Kasım27 , 2022

“Yaptığımız işlerde ister istemez teknolojiye ihtiyaç duyuyoruz”

İlgili Yazılar

Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı’sında minyatüre dair betimlemeler

Bu çalışma, 2006 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Orhan Pamuk’un...

Küratörlük: Çok katmanlı bir evrenin ardında

Müzecilik kavramı ile birlikte ortaya çıkmış olan küratörlük, zaman...

Heykelleri dünyaya “Umut” dağıtıyor…

25 yıldır sanatsal üretimini sürdüren ve eserleri Türkiye’nin yanı...

Açelya Akkoyun: İnsan kendi özünü yaşamalı

Ünlü oyuncu Açelya Akkoyun “İyi ki Kadınım” isimli kitabıyla...

Sefaletine katlanmak için anlatan insan

Kriz zamanlarında özgün fikirler artar ve krizi çözmese de...

PAYLAŞMAK GÜZELDİR!

Oyunculuk kariyeri ile Craft Oyunculuk Atölyesi’ni birlikte yürüten Çağ Çalışkur, pandemideki eve kapanma sürecinde dijital sanatlarla ilgilenmeye başladığını söylüyor. Tiyatro yolculuğuna dijital anlamda ne gibi yenilikler katabileceği konusunda çalışmalar yaptığını belirten Çalışkur ile sanatın geleceğini konuştuk.

Craft Oyunculuk Atölyesi’nin kurucusu olarak tanıdığımız tiyatrocu Çağ Çalışkur, sanatı dijital veya klasik sanatlar olarak ayırmamamız gerektiğini onun yerine üretime odaklanmamız gerektiğini ifade ediyor. Çalışkur’a, Fırat Neziroğlu ile Contemporary İstanbul’da sergilenen “Fütüristik Şehzade” eserini ve sanatın geleceğini sorduk.

Konumuz dijital sanatlar, dijital sanatların geleceği ve hatta şu sorunun peşinden gidiyoruz: Dijital, sanatın geleceği mi? Bu kapsamda öncelikle Fırat Neziroğlu ile birlikte çalıştığınız ve geçtiğimiz haftalarda Contemporary İstanbul’da sergilenen “Fütüristik Şehzade” adlı eseri sormak istiyorum. Bu eserin video grafiklerini yaptınız. Bu proje nasıl ortaya çıktı?

Dijital, sanatın geleceği mi? Yani hem geleceği hem değil aslında. Bir taraftan kolay erişilebilirlik adına bu gelişmeye direnç göstermemek gerektiğini hissetmekle beraber, ben sanatın tüm duyularla algılanan bir şey olduğunu düşünüyorum. O yüzden kimi sanatlarda ya da kimi sanat eserlerinde dokunabilmek, kokusunu alabilmek, sesini duyabilmek gibi duyumsamaların önemli olduğunu düşünüyorum. Yani dijital sanat bu anlamda bir çözüm bulmadığı sürece bir yere kadar gelişebilir. Ayrıca buna tiyatro üzerinden cevap verecek olursam, tiyatronun en büyük kuvveti – bence sinemadan farklı olarak da, insanlara doğrudan sesleniyor olması, insanların gözünün içine bakıyor olması, insanlarla temas kurması ve anbean etkileşimde olmasından geliyor. Fırat’la nasıl oldu bu proje kısmına gelirsek ben Fırat’la ilgili hep şeyi söylüyorum; kendi kaderimi kendim oluşturdum diyorum. Ben estetik konuşabileceğim, sanat konuşabileceğim bir arkadaşım olsun istiyorum, yeni insanlarla tanışmak istiyorum diyordum. Bizi Ali Barışık tanıştırdı. Tanıştığımız gün yaptığımız sohbette dijital bir şeyleri onun yaptığı sergilere dahil etmek üzerinden bir sohbetimiz oldu. Sonra da Fırat’a böyle projeler gelmeye başladı ve biz bir anda, demek ki burada bir işaret var biz birlikte çalışalım dedik. Aslında başka bir eser üzerinde de çalışacaktık ama sonra bu Contemporary’ye yaptığımız iş oldu.

Sizi oyunculuk kariyeriniz ve Craft oyunculuk atölyesiyle tanıyoruz, dijital sanatlar ve video ile ilişkinizi anlatır mısınız?

Çevremde çok yakın olduğum insanlar bu NFT sürecine dahil oldular. Onların dışında yönetmenler, senaristlerle dijitale iş yapan insanlardan oluşan çok dostluklarım var. Açıkçası ben pandemi öncesindeki dönemde kendi adıma tiyatro yolcuğumun yenilenmesi gerektiğini hissediyordum. Pandemide evde oturduğumuz süreç de benim bu konular hakkında biraz soruşturmama, bu konuları merak etmeme neden oldu. Yani kendi üretim alanımı bir miktar olsun buralarda da var edip edemeyeceğim konusunu ortaya çıkardı. Aslında bu sorduğunuz sorunun cevabını net olarak bilmemekle birlikte, sadece neler yapabileceğimi araştırdığım bir dönemim içindeyim.

Çağ Çalışkur, Contemporary İstanbul’da sergilenen, Fırat Neziroğlu’nun “Fütüristik Şehzade” adlı eserinin video grafiklerini yaptı.

SANATÇININ SONSUZ BİR ALANI OLMASI GEREKİR

Hayatın neredeyse her alanında dijitalleşmenin kaçınılmaz olduğu günümüzde klasik sanatlar ve dijital sanatlar diye bir ayrım yapmaya gerek duyulmalı mı sizce? Örneğin, tekrar “Fütüristik Şehzade” eserinden bahsedecek olursak aslında bir dokuma eserin bile bir nevi dijitalleştirilebileceğini görüyoruz. Gelecekte tüm sanat dalları dijitalleşmek durumunda mı kalacak?

Ben bir dokuma işinin dijitalleştiğini düşünmüyorum. El sanatının, bir el melekesinin dijital bir sanatla birleştiğini düşünüyorum sadece ve bence değerini de buradan alıyor. Bu iki şeyin bir araya gelebilmesi ve disiplinler arası bir birlikteliğin deneyimlenebiliyor olması enteresan şey. Klasik sanat ve dijital sanat ayrımı yapmayı doğru bulmuyorum yani müzikle tiyatro ayrıldı mı mesela, ayrılmadı. Şimdi müzik yapıyoruz ama şimdi tiyatro kısmına geçiyoruz gibi bir şey söylenmedi. Dolayısıyla üretim aslında sanatçının kendini nasıl ifade etmek istediğiyle ilgili bir süreç ve bu ifade şeklini hangi yöntemle yapmayı seçtiği. Yemek yaparak da olabilir bunun karşılığı, bizim sanat adını verdiğimiz daha klasik sanatlar üzerinden de. Bu, dijital yöntemlerle de olabilir. Kaldı ki gelecek hakkında yaptığımız işlerde ister istemez teknolojinin gelişmişliğine ihtiyaç duyuyoruz. Ben bu kadar büyük ayrımlar hissetmiyorum, ben hiçbir disiplinin arasında bu kadar büyük ayrım hissetmiyorum bu arada, sadece sanat disiplinleri arası değil yani. Modayla tiyatro da iç içe, estetikle müzik de iç içe, hatta mühendislikle tiyatro da. O yüzden sanatçının da sonsuz bir alanı olması ve dünyaya da böyle bakması gerektiğine inanıyorum. Biçim önemsiz ve nasıl tanımlanırsa da tanımlansın.

Peki, sizce dijital, sanatın geleceği mi? Örneğin, tiyatroya baktığımızda bu sanat dalı dijitalleşti mi? Gelecekte dijital tiyatrodan söz edebilecek miyiz?

Tiyatro -başka herhangi bir branşın içinde kendine yol arayabileceği gibi- şu anda dijitalleşmenin içinde de kendine yol arıyor. Aslında kendi varlığını genişletiyor. Özü değişmiyor en nihayetinde sadece yöntemleri değişiyor. Yarın, bambaşka bir şey keşfedilecek belki ve o zaman orada kendi yolunu arayacak ve bu şekilde gelişecek. Ben tiyatronun dijitalleşmekten daha büyük bir şey olduğunu düşünüyorum. O yüzden bu kadar köklü ve bu kadar yıldır yapılmakta olan bir sanat dalının, bir anda tamamen form değiştirdiğini düşünmek garip olur. Çünkü seneler içinde bir sürü değişik forma bölünmüş durumda.

Çağ Çalışkur, annesi oyuncu ve tiyatro eğitmeni İpek Bilgin ile.

NFT, İNSANLARIN SANATLARINA DEĞER KAZANDIRDI GİBİ GÖRÜNÜYOR

Son dönemde dijitalleşme deyince en fazla konuşulan konulardan biri de NFT şüphesiz. NFT, oyunculuk sanatına nasıl dahil olabilir sizce? Mesela Seth MacFarlane ve Mila Kunis gibi Hollywood yıldızlarının yer aldığı ve kripto parayla ödenen “Stoner Cats” projesi var. Oyunculuk ve NFT ilişkisi hakkında bir yorumunuz olur mu?

Ben hiçbir şeyi kısıtlamamamız gerektiğini düşünüyorum ve NFT’yi biraz anlamaya çalışıyorum açıkçası. Diğer taraftan baktığımda da şunu görüyorum; biz (sanatçılar), bütün bu sanatsal süreçlerin içinde çok derin ve bağlarımızın kolay kopamayacağı ilişkiler kuruyoruz eserlerle. NFT bir özgürlük sunarken yaptığımız işlerin kolay yapılabilir olduğuna dair de bir his oluşturuyor gibi geliyor bana. Bu da ister istemez şu andaki dönemde sanki o kadar derinlemesine bir ilişki kurmaya hiç lüzum yokmuş gibi hissettiriyor. Benim görüşüm, bir yerden sonra insanların bu bağlara tekrar ihtiyaç duyacağı yönünde. Dolayısıyla belki NFT platformunun içinde de bu daha derin bağları kurabileceğimiz belki başka ekstra platformların oluşacağını ya da bunun (derin bağların) tekrar değer görmeye bu sefer dijital ortamda başlayacağını hissediyorum. Yani bugün tüketim üzerine giden bir şey, bir an evvel paraya dönüşmesi üzerine işleyen bir sistem, yarın tekrar aynen dünyada olduğu gibi emekle, incelikle ya da üzerine çalışılmışlıkla doğru orantılı birtakım değerleri yeniden kazanacağını inanıyorum. NFT platformunda bu aslında böyle oluyor, herhangi birinin kısa süreli satış için ürettiği bir şeyle, tabii ki bugün bir sanatçının şu anda NFT platformunda ürettiği işin karşılığı aynı olmuyor ve olmayacaktır da. Pozitif tarafından baktığımızda insanların sanatları bir anda değer bulmaya başladı. Böyle de bir karşılığı var yaşanan sürecin. Eserler, sanatçılar görünürlük kazandı veya kendi değerini bulma yolculuğuna daha kolay çıkabildi. Bu anlamda da değerli tabii ki.