İki çift, tek dünya: Türk modern resim sanatında iz bırakan birliktelikler

İlgili Yazılar

Boğaziçi’nde Altın Yunus, Adana’da büyük final: 6–13 Kasım sanat takvimi

Kasımın ikinci haftasında perde sinemaya açılıyor. İstanbul’da 14. Boğaziçi...

Karikatürist Varol Yaşaroğlu: “Düşünme şeklim bile animasyon gibi”

22 Mayıs’ta vizyona girecek olan “Süper 1 Takım: Varol...

Papyonlu yönetmen: Natuk Baytan

Cüneyt Arkın’ı “kahraman”, Kemal Sunal’ı “komedyen”, Ferdi Tayfur’u “aktör”...

Anlatının değişen ritmi: İzleyici mi değişti, hikâyeler mi?

Televizyon ekranlarında dolaşan hikâyelerin çoğu yeni değil, yalnızca daha...

63. Altın Portakal: Gecenin Yıldızı ‘Taş ve Tüy’

Türkiye'nin en köklü sinema şöleni, 63. yılını özgürlük, adalet...

PAYLAŞMAK GÜZELDİR!

Ülkemizin sanat hafızasında önemli bir yere sahip olan Melahat Üren-Eşref Üren çifti ile Eren Eyüboğlu-Bedri Rahmi Eyüboğlu çiftinin eserleri, ortak veya farklı yönlerinin ötesinde özelliklere sahip. Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesindeki “Yan Yana” başlıklı sergi, sanatçıların özgün var olma çabalarından coğrafyalarını, geleneklerini ve insanlarını temsil etme hallerine dek çok çeşitli konuya açıklık getiriyor.

 

E-Bülten'e Abone Olun

Sanata dair seçkiler ve yeni içeriklerden ilk siz haberdar olun.

YAZI: DR. NESLİHAN UÇAR KARTOĞLU

 

Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi 20 Eylül 2025 ve 10 Temmuz 2026 tarihleri arasında iki ayrı küratörün iş birliğiyle hazırlanan “Yan Yana” sergisine ev sahipliği yapıyor. İstiklal Caddesi’nin neşeli ve kaotik atmosferine sanat ve aşkla bir olmuş rayihasını sunan bu sergi, belleklere biricik “anılar”ı ve “anlar”ı hediye ediyor.

“Yan Yana” alışılmışın dışında iki ayrı ressam çiftin eserlerini paylaşan bir sergi. Türkiye’nin sanat hafızasına yer etmiş bu sanatçılar hem ortak hem de bağımsız hikâyeleriyle bu serginin konusu oluyor. Bir katında Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp’in küratörlüğünde Melahat Üren ve Eşref Üren çiftinin, bir diğer katında ise Ömer Faruk Şerifoğlu’nun küratörlüğünde Eren Eyüboğlu ve Bedri Rahmi Eyüboğlu çiftinin dünyaları, eylemleri, üretimleri ve anlatıları izleniyor.

“Yan Yana” alışılmışın dışında iki ayrı ressam çiftin eserlerini paylaşan bir sergi. Türkiye’nin sanat hafızasına yer etmiş bu sanatçılar hem ortak hem de bağımsız hikâyeleriyle bu serginin konusu oluyor.

İki ayrı sergileme yorumunun ve iki ayrı hikâyenin orta noktasında ise “sanat”, “aile”, “birlik”, “biriciklik”, “aşk” ve “yoldaşlık” kavramları yer alıyor. Sergi içinde iki ayrı seçkinin hem birbirinden farklı hem de ortak doğası bu deneyimi izleyici için hem dengeli hem de değişken kılıyor. Her iki seçki de Türk modern sanat tarihine iz bırakan bu sanatçıların atölyelerinin ruhunu, seslerini ve öznelliğini aktarıyor. Çok sesli bir anlatının yükseldiği bu sergide küratörler bir bakıma üretimle dolmuş taşmış iki birlikteliğin sade doğasını paylaşıyor.

Türkiye İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonu’ndaki eserlerin yanı sıra Eyüboğlu Ailesi, İmren Erşen ve özel koleksiyonlardan seçilmiş resimlere mektupların, şiirlerin, karikatürlerin ve belgelerin eşlik ettiği sergide sanatçıların ortak yaşamları, duyuları, farklı yaklaşımları ve eylemleri kesişiyor.

Melahat ve Eşref Üren seçkisinde küratör Kayaalp, her iki sanatçının ortak dünyasını sunsa da ağırlıkla Melahat Hanım’ın sesine odaklanıyor. Bu nedenle olmalı, giriş holünde izleyiciyi, Melahat Hanım kendi portresiyle karşılıyor. Siyah fiyonklu, beyaz yakalı mor gömleğinden yükselen narin kısa saçlı, açık tenli, güzel yüzü, sessiz ancak davetkâr bir bakışla alanı dolduruyor.

Yine aynı alanda yer alan renk egemen, dışavurumcu çiçek natürmortları da bu davetkâr bakışı adeta neşelendiriyor. Sanatçının benzer çalışmaları canlı renkleri hem sakin hem de güçlü fırça darbeleriyle samimi ve kapsayıcı bir hane hissi yaratıyor. Alan, bireyin izlerken ziyaret ettiği veya gözlemlediği bir ortak yaşam düzleminden ziyade parçası olduğu bir mekâna dönüşüyor. Çiftin ortak yaşam alanı ve aidiyet ilişkisi sergi salonunu korunaklı ve huzurlu saydam bir çeper içine alıyor.

 

DÜNYALARI KESİŞTİRMEK

Üren seçkisinin “Dünyaları Kesiştirmek” isimli ilk bölümünde küratör Kayaalp üretimleri üzerinden çiftin ortak yaşamlarında hem kesiştikleri hem de ayrıldıkları durumları aktarıyor. Bu ortak yaşamın da elbet bir tatlı hikâyesi bulunuyor. Melahat Hanım, Eşref Bey’in öğrencisi oluyor ve bu vesileyle tanışıklık başlıyor. 1934 yılında yaşamlarını birleştiren çift, sanat üretimiyle dopdolu bir 35 yılı yan yana geçiriyor. Kendi olanaklarıyla 1938 yılında Paris’e gidiyorlar. Eşref Bey burada daha önce de atölyesine katılım gösterdiği André  Lhote’un, ayrıca Fovist Fransız sanatçı Othon Friesz’ın ve çeşitli sanat eğilimlerinden uzak sosyal konular üzerine çalışan Marcel Gromaire’in atölyelerinde çalışıyor. “Öğrenme” de üretim kadar yaşamlarının bir parçası oluyor. Almanya’nın Fransa’ya savaş ilan etmesi üzerine 1939’da yurda dönen Üren çifti, Ankara’ya yerleşiyor. Çift, Ankara’daki evlerinde beraber üretirken aynı manzaralara bakıyor ve benzer konuları işliyor ancak her ikisinin de anlatı biçimi, duyuları ve paylaşımları kendilerine özel biçimde evriliyor. Çoğunlukla iç mekâna odaklanan bu resimler, ortak yaşama dair kişisel detayların renklendirdiği çalışmalar haline geliyor.

Melahat Üren’in “Dünyaları Kesiştirmek” alanındaki bu resimleri, ağırlıkla çiçekli natürmortlardan oluşuyor. Öyle ki evlerine referans veren iç mekân çalışmalarında da figürlere yine çiçekler eşlik ediyor. Bu çalışmalar arasında “İki Testili Enteriyör” kompozisyon yapısı ve içeriği ile sanatçının Van Gogh ve dışa vurumcuların mirasını detaylı bir şekilde incelediğinin göstergesi oluyor. Eşref Üren’in bu alandaki çalışmaları ise Melahat Hanım’ın da konu olduğu iç mekân resimlerinden oluşuyor. 

“Tanıdık Yüzler” bölümünde ise Üren çiftinin ortak yaşantısında iz bırakan kimselerin temsilleri bulunuyor.

Melahat Hanım ve Eşref Bey’in fırçalarından Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi salonlarına misafir olan bu kişilerin çoğu, Müzehher ve Nevhis Hanımlar dışında isimsiz. Melahat Hanım’ın Müzehher Hanım portresi ile Eşref Bey’in Nevhis Hanım portresi tıpkı diğer isimsiz portreler gibi antinatüralist renkleri ve dışa vurumcu yaklaşımlarıyla zamansız, lirik imgeler olarak izleniyor.

Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi, İstiklal Caddesi’nin neşeli ve kaotik atmosferinde 20 Eylül 2025 ve 10 Temmuz 2026 tarihleri arasında iki ayrı küratörün iş birliğiyle hazırlanan “Yan Yana” sergisine ev sahipliği yapıyor.

KENDİNE AİT BİR ODA

“Kendine Ait Bir Oda” bölümü ise Virginia Woolf’un aynı isimli metni (1929) referans alınarak kurgulanıyor. Bu metin sanatçı kadınların özgürlük sorununa değinir; kendine ait özel bir alanı olmayan sanatçı bir kadının yaşamını sürdürmesi kolay değil hatta oldukça zordur. Küratörün aktarımıyla burada Woolf, odağına yazar kadınları almış olsa bile bu durum sınırlı koşullar içinde var olmaya çalışan tüm kadın sanatçılar için geçerlidir. Bu nedenle bu oda da özel olarak ressam Melahat Hanım’a ithaf ediliyor. Daktilo ile yazdığı Nazarlık gibi şiirlerinden Sanat Dünyası dergisinde yayımlanan Rüya isimli hikâyesine (1965, Sayı 206) dek çeşitli metinlerle sanatçının kişisel malzemelerini bir araya getiren bu odada aynı zamanda Melahat Hanım’ın 1940’lı yıllara uzanan desenleri, karikatürleri ve çeşitli boyasal çalışmaları yer alıyor. Bu özellikli alan bu hanımefendinin samimi, sade ve renkli dünyasına kapı aralayarak Türk sanat tarihindeki değerli yerini hatırlatıyor.

Bu alanın merkezinde Eşref Bey tarafından yapılan tarihsiz bir Melahat Hanım portresi de bulunuyor. Portrenin etrafında sanatçının Trabzon Hurmaları, “Okuyan Kız Çocuğu” isimli renkli çalışmaları, desenleri ve edebiyat ile yakınlığına işaret eden metinleri ve şiirleri onun çok sesli, üretken ve samimi dünyasını betimliyor. Oda sınırlı koşullara rağmen kadın bir sanatçının baş edilemez güçlü enerjisini aktarıyor.

ÇIPLAKLAR

Çıplaklar isimli diğer bölüm her iki sanatçının nü çalışmalarını ağırlıyor. Ağırlıkla Eşref Bey’in kadın nü figürlerinin sergilendiği bu alanda Melahat Hanım’ın da kaplıcalarda yıkanan ve dinlenen kadın figürleri konu edindiği çalışmaları bulunuyor. Eşref Bey’in bu figüratif çalışmalarındaki kübist, dışavurumcu ve soyut etkiler her resmin derin gözlem ve araştırma deneyimi taşıdığını gösteriyor. Sanatçının bu bağlamdaki nü çalışmaları Türk modern resim sanatında iz bırakan değerli temsiller. Örneğin İki Çıplak Figür resmi, Eşref Bey’in 1930’ların sonlarında Paris’teki André  Lhote Atölyesinde çalıştığı dönemin etkilerini taşır, küratörün vurgusuyla Lhote’un kübist öğretileriyle klasizmi birleştiren Düzene Dönüş estetiğinin örneklerindendir.

Başkalarının Hayatı isimli bölümde ise Tanıdık Yüzler’deki eş, dost, öğrencilere dair portrelerden ziyade anonim yaşantıların anlarına dokunan temsiller yer alıyor.

Ürenler bu çalışmalarda kentli ve kırsal kahramanların gündelik hayat rutinleriyle birlikte ilgili çeşitli yaşamsal sahneleri konu alıyorlar. Melahat Üren’in karakalem nü desenlerinin de yer aldığı bu alanda çiftin portrelerden peyzajlara dek çeşitli resimleri izleniyor. Örneğin Eşref Bey’in Balkondan isimli yağlı boya resmi bir çatı katının terasından bir kent manzarasını sunarak şehrin ritmine yer verirken, Melahat Hanım’ın Burdur’dan Fabrika isimli çalışması, kırsal yaşamdaki gelişmeleri ve gündelik yaşamı anlatıyor.

Melahat Üren’in Bursa’da Kebapçılar, Bahçıvan, İhtiyar Dilenci, Aile, İki Yörük Kızı ve Balo resimleri de sanatçının farklı yaşam perspektiflerinden sunduğu kareler. Bir fotoğrafçı merakıyla resimlediği bu anlar farklı dünyalara açılan, renk egemen, cesur ve özgün pencereler oluyor. Özellikle Balo resmi, bir hatıranın izdüşümü gibi var oluyor.

Dünyayı Gözlemek isimli serginin son bölümü ise çiftin dış dünyaya dair gözlemlerine odaklanıyor; bunlar küratörün deyimiyle Ankara merkezli bir yaşam süren Ürenlerin dış dünyaların dekoruna ilgisini yansıtan eserler. Ankara’dan, Erdek’ten, Bursa’dan ve Paris’ten manzaralara yer veren resimler iki sanatçının da parlak renklerle süslediği bir yolculuğun durakları oluyor. Eşref Bey’in Ankara’dan kış manzarası, gelinciklerle süslü doğa izlenimleri, Erdek’ten deniz peyzajları, Beynam ormanları bu yolculuğun izlemesi, heyecanlı duraklarından yalnızca birkaçı. Melahat Hanım’ın da kuzulu peyzajı, gelincikli manzaraları, hayvan çizimleri ve Paris desenleri dış dünyaya dair izlenimlerinin çeşitli örnekleri oluyor. Her ikisi de iç mekân resimlerinde, natürmortlarda, nülerde olduğu gibi peyzajlarda da ışığı hünerli bir şekilde kullanıyor. Kanımca Eşref ve Melahat Üren resimlerinde izlemesi en lezzetli olan şey ışığın adeta bir müzik enstrümanı gibi ustalıkla kullanılması oluyor.

SANAT TUTKUSUYLA DOLU ORTAK BİR YAŞAM

Yan Yana sergisinin ikinci ana bölümünü kurgusunu, küratör Ömer Faruk Şerifoğlu’nun yaptığı Bedri Rahmi ve Eren Eyüboğlu çiftinin sanat evreni oluşturuyor. Şerifoğlu’nun çağdaş sanatımızın iki büyük ustası olarak tanımladığı çiftin yolları da Mart 1932’de Paris’te, André Lhote Atölyesinde kesişiyor. Bu karşılaşma, sanat tutkusuyla dolu bir ortak yaşama dönüşüyor ve 1936’da evlilik gerçekleşiyor. Anadolu kültürünün biçim ve renk zenginliğini dönemin güncel tekniklerini kullanarak başka bir noktaya ulaştırmayı amaçlayan Eyüboğlu ikilisi, mozaik dışında her alanda yalnız çalışıyorlar. Her ikisinin de farklı denemeleri ve üretimleri bu bölümde zengin bir seçki yaratıyor. Ancak bu bölümde de küratörün kadın sanatçıyı ön plana çıkarma hassasiyeti hissediliyor. Bu nedenle Bedri Rahmi Bey’in Eren Hanım’ı gösteren resimleri de ayrıca özel bir önem taşıyor. Çifti bir arada izlemek hem ortak yaşamlarını hem de ikisinin birbirinden çok bağımsız sanat yaklaşımlarını görmeyi sağlıyor.

Bu bölümün ilk salonunda Köylü Kızlar (Testili) (1971) ve Cézanne’ın Yıkananlar tablosunu andıran Arda Nehri Kıyısında (1939) gibi Eren Hanım’ın farklı dönemlerinden farklı yaklaşımlarının yer aldığı resimlere, seramik bir çalışması eşlik ediyor. Bedri Rahmi Bey’in ve Eren Hanım’ın farklı güçlü üslupları en belirgin şekilde Tarihi Karakterler bölümünde gözlemlenebiliyor: Eren Hanım’ın Cevat Şakir portresi ve Bedri Rahmi Bey’in Aşık Veysel resmi, dışa vurumcu, kübist ve renk egemen yapılara sahip olsalar da kompozisyon ve biçimsel açıdan iki ayrı güçlü sesi duyuruyor. Benzer bir durum aile üyeleri resimlerine yer verilen Ailemiz bölümünde de karşımıza çıkıyor: İki ayrı sanatçının oto portreleri. Bedri Rahmi Bey’in 1933 tarihli çalışması ile Eren Hanım’ın 1948 tarihli çalışması karşılaştırıldığında Eren Hanım’ın renk kullanımında Bedri Rahmi Bey’den daha cesur olduğu hissediliyor.

Bu sergide özellikle Bedri Rahmi Bey’e ilişkin en dikkat çekici yapıtlar, baskıları anımsatan küçük boyutlu detaylı incelikli çalışmaları oluyor: Yavuz Geliyor Yavuz, Kurban, Yunus Emre bunlardan bazıları. Hem çok özgün hem de anlamsal doğası çok güçlü olan bu çalışmalar, çerçevelerinin dışına taşıyor. Bedri Rahmi Bey’in özgün motiflerine de ayrıca bir bölüm ayrılan bu seçkide sanatçının farklı malzemelere ve tekniklere yer veren yaratım sürecinin hem biricikliği hem de dönemi bağlamında güncelliği izleniyor.

İNSAN MANZARALARI

Sergide her iki sanatçının nü çalışmaları, Anadolu kentlerine ve kırsalına dair insan manzaraları ve peyzajlarının ardından İstanbul’dan temsilleri izleniyor. Eren Hanım’ın Anadolu Kavağı, İstanbul, Beyazıt resimleri, Bedri Rahmi Bey’in ise Beylerbeyi İskelesi, Kızkulesi, Anadolu Hisarı çalışmaları izleyiciyi kentin belleğine, geçmiş temiz kıyılarına ve mekânlarına götürüyor. Her iki sanatçının farklı yöntemleri denediği boyasal alanlarında ortaya çıkan Seni Düşünürken (B.R. Eyüboğlu), Beyaz İncili Portre (E. Eyüboğlu) gibi ikonik ve güçlü çalışmalarıyla akıllara iz bırakan bu seçki de serginin diğer öyküsünü tamamlıyor.

Dönemsel olarak birbirine eş zamanlı olan Eyüboğlu ve Üren çiftlerinin üretimleri ortak veya farklı yönlerinin ötesinde zamanlarına dair çok değerli belgeler oluyor. Türk modern resim sanatının gelişiminden sanatçıların farklı eğilimlerine, bu sanatçıların özgün var olma çabalarından coğrafyalarını, geleneklerini ve insanlarını temsil etme hallerine dek çok çeşitli konuya açıklık getiriyorlar. Bu serginin varlığı derli toplu bir şekilde hakiki bir Anadolulu sanatçının yaratıcılığını, duyarlılığını ve biricikliğini sunuyor. Ortak yaşamları ve üretimleriyle hem benzeşen hem de farklılaşan Üren ve Eyüboğlu çifti, zamanlarının ruhunu desenleriyle ve renkleriyle günümüze aktarıyor.

Ortak yaşamlara rağmen kadın sanatçıların, eşleri olan erkek sanatçıların kısmen gölgelerinde kalması da bu serginin ana sorunlarından birini oluşturuyor. Bu nedenle her iki küratör de hem Melahat Hanım’ı hem de Eren Hanım’ı onurlandırmak için oldukça hassas davranıyor. Hem eşlerinin sanat yaşamlarındaki izlerini hem de varlıklarının Türk modern resim sanatındaki güçlü yerlerini açığa çıkarıyorlar. 

Kaynaklar: Eşref Üren, Sergi Kataloğu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ekim 2013, İstanbul