Tiyatronun başlangıç noktasında onlar var; oyun yazarları. Tarihin en eski sanat dallarından birini yaparak hayati bağlar kuruyorlar. Ne de olsa insan, hikâyeler anlatarak insan oldu. Sahne üzerinde oyuncular, dekor, kostüm, ışık ve müzikle görünen oyunları onlar başlatıyorlar fakat görünmüyorlar. Oysa “Çağdaş dünyanın hikâyesini taşıyorlar.” Önemsenmeleri gerek. Zamanı ve mekânı aşan, evrene yayılan, onsuz yapamayacağımız fakat ne yazık ki sanatçısının geçinmesine yetmeyen bir sanat dalı oyun yazarlığı. Sanatçılar anlattı…
HAZIRLAYAN: DUYGU ÖZSÜPHANDAĞ YAYMAN
E-Bülten'e Abone Olun
Sanata dair seçkiler ve yeni içeriklerden ilk siz haberdar olun.
Bir tiyatro oyunu izliyorsunuz. Salonu, sahne ışıkları aydınlatıyor. Dünya o sırada sadece orada dönüyor. Üstelik o oyun, biricik. Belki aynı ekipçe tekrar tekrar sahnelenecek ama hiçbiri birbirine benzemeyecek. Oyuncuların birbiriyle ya da izleyiciyle etkileşimi, duyguları, atmosfer, her seferinde başka olacak. Sahnede gördüğümüz; oyuncularıyla ete kemiğe bürünen bir hikâye var. Bir de oyunun, görünmeyen tarafları var; rejisörü, tasarımcıları, müzisyeni, dramaturgu, yazarıyla… Evet, yazar, cümlenin son unsuruydu çünkü bundan sonraki cümlelere ulandı. Okumakta olduğunuz dosya konusunu oluşturdu. Tiyatro için “sanat, sanat içinde” denebilir mi? Katmanları arasında hem edebiyat var hem oyunculuk, hem rejisörlük, dramaturgi… Tasarım da var; kostümü, dekoru, ışığı… Hepsi de bir hikâyeyle yani yazarla başlıyor. İzlediğimiz her eserin temelini atan, zeminini oluşturan, hikâye evrenini kuran kişi, oyun yazarı. O yüzden bu dosyada, sahnenin kaynağına indik, başlangıç noktasını inceledik.

GEÇİM DERDİNİN SANATI
Oyun yazarı, yönetmen ve eğitimci Prof. Dr. Semih Çelenk; oyun yazarları Behiç Ak ve Alis Çalışkan; oyun yazarı ve dramaturg Irmak Bahçeci ve Arzu Leylak; dramaturg ve yönetmen Selda Uzunkaya ile söyleşiler yaptık. Oyun metni, tarihsel anlamda nasıl doğmuştur, oyun yazarlığı nasıl bir meslektir, dertleri nelerdir, hikâyeler nasıl canlanır, yeni metinler üretiliyor mu, yeni yazarların oyunları sahneleniyor mu, yazarlar yazarak geçinebiliyor mu? Pek çok soruya yanıt aradık. Çelenk’in başlıktaki ifadesi, bu mesleğin hayatımızdaki yerini özetler nitelikteydi; çağdaş dünyanın hikâyesini, oyun yazarlarının ve senaristlerin taşıdığını söyledi. Ak, onu “Tiyatro metni zamansızdır, şişeye bir mesaj koyuyoruz, evrene atıyoruz” diyerek tamamladı. Çalışkan, yerli oyun yazarlığında patlama olduğunu söyledi. Konuştuğumuz yazarlar, Bahçeci’nin “Asıl sorun, oyun yazarının bu mesleği yaparak geçinememesi” saptamasında buluştu. Uzunkaya ve Leylak da bu nedenle yeni oyun yazarlarına, metinlerini kendi kurumlarına gönderme çağrısında bulundu. Sahnedeki seyir zevkine yakışacak bir okuma zevki vermesi dileğiyle dosyamıza buyurun…

YERLİ METİN MESELESİNE BAKIŞ
Tiyatro eleştirmeni, yazar Prof. Dr. Dikmen Gürün’ün “1950’lerde Oyun Yazarlığı Üzerine Eleştiriler” makalesinden, yazarların yerli metin meselesine bakışlarını öğreniyoruz. Muhsin Ertuğrul, 1930’da Darülbedayi’de yayımlanan yazısında, “Bize bizim eserlerimiz, bizim muhitimiz, bizim facialarımız lazım. Bunları kim yazacak?” diyor. Türk tiyatro muharrirlerinin üçü dördü geçememesinden yakınıyor. “Avrupa’nın eserleriyle sefih bir mirasyedi gibi senelerce geçindiklerinden” dem vuruyor. Aziz Nesin, 1959’da Akşam’daki yazısında ulusal tiyatro üzerinde duruyor; “Ben bugün bir Türk tiyatrosu olduğu kanısında değilim” sözleriyle, yazarı olmayan bir tiyatronun, varlığını kabul ettiremeyeceğini savunuyor. Haldun Taner, 1960’ta Tercüman’daki makalesinde, oyun yazarı yetiştirmenin ödenekli tiyatroların başlıca işlevlerinden biri olduğunu vurgularken dramaturgi kavramını gündeme getiriyor; “Dramaturg, tiyatronun imkânlarının, üslubunun, seviyesinin, seyircilerinin, gustosunun sözcüsüdür” diyor.
Prof. Dr. Semih Çelenk,: Hikâye anlatıcıları olmasaydı ne yapardık?”
Irmak Bahçeci: “Asıl sorun, oyun yazarının bu mesleği yaparak geçinememesi”
Arzu Leylak ve Selda Uzunkaya: “Yeni yazarlar oyunlarını bize gönderebilir”
