Galerilerden vazgeçilemez çünkü sanat, toplumsal bir ihtiyaç…

İlgili Yazılar

19-26 Eylül Kültür Sanat Takvimi: Türkiye’de Bu Hafta Hangi Etkinlikler Var?

Eylül ayının son haftasına girerken Türkiye'nin dört bir yanı...

Contemporary İstanbul’un 21. edisyonu için geri sayım başladı

Türkiye’nin uluslararası alandaki en önemli markalarından biri olan Contemporary...

Eylül ayının ikinci haftası kültür, sanat ve konser rehberi

Eylül ayının ikinci haftasında Türkiye genelinde sahneler hareketleniyor. İstanbul'da...

Sahne ile seyirci arasında bir köprü: Tiyatro eleştirisi

Sanatın tüm alanlarında eleştiri, özünde düşünsel bir üretimdir ve...

John Morley, Coğrafyaların Hafızasını Merqezart’a Taşıyor

Bodrum Marina’da yer alan Merqezart Alternatif Sanat Mekânı, 10...

PAYLAŞMAK GÜZELDİR!

Sanal sergiler, çevrimiçi satışlar ve sosyal medya, sanat dünyasını ne kadar ve nasıl değiştirdi? Fiziksel galeriler hâlâ gerekli mi? Piramid Sanat İletişim Direktörü Elif Baş, değişen koşullar karşısında galerilerin neden vazgeçilmez olmaya devam ettiğini anlatırken sanatın lüks değil, toplumsal bir ihtiyaç olduğunu vurguluyor.

DUYGU ÖZSÜPHANDAĞ YAYMAN

E-Bülten'e Abone Olun

Sanata dair seçkiler ve yeni içeriklerden ilk siz haberdar olun.

Sanatın üretim, sergileme ve dolaşım biçimleri hızla dönüşürken galeriler de bu değişime ayak uydurmak zorunda kalıyor. Piramid Sanat İletişim Direktörü Elif Baş, 2006 yılında Bedri Baykam tarafından kurulan Piramid Sanat’ın yalnızca satış odaklı bir galeri değil, çok katmanlı ve yaşayan bir sanat merkezi olduğunu vurguluyor. Fiziksel galerilerin tek başına yeterli olmadığını, dijital ortamla desteklenmesi gerektiğini ifade eden Baş, “Her sergimizin online (virtual tour) olarak gezilebilmesini sağlamak için profesyonel çekimler yaptırıyor, web sitemize entegre ediyoruz. Bu turlar bilgisayar ve tabletlerden izlenebildiği gibi VR gözlüklerle de deneyimlenebiliyor” diyor.

 

GALERİLER DEĞİŞİME AYAK UYDURMAK ZORUNDA

Geleneksel galeri modelleri (beyaz küp, fiziksel) hâlâ sürdürülebilir mi?

Pandemi sürecinde online galerilerin ve sanal müzelerin sayısının arttığını gördük. Fiziksel bir alanı olsun ya da olmasın, insanın sanata duyduğu ihtiyaç daima aynı; bu konuda hemfikiriz bence. Aynı dönemde koleksiyonerlerin çevrimiçi satışlara yöneldiğine ve bunun mümkün olduğuna da tanık olduk. Dolayısıyla hem dünyayı etkisine alan bu tür olaylar hem de teknolojinin gelişimi, sanatta da kaçınılmaz bir dönüşümü beraberinde getiriyor. Galeriler de bu değişime ayak uydurmak zorunda. Değişen dünyada tek başına hiçbir kavramın yeterli olmadığını görüyoruz. Yani hayır, artık tek başına fiziki bir alan yeterli olmuyor, dijital ortamla desteklemek gerekiyor. Piramid Sanat, kuruluşundan bu yana yalnızca bir “white cube” galeri olmayı hedeflemedi, aynı şekilde yalnızca satış odaklı bir sergileme alanı da olmadı. Başından beri özgür ifadenin, eleştirel düşüncenin, sanat ile siyaset ilişkisinin birlikte üretilebildiği, sanatın gündelik yaşamla iç içe geçtiği çok katmanlı bir ekosistem yaratmayı amaçladı. Bünyesinde Piramid Yayıncılık’ı da bulunduran Piramid Sanat, belleğe katkı sunmak adına arşivciliğe ve yayınlara da büyük önem veriyor. Uyguladığı bu sistem, beyaz küpün işlevini korurken aynı zamanda yaşayan bir organizma hissi yaratıyor.

Teknolojik değişimler ve gelişmeler her ne kadar sistemin sürdürülebilirliğini sağlasa da bir sanat eserini fiziksel olarak görmenin -yakınlaşarak, uzaklaşarak, mesafeyi bizzat deneyimleyerek- onunla gerçek bir bağ kurmanın ancak fiziki bir mekânda mümkün olduğuna inanıyorum.

Çevrimiçi satışlar, dijital sanat ve yeni koleksiyoncu nesilleri gibi küresel trendler stratejinizi nasıl etkiliyor?

Yeni küresel trendler stratejimizi doğal biçimde şekillendiriyor diyebiliriz. Sanatçı seçiminde her zaman özgünlüğe önem veriyoruz. Bünyemizdeki sanatçılar, güncel olaylara ve çevrelerindeki dönüşümlere duyarlı üretimler yapıyor; her biri farklı konulara odaklansa da “insan” ve “doğa” ekseninde birbirlerini tamamlayan işler ortaya koyuyorlar.

YENİ KUŞAK KOLEKSİYONERLER DAHA DERİNLİKLİ VE KÜLTÜREL BAKIŞLI

Dijitalleşme, sanat eserlerini düzenleme, sergileme veya satma şeklinizi nasıl değiştirdi?

Her sergimizin online (virtual tour) olarak gezilebilmesini sağlamak için profesyonel çekimler yaptırıyor, web sitemize entegre ediyoruz. Bu turlar bilgisayar ve tabletlerden izlenebildiği gibi VR gözlüklerle de deneyimlenebiliyor. Böylelikle hem sergilerin kürasyonu hem de sergi kapsamı uzun vadeli bir arşiv niteliği kazanıyor. İzleyici online gezerken her eserin üzerine tıklayarak detaylarına ulaşabiliyor; bu sayede direkt olarak mail veya whatsapp üzerinden satışların gerçekleşmeye başladığını da gözlemliyoruz.

Türk koleksiyonerler sanatı bir yatırım aracı olarak mı yoksa kültürel bir satın alma aracı olarak mı görüyor?

Bugün Türk koleksiyonerlerin sanata bakışında her iki yaklaşımın da hâlâ etkili olduğunu söyleyebilirim. Fakat bu konuda bilincin de belirgin biçimde arttığını düşünüyorum. Sanat eserinin alım satım yoluyla kısa vadede değer kazandırması beklenen bir yatırım aracı olarak görüldüğü anlayışın yavaş yavaş eskide kaldığını, özellikle yeni kuşak koleksiyonerlerde daha derinlikli ve kültürel bir bakışın öne çıktığını söyleyebiliriz.

Barış Sarıbaş Kral Yolu, Piramid Sanat, 2017, Fotoğraf: İbrahim Yüzlü

Elbette koleksiyon sahibi olmak kıymetli bir şey; zorda kaldığınız anlarda hayat kurtaran bir değere dönüşebilir. Fakat bir eseri yalnızca “Bir ya da on sene sonra kaça katlar!” diye düşünerek satın almak, sanata ve sanatçıya yapılmış bir ayıp gibi geliyor bana. Sanatla kurulacak ilişkinin temelinde sevgi, merak, tutku ve aidiyet olmalı. Koleksiyonu bu duygularla inşa ettiğinizde hem kendi kültürel dünyanızı zenginleştirirsiniz hem de gerçekten tarihe kalabilecek bir bütünlük oluşturursunuz. Yalnızca al-sat mantığıyla hareket edilirse bu yaklaşım sanatçının piyasasını da galericinin güvenilirliğini de riske atabilir. Eserlerin dolaşım hızının bilinçsizce artması, fiyat oynaklıkları yaratır ve bu da kalıcı zararlar bırakabilir.

Bu nedenle günümüz Türk koleksiyonerlerinin kültürel bir satın alma bilincine yöneldiğini, eserin ruhunu, bağlamını, tarihsel yerini daha fazla önemsediğini düşünüyorum. Sanatı yalnızca bir yatırım olarak değil, yaşamın bir parçası, kişisel bir ifade ve kültürel bir miras olarak görmeye başlayan bir koleksiyoner profili giderek güçleniyor.

Çevrimiçi satış platformları veya sosyal medya, sanatçıların galerileri es geçmesine neden oluyor mu ve bu durum finansal sürdürülebilirliğinizi nasıl etkiliyor?

Çevrimiçi satış platformları veya sosyal medyanın, sanatçıların galerileri es geçmesine neden olduğunu düşünmüyorum. Galeriler yalnızca eserlerin sergilendiği fiziki mekânlara sahip alanlar değil, sanatçılarının şehir veya ülke dışındaki diğer galerilerle, müzelerle ve alternatif mekânlarla görünürlüğünü artıran iş birlikleri kuran, fuarlara katılımlarını sağlayan, uluslararası ağlarını geliştiren profesyonel yapılardır.

Galerilerin ilgilendiği en kritik noktalardan biri de satış. Sanatçının her zaman kendi satışını yapmak ya da kendini pazarlamak zorunda olmaması gerekir çünkü yaşamak ve üretmek için satışa ihtiyaç duysa da bunu tek başına sürdürülebilir bir şekilde yapması çoğu zaman mümkün olmuyor. Sosyal medyanın, sanatçıların satış ve tanıtım süreçlerini uzun vadede tek başına taşıyabilecek bir mecra olduğunu düşünmüyorum. Çevrimiçi platformların varlığı finansal sürdürülebilirliğimizi olumsuz etkilemek bir yana, profesyonel galeri yapılarının önemli olduğunu gösteriyor bence.

Piramid Sanat Galeri, Yusuf Taktak, Ellerim Tanıktır Zamana Ön Retrospektif, 2019

Türkiye’de bir galeriyi ayakta tutma konusunda en büyük endişeleriniz neler?

Endişelerimin başında, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşullar geliyor. Atatürk’ün de bize öğrettiği gibi sanat, bir toplumun yükselmesinde ve çağdaşlaşmasında en güçlü araçlardan biridir. Buna rağmen bugün sanata verilen değerin gerilemiş olmasının ardında ekonomik sıkıntılar, eğitimdeki eksikler, kültürel politikalardaki süreksizlik ve uzun vadeli bir sanat vizyonunun eksikliği gibi pek çok neden yatıyor.

Galericilik sektörü, yalnızca ekonomik dalgalanmalardan değil, aynı zamanda sanatçıların üretim koşullarının ve motivasyonlarının da zayıflamasından doğrudan etkilenir.

Eğer toplum olarak “Sanat zaten bir şekilde var olur” gibi pasif bir yaklaşımı benimsersek üretimden satışa, eğitimden izleyiciye kadar tüm ekosistem yavaş yavaş küçülecek ve nitelikli sanat ortamı giderek zayıflayacaktır.

Bu yüzden sanatın lüks değil, bir ihtiyaç olduğunu tekrar hatırlatmak ve toplumun her kesiminden desteği artırmak hayati önem taşıyor. Hem sanatçıların hem galerilerin sürdürülebilirliğini sağlayacak politikaların geliştirilmesi, koleksiyonerliğin teşvik edilmesi, kurumların ve bireylerin sorumluluk alması gerekiyor. Ancak bu şekilde önümüzdeki on yıl içinde sağlam, diri ve ilerleyebilen bir sanat ortamı oluşturabiliriz. Aksi halde sektörün gitgide daralması kaçınılmaz görünüyor.