Mayıs20 , 2024

Bugün günlerden Füreya…

İlgili Yazılar

25. Sadri Alışık Tiyatro & Sinema Oyuncu Ödülleri Adayları Açıklandı…

Türkiye’de tiyatro-sinema dallarında en uzun soluklu ve sadece ‘oyuncu’...

Bilge böceklerden çiğ insanlara kendine gelme çağrısı

Avucumuza zor sığan Golyat böceğinden başlayıp toplu iğne...

Masalların tarihinden tarih olan masallara

Marina Warner, Bir Zamanlar Bir Ülkede kitabında, özellikle peri...

Emrah Yücel resimlerini okuma kılavuzu

Yazı: Prof. Dr. Uğur Batı “Yusuf suresini anlatıyorsanız, bir kuyu...

Resim inceleme: Sokrates’in Ölümü

Ressam Jacques-Louis David, ABD’nin New York şehrindeki Metropolitan Müzesinde...

PAYLAŞMAK GÜZELDİR!

Osmanlı’nın işgal yıllarında doğan, Cumhuriyet’in lik dönemlerinde yetişen ve verem hastalığına yakalandığı için kaldığı senatoryumda oyalanması için getirilen plastik hamurlarla onu en çok mutlu eden uğraşı bulan, iyileştikten sonra Paris’e giderek atölyesinde çalışmalara başlayan Füreya Koral, ülkemizin ilk çağdaş seramik sanatçısı. Hayatı boyunca Güney Amerika’nın Aztek ve Maya kültürlerinden Antik Mısır’a, Mevlevilik, İran ve Anadolu geleneklerine uzanan birçok tarzı inceleyen ve eserleriyle bütünleştiren Füreya Koral, Türkiye’nin lik seramik atölyesini de kurarak birçok sanatçının yetişmesi için ortam da hazırladı.

1910 yılında Büyükada’daki Şakir Paşa Konağı’nda doğan, yazar Cevat Şakir Kabaağaçlı, gravür sanatçısı Aliye Berger ve ressam Fahrelnissa Zeyd gibi usta sanatçıların da bulunduğu bir ailede büyüyen Füreya Koral, 26 Ağustos 1997’de aramızdan ayrıldı. Onun sanata bakış açısını dile getiren bu muhteşem sözlerini yeniden hatırlayalım:

“…istiyorum ki yaptığım çini tabakta en fakir ev yemek yesin. Benim çinilerim herkesin olsun. Yaptığım masa her evde bulunsun.Yaptığımız masalar yahut da.Bir ocak yapmalıyım çiniden. Güzel bir merdiven başı.Kahve fincanlarım olsun bütün kahvelerde. Zengin fakir, iyi kötü bütün evlerde. Genç ihtiyar bütün ellerde. Sanatı müzelerde hapsetmek yok. O sanat ölü sanattır. Çağımıza yakışmaz. Eski Yunanlılar, sanatı hayatlarına karıştırmışlar. O üniformalı müzelerde gördüğümüz Yunan çanağı şarap içmek içindi. Güzelim testi su koymak, güzelim tas su içmek içindi. Heykeller meydanları doldurmuştu.
(…) yaşayacaksın, nefes almak gibi, su içmek gibi, gülmek, konuşmak gibi, görmek gibi bir şey olacak. Böylesine hayatına karışacak sanat. Sanatçının hayatına karıştığı gibi, halkın hayatına da karışacak…”