakir, iyi kötü bütün evlerde. Genç ihtiyar bütün ellerde. Sanatı müzelerde hapsetmek yok. O sanat ölü sanattır. Çağımıza yakışmaz. Eski Yunanlılar, sanatı hayatlarına karıştırmışlar. O üniformalı müzelerde gördüğümüz Yunan çanağı şarap içmek içindi. Güzelim testi su koymak, güzelim tas su içmek içindi. Heykeller meydanları doldurmuştu.
(…) yaşayacaksın, nefes almak gibi, su içmek gibi, gülmek, konuşmak gibi, görmek gibi bir şey olacak. Böylesine hayatına karışacak sanat. Sanatçının hayatına karıştığı gibi, halkın hayatına da karışacak…”