Sanat dünyası hızla dönüşüm geçirirken galeriler de işlevsel açıdan yol ayrımına gelmiş gibi görünüyor. Peki, bu dönüşüm galerileri bir var olma mücadelesine sokabilir mi? Ekonomik baskılar ve dijital rekabet galericiliği nasıl etkiliyor? ABD ve Avrupa basınına yansıyan ve galericiliğin üzerindeki kara bulutlara dikkat çeken haber ve değerlendirmelerin ardından Türkiye’deki duruma göz atmak için hazırladığımız dosya haberimize görüş bildiren değerli isimler, uzun bir yapılması gerekenler listesi sunsa da sözleri galericiliğin ölmeyeceğine dair umudumuzu diri tutmamızı sağlıyor. Çünkü sanat lüks değil, ihtiyaç. Çünkü sanat üretimi ve yaratıcılık söz konusu olduğunda umut her zaman diri tutulmalı.
HAZIRLAYANLAR: SERRA AKINCI – HALİME SÜREK KAHVECİ
E-Bülten'e Abone Olun
Sanata dair seçkiler ve yeni içeriklerden ilk siz haberdar olun.
Galericiliğin gelişimi ve işlevi üzerine soru işaretleri yeni değil. Özellikle pandemi öncesinde de galerilerin geleceği üzerine yazılıp çizilmişti. Ancak teknolojik gelişmeler, dijital sanat ve yapay zeka etkisi konuyu yeniden gündeme taşıyor. ABD basınına yansıyan haberler ve değerlendirme yazıları, pandemiden önce bile durgunluk belirtisi gösteren New York galeri ortamında yaşanan sorunları “özellikle sanat fuarlarının da yükselişiyle birlikte iş yapma maliyetlerinin artması, birçok koleksiyonerin geleneksel galerilerden uzaklaşması ve yüksek kiralar gibi küresel ölçekte ortak sorunlar” diye özetliyor. Peki, bu sorunların ortaya koyduğu tabloyu nasıl okumalıyız?
DİNAMİK KÜLTÜREL PLATFORMLARA DOĞRU DÖNÜŞÜM
Sanat dünyası hızla dönüşüm geçirirken, galeriler kendilerini sanki bir yol ayrımında buluyor. Bir zamanlar sanat eserlerini sergilemek ve satmak için statik mekânlar olarak görülen galeriler, artık teknoloji, topluluk ve yaratıcılığın buluştuğu dinamik kültürel platformlara dönüşüyor. Dijital platformlar, koleksiyoncu davranışlarındaki değişim ve küresel ekonomik baskılar, 21. yüzyılda galeri olmanın ne anlama geldiğini yeniden tanımlıyor. Türkiye’de bu değişiklikler, Doğu ve Batı’yı, geleneği ve yeniliği birleştiren canlı ama karmaşık bir yerel sanat ortamında kendine özgü bir enerji taşıyor.
Diğer bir yenilik de özel salon dalgası; çağdaş sanatı deneyimleme ve onunla etkileşim kurma biçimimizi yeniden tanımlıyor. Bunlar halka açık sergiler değil, genellikle kadın sanatçıların ve küratörlerin evlerinde düzenlenen, sanatın sadece izlendiği değil, kutlandığı, eleştirildiği ve birlikte yaşandığı samimi, davetiyeyle girilen buluşmalar. Orta Doğu, bu değişim için verimli bir zemin oluşturuyor. Beyrut’tan Riyad’a, sanatçılar ve küratörler içe dönüyorlar; kişisel alanları kültürel kuluçka merkezlerine dönüştürüyorlar. Bu salonlar, ticaretten ziyade sohbete, tanıtımdan ziyade varlığa öncelik veriyor. Eserler yerinde sergileniyor; bir kanepenin üzerinde, bir koridorda, zaman zaman canlı müzik eşliğinde veya yazarının sesli okuduğu kısa bir öyküyle birlikte.
Sanat dünyası hızlanırken –bienaller, stantlar ve markalı deneyimler çoğalırken– bu sessiz karşı hareket, çok ihtiyaç duyulan bir duraklama sunuyor. Şunu soruyor: Ya sanatın geleceği daha büyük değil de daha yakınsa? Salonda sanat hâlâ ciddi, hâlâ satılık ama aynı zamanda kişisel.
Onunla yaşanıyor, etrafında dans ediliyor, hakkında konuşuluyor. Ve bu samimiyette, geleceğin ta kendisi gibi hissettiren yeni bir kültürel alan şekilleniyor.

YARININ GALERİSİ NASIL OLMALI?
Bu değişim ortamında, galeri sahipleri ve küratörler, bir galerinin sadece ticari bir alan değil, aynı zamanda kültürel ve sosyal bir merkez olarak işlevi üzerinde yeniden düşünüyor ve yarının galerisinin ne olması gerektiği ve kime hizmet edeceği sorusunu soruyor. Bu dönüşümün Türkiye’de ve yurt dışında nasıl geliştiğini incelemek için dijital inovasyon, değişen izleyici kitlesi ve sanat mekânlarını sürdürülebilir ve güncel tutmanın zorlukları hakkındaki görüşlerini paylaşan galerilerle konuştuk.
MERKUR Galeri’yi kuran Sabiha Kurtulmuş, sanat dünyasındaki 30 yıllık deneyimiyle birçok sanatçıya destek olan, sanat algısına yön verme ve yeni bir söylem yaratma imkânı sunmuş bir isim. Kurtulmuş, sanat dünyasında etkin, ünlü birçok galerinin kapandığına dair haberleri hatırlatırken galericiliği rutin işleyişinden çıkaran önemli bir etmen, Z kuşağının günlük gelişmelere adapte olmayı hedefleyen yapılanmaları ve kendi ekosistemini kurması. Çevrimiçi satışların pandemi döneminde öne çıktığını ve hâlâ güçlü bir şekilde devam ettiğini belirten Kurtulmuş, “Ancak belli bir fiyatın üzerinde çıkan önemli bir eser için yine bire bir ilişki önemli. Öne çıkan belli başlı isimler dışında dijital sanat çok güvenilir değil. Çağın hızına ayak uydurmayı hedefleyen dijital sanatla tarihe iz bırakan, bellek oluşturan sanat yapıtının konumlanması kesinlikle aynı şey değil. Dünya üzerinde baktığımızda dijital ya da AI sanat toplayanların oranı yüzde 1 ile yüzde 3 civarında” diyor. Kurtuluş, galerilerin ayakta kalma mücadelesi üzerinde gezinen kara bulutları “yüksek kur ve artan maliyetler” olarak özetliyor.
Sanal sergiler, çevrimiçi satışlar ve sosyal medya, sanat dünyasını ne kadar ve nasıl değiştirdi? Piramid Sanat İletişim Direktörü Elif Baş, “Teknolojik değişimler ve gelişmeler her ne kadar sistemin sürdürülebilirliğini sağlasa da bir sanat eserini fiziksel olarak görmenin, onunla gerçek bir bağ kurmanın ancak fiziki bir mekânda mümkün olduğuna inanıyorum” derken bir başka noktayı da ihmal etmiyor:
“Değişen dünyada tek başına hiçbir kavramın yeterli olmadığını görüyoruz. Yani artık tek başına fiziki bir alan yeterli olmuyor, dijital ortamla desteklemek gerekiyor.”
Sanatın lüks değil, ihtiyaç olduğunu vurgulayan Baş, “Sanatçıların ve galerilerin sürdürülebilirliğini sağlayacak politikaların geliştirilmesi, koleksiyonerliğin teşvik edilmesi, kurumların ve bireylerin sorumluluk alması gerekiyor. Ancak bu şekilde önümüzdeki on yıl içinde sağlam, diri ve ilerleyebilen bir sanat ortamı oluşturabiliriz. Aksi halde sektörün daralması kaçınılmaz görünüyor” diyor.

SANAT ÜRETİMİ VARSA HER ZAMAN UMUT VARDIR
1987 yılında Haldun Dostoğlu tarafından İstanbul’da kurulan Galeri Nev İstanbul’un Artistik Direktörü Gizem Gedik, galerilerin de değişim ve dönüşüm yaşadığını ifade ederken “Öncelikle ülkenin politik iklimi göz önünde bulundurulduğunda galerilerin piyasada yer edinebilmesi ve tutunabilmesi artık ciddi bir sermaye ve altyapı gerektiriyor” diyor. Genç galericilerin ve destekçilerin inisiyatif alması, girişimlerde bulunması ve yalnızca temsiliyet eksenli olmayan, daha açık modeller geliştirilmesi önerilerinde bulunan Gedik, dijital sergileme, mekânsız aracılık ve danışmanlık yapılarının da gelişeceğini vurguluyor. Önümüzdeki 10 yıla dair öngörüleri ekonomik nedenlere bağlı gelişen birçok sorunu işaret etse de Gedik’in son değerlendirmesi sanat atmosferinin açısından yüreklere su serpiyor:
“Sanat üretimi ve yaratıcılık söz konusu olduğunda her zaman bir umut taşımak gerektiğini düşünüyorum. Bu sorunları fazla kafaya takmadan, hareket etmeye ve destek mekanizmaları oluşturmaya devam etmeliyiz.”
HB Art Gallery kurucusu Hazım Evrengil de çevrimiçi ve sosyal medya üzerinden yapılan sanat eseri satışlarının manipülatif etkileri olabileceğine dikkat çekiyor. Görünen o ki Türkiye’de ve dünyada galerilerin geleceği, teknolojiye veya trendlere değil, sanatı insani kılma yeteneklerine bağlı olabilir…
Galerilerden vazgeçilemez çünkü sanat, toplumsal bir ihtiyaç…
