Mart3 , 2024

Çamur diye dokunduğumuz aslında kendimiziz…

İlgili Yazılar

“Gelecek Hatıraları” ve “Tam Yerinden” Sergileri Pera Müzesi’nde Devam Ediyor

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’nin süreli sergileri devam...

Arnica Art Land Sanat Çalıştayı: Doğduğu toprağa akan sanat…

Arnica Art Land Sanat Çalıştayı Kurucusu ve Danışma Kurulu...

2. Arnica Art Land Sanat Çalıştayı’na katılan sanatçılar anlatıyor…

Çalıştaya katılan sanatçılar için birer haftalık bu süreç nasıl...

52. İstanbul Müzik Festivali 21 Mayıs’ta müzikseverlerle buluşuyor

İKSV tarafından, Borusan Holding sponsorluğunda düzenlenen 52. İstanbul Müzik...

PAYLAŞMAK GÜZELDİR!

Seramik sanatçısı ve sanat terapisi uygulayıcısı Asuman Aktüy, “Sanat terapisi bize ait olanın, içimizde dönen duygunun sanat malzemesiyle masanın üstüne konmasıdır. Omzumuzda ağırlık olan ya da karnımızı ağrıtan şeyi, masanın üstüne koyup çalışmaya başlayabiliyoruz. Bu nedenle sanat terapisi hepimize gerekiyor. Çünkü kolektif bir depresyon, kolektif bir yas, kolektif bir üzüntü var” diyor.

Asuman Aktüy’ün, sabun üretimi yapan dedesi ve babasının adını taşıyan sabunları, kendi estetik bakış açısıyla porselen olarak yeniden tasarladığı serginin küratörlüğünü Filiz Ağdemir yaptı.

SÖYLEŞİ: HALİME SÜREK KAHVECİ

Söz, sanatın iyileştirici gücünden açılınca bir sanat dalı diğerlerinden bir adım öne çıkıyor gibi… Hem iddialı hem de temkinli bu cümlenin arkasından gelen sanat dalı, seramik… Hammaddesi çamur… Çalışırken kullandığı malzemeye “aşık” bir seramik sanatçısı Asuman Aktüy ile seramik sanatı, sanatın iyileştirici gücü ve deprem sonrası için hazırladığı bazı projeleri konuşuyoruz. Bu güzel sohbette sorularımıza içtenlikle verdiği cevaplara geçmeden önce onu biraz tanıyalım.
Asuman Aktüy, sabun işiyle uğraşan bir ailenin çocuğu olarak Aydın’da, 1966’da dünyaya gelmiş. Bu aile işi önemli. Neden mi? Onu da birkaç cümle sonra açıklayalım, olur mu? Aktüy, Dokuz Eylül Üniversitesinden biyoloji öğretmeni olarak mezun olmuş, ardından İzmir Resim Heykel Müzesi Yıldız Şima Atölyesinde 1989-1991 arasında seramik dersleri almış. Uzun yıllar öğretmenlik yapmış fakat seramik sanatından hiç kopmamış. 2002 – 2005 yılları arasında Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilitasyon Merkezinde gönüllü olarak gazilerle seramik çalışmış, 2014 yılında İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesindeki sanat psikoterapileri eğitimine kabul edilen 15 isimden biri olmuş. Sanat terapisinin daha geniş kitlelerle buluşması için Container adını verdiği multidisipliner atölyeyi kurmuş. Halen Sanat Psikoterapileri Derneği Yönetim Kurulu Üyesi olarak da görev yapan Aktüy’ün eserleri çeşitli karma sergilerde yer almış. Ancak ilk kişisel sergisini bir yıl önce Mart 2022’de açmış. Serginin adı “Yadigar”… Sabun üreten ailesinin hatırasına sahip çıkan Aktüy’ün “sabun, nalın ve hamam tası” üçlemesinden oluşan porselen eserleri büyük ilgi görmüştü. Sanatçının bu eserlerinden bazı örnekleri halen çalışmalarını sürdürdüğü atölye galerisinde görmek de mümkün.

Benim için soru şuydu, bana bu kadar iyi gelen bir şey, acaba başkasına da iyi gelir mi? Bu soru kafamda hep dolaşan bir sorudur. İyi gelen yemek tarifini de anlatırım çevreme. Bana iyi gelen şeyi nasıl paylaşırım diye soru sorduğunuz zaman, cevap geliyor.

Şu aralar karbon ayak izi üzerine kafa yorduğunu vurgulayan Aktüy, kentsel dönüşüm nedeniyle yıkılan binalardaki aynaları topluyor, üzerlerine yaptığı çalışmalarla her birini sanat eserine dönüştürüyor. Bugüne kadar ürettiği eserleri önümüzdeki aylardan itibaren ABD’nin San Francisco kentinde de sergilenecek olan Aktüy, ayrıca atölye çalışmaları ve vaka deneyimlerinin yer aldığı, sanat terapisinde çamur ile çalışırken dikkat edilmesi gereken hususları da anlattığı bir kitap hazırlıyor.
Aktüy ile daha önce yaptığı ve yeni sergisi için hazırlıklarını sürdürdüğü eserleri yan yana görme fırsatı sunan atölye galeride gerçekleştirdiğimiz sohbetimize başlayalım artık, değil mi?

Seramik, hayatınıza nasıl girdi? Ardından sizin için nasıl vazgeçilmez bir sanat dalı haline geldi?
İlkokula gidiyordum. Annemle Aydın’da gittiğimiz bir evde gördüğüm seramik obje, beni öyle yakalamıştı ki adeta vurmuştu.

Hatırlıyor musunuz o objeyi?
Tabii, o zamana kadar gördüğüm, bildiğim ince porselenlerden çok daha farklı, tok yapılı bir kase idi. Seramik kelimesini ilk orada duydum. Sonra ilgim hep devam etti. Yıldız Şima Atölyesi’ndeki eğitimden sonra 1991’de ABD’de 5 ay kadar eğitim aldım. O eğitim Türkiye’de gördüklerimin çok daha dışında bir yaklaşımdı. Aslında sanatın rehabilitasyonda kullanıldığını ilk defa orada gördüm.

Benim esas durduğum yer; sanat malzemesini nasıl kullanırız, onun üzerinden kendimizi nasıl okuyabiliriz noktası. Sanat malzemesi üzerinden farkındalık yakalamak diyebiliriz buna.

kendimize dikkat etmezsek…
Seramik sanatını neden sevdiniz? Neydi sizi bu kadar etkileyen?
Seramik sanatının hammaddesi çamur… Dokunsal olma hali, yapıp bozmaya müsaade etmesi, direnci çok yüksek olmasına rağmen çok uyumlu olması gibi noktalar var çamurda. Siz, onu dinlemezseniz çamura sözünüzü geçiremezsiniz. Çamur sürekli konuşur. Çok konuşkan bir malzemedir ancak fısıltı halinde konuşur. Onunla çalışırken bütün dikkatinizin onun üzerinde olması gerekir. Hayattaki en kıymetli şey dikkatiniz. Onu çamura vermezseniz çamur size gol atar. Çünkü karakteri vardır. Ben çamurdan neden bu kadar etkilendim? Yaptığım şeyi beğenmediğimde bozup tekrar çamur haline getirip o vazgeçişi bana yaşatan bir malzemeydi. O nedenle doyamıyorum çamurla aramdaki ilişkiye. Bir yerden bir dayatması var, benimle ilgilen diye. Öbür yandan son derece uyumlu, tekrar dönüşüp çamur haline gelip masanın üzerinde sizi bekleyebiliyor. Bu malzeme size bir direnç uygularken bir taraftan da yumuşacık. Buyur gel, sadece sessiz ol ve dinle beni, diyor. Ve benimle ilgilen lütfen, başka bir şeyle ilgilenme, diyor. Burada söylediği şey bir parça da ruhani bir şey. Kendimize dikkat etmezsek ne olup bittiğini bulabilir miyiz vücudumuzda?

Sizin sanatın iyileştirici yönüne yönelmenizin ardında ne yatıyor?
Benim için soru şuydu, bana bu kadar iyi gelen bir şey, acaba başkasına da iyi gelir mi? Bu soru kafamda hep dolaşan bir sorudur. İyi gelen yemek tarifini de anlatırım çevreme. Bana iyi gelen şeyi nasıl paylaşırım diye soru sorduğunuz zaman, cevap geliyor. Benim hikayemin bu kısmı da İzmir’de, bir fizik tedavi doktorunun romatizma hastası bir çocuğu bana yönlendirmesiyle başladı. 1991-1992 yıllarıydı. İlk defa bir romatizma hastası çocukla çalıştım. Daha sonra kulaktan kulağa yayıldı. İlkokul öğretmenliği de yaptığım için çocuklarla çalışmalara başladım. Ama bunlar, empatik eşlikçilikti. Daha sonra Adana’ya tayin oldum. İncirlik Hava Üssü’nün içinde büyük bir tesis vardı. Orada da bir romatizma hastası çocuk için çalışmaya başladım. İçeriye giriş çıkışlar Türkler için yasaktı. Üs komutanına çıktım, durumu anlattım. Oraya da bir seramik atölyesi kuruldu. Beş yıl seramik öğretmenliği yaptım orada da. Hem seramik öğrettim hem iyileşmek için gelenlerle çalıştım.

O sırada herhangi bir sanat terapisi eğitimi almış mıydınız?
Hayır, almamıştım, çünkü yoktu böyle eğitimler zaten. Ardından Ankara’ya tayin oldum, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Rehabilitasyon Merkezinde gazilerle çalıştım. 2005’te İstanbul’a geldik. Bir süre sonra, daha atölyemi açmadan İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesindeki eğitimden haberdar oldum. Lisansı sanat ya da tıp alanında olan adaylar kabul ediliyordu. Ben iki yıllık sanat eğitimi almıştım ama lisans eğitimim öğretmenlik üzerineydi. Saha tecrübem de vardı. Ben yine de seçileceğime ihtimal vermiyordum. Seçildiğimi haber veren maili aldığımda çok mutlu oldum.

SANAT MALZEMESİ ÜZERİNDEN KENDİMİZİ OKUMAK

Bu eğitimden sonra sanat terapisti mi oldunuz?
Hayır, çünkü sanatla iyileşme üzerine çalışanlara sanat terapisti unvanı veriliyor. Ancak ben, psikoloji eğitimi almadığım için bu unvan bana uymuyor, dedim. Çünkü sanatçıyım ben. Bu nedenle sanat terapisi uygulayıcısı tanımı getirildi. Bu unvanı kullanıyorum. Benim esas durduğum yer; sanat malzemesini nasıl kullanırız, onun üzerinden kendimizi nasıl okuyabiliriz noktası. Sanat malzemesi üzerinden farkındalık yakalamak diyebiliriz buna.

Ardından 2017’de multidisipliner sanat atölyesi Container’ı kurdunuz…
Sanat terapisinin yaygınlaşması gerektiğini düşünüyorum ve ulaşılabilirliğe çok önem veriyorum. Bir de ben çok inançlı bir insanın. Bana iyi gelen şeyin, mutlaka benim gibi düşünenlere de iyi geleceğine inanıyorum. Container’ı da multidisipliner, sanat terapisti ile ilgilenenlere çatı olacak bir atölye olarak açtım. Çok güzel iş birliklerimiz, buluşmalarımız oldu. Pandemiden sonra da devrettim.

Sanatçı, çocuklara özel içeriklerle seramik atölyeleri düzenliyor.

Siz bu süreçten neler öğrendiniz?
Öncelikle sanatın iyileştirici gücüne dair düşüncemi teyit etmiş oldum. Oyun oynamayı bıraktığımızı öğrendim. Container büyüklerin oyun alanıydı. Oyunun bizi iyileştirebilecek bir araç olduğunu, oyun oynarken başka araçları da etkileyerek iyileştirmeyi hızlandırabileceğimizi öğrendim, teyit ettim.

Sanatla iyileşmenin tarihçesi ne zamana kadar uzanıyor sizce?
Aslında konu mağaraların duvarlarına çizilen resimlere kadar uzanıyor. Çünkü o resimlere, dışa vurumcu sanat ile ifade diyoruz. Bırakılmaya çalışılan iz; sanatla iyileşme, kendini ifade etme yöntemi yani… Daha sonra Anadolu’da izlerini görüyoruz, Osmanlı’da şifahaneler var. Ama sanat terapisi başlığıyla bir düzen içinde yapılması, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra başlıyor. Savaşa katılan, savaş mağduru ülkeler iyileşmek için yollar ararken terapistler, sanat yolunu keşfediyor. Ülkemizde de son yıllarda yaygınlaşmaya başladı.

MALZEME KONUŞUYOR

Sanatla iyileşme nasıl meydana geliyor?
Bir kere malzeme konuşuyor, siz konuşmuyorsunuz. Bu işin eğitimini almış kişiler, doğru yönergelerle malzemeleri tespit ediyor. Herkesin meselesi ayrı, herkesin çalışabileceği malzeme ayrı. Sanat terapisti ya da sanat terapisi uygulayıcısı içeriği oluşturduktan sonra malzeme seçimi ve çalışmanın yöntemini, süresini anlattıktan sonra devre dışı kalır ve malzeme konuşmaya başlar. Malzemeyle de danışan konuşmaya başlar. Sessiz bir çalışmadır bu. Terapist de eşlikçidir. Sanat terapisinde önemli nokta kişinin, danışanın, estetik bir eser kaygısı taşımadan eser üretmesidir. Bu bazen bir kağıdı sıkıştırıp bir kenara koymaktır, bazen kağıtları kesip yapıştırmaktır, bazen çamurla içinden gelen itkiye göre hareket etmektir. Malzemeyle kişiyi buluştururuz. Ruhsal sorunların çoğunun temelinde “şimdi ve burada” olamamak var. Zihnimiz ya geçmişi düşünüyor ya da gelecek kaygısı yaşıyor. Elimizdeki malzeme ise bizden dikkatimizi istiyor. Doğru yönergelerle o malzemeyi dinlerken “şimdi ve burada” noktasına geliyor danışan, içindekini ortaya koyuyor. Sonra geri çekilip soruyoruz, “Burada ne var? Bu niye böyle oldu?” gibi. Sizin eser üzerinden kendinizi okumanızı ve iz sürmenizi tesis etmeye çalışıyoruz.

Sanat terapisinde çamur malzemesinin diğerlerinden farkı ne size göre?
Birçok sanat malzemesiyle çalışırsınız ama çamurun bir farkı var. Bir kere dokunduğunuz şey, kendinizsiniz. İster yaradılışa ister evrim teorisine inanın; tek hücreli halden, çamurdan balçıktan geliyorsunuz. Dokunduğunuz şey, kendinizsiniz. Ben, derse bunları söyleyerek başlıyorum. Oradan bakarak dokunduğunuz şey çok etkileyici, söz dinliyor. Araç kullanmıyorsunuz. Resim yapmak için fırça kağıt gerekiyor. Çamuru ellerinizle şekillendiriyorsunuz. Defalarca yeniden ve yeniden şans veren bir malzeme. “Hiçbir şey bitmedi, geçmedi, bu olmadı mı? Hadi bozalım yeniden yapalım” noktasına getiriyor. Sizi uğraştırıyor gibi görünüyor ama çok şey veriyor.

GERİ DÖNÜŞE MÜSAADE EDİYOR

Hata yapsanız bile düzeltme konusunda destek veriyor…
Evet, geri dönüşe müsaade ediyor. Olan hali kabule getiriyor bizi. Gözümüz görmese bile çalışabileceğimiz malzemelerden biridir çamur.

Çok büyük bir afet yaşadık. Milyonlarca kişi depremden doğrudan etkilendi. Milyonlarcamız da ekran başında yaşadık o süreci. Siz deprem sürecine yönelik projeler hazırlıyorsunuz. Bu projelerden biraz bahseder misiniz?
Sanat terapisi uygulamalarında çamur kullanımı bizi rahatlatır ve hızlandırır. Fakat şu anda, deprem bölgesindeki hassasiyetler ve kullanılan malzemenin yaşanan olay ile ilişki kurulabilme ihtimali düşünülmeli ve dikkatli kullanılmalı derim. Bu, benim kişisel fikrim. Ancak bir arkadaşımla birlikte İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi için “Bakım verenin bakımı” başlıklı bir proje hazırladık. Bu proje, deprem bölgesinde çalışmış ve dönmüş olan sağlık personeli ya da kurtarma görevlilerine yönelik atölyeleri içeriyor. Onlar da yoğun travma yaşadılar. Kendi öz bakımlarına, kendilerine şefkat göstererek iyileşmelerine yönelik bir çalışma olacak.

Deprem nedeniyle içinde bulunduğumuz duygusal durumun üstesinden gelebilmek için neler önerirsiniz?
Bu durumun üstesinden gelmek ya da bununla yüzleşmek yerine konuyu kabul edip duygularımızı dışa vurmak için sanat terapisinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Sanat terapisi bize ait olanın, içimizde dönen duygunun sanat malzemesiyle masanın üstüne konmasıdır çünkü. Omzumuzda ağırlık olan ya da karnımızı ağrıtan şeyi masanın üstüne koyup çalışmaya başlayabiliyoruz.
Sanat terapisi hepimize gerekiyor. Çünkü kolektif bir depresyon, kolektif bir yas, kolektif bir üzüntü var. Bunu kabul edip ortaya koymamız gerekiyor.

Sanatın farklı dallarında eserler üreten sanatçılar, multidisipliner atölyelerde bir araya geliyor.

ÇEMBERİ TUTABİLMEK ÖNEMLİ

Herkes bir sanat terapisti ile mi çalışmalı? Her kentte sanat terapisti bulmak zor olabilir. Arkadaşlar olarak bir araya gelsek olur mu?
Büyükşehirler dışında sanat terapistlerine ulaşmak çok kolay değil. Sanat malzemesi ile bir çember etrafında duyguların konuşulduğu toplantılar tabii ki yapılabilir. Ama benim kişisel fikrim, varsa bir psikolog ya da psikiyatristin de o çemberde olması. Çünkü o çemberi tutabilecek, orada bir açılma olursa müdahale edebilecek birinin bulunması iyi olacaktır.