Kasım24 , 2022

“Gelecekte bir resmin kendisi olabileceğiz”

İlgili Yazılar

Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı’sında minyatüre dair betimlemeler

Bu çalışma, 2006 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Orhan Pamuk’un...

Küratörlük: Çok katmanlı bir evrenin ardında

Müzecilik kavramı ile birlikte ortaya çıkmış olan küratörlük, zaman...

Heykelleri dünyaya “Umut” dağıtıyor…

25 yıldır sanatsal üretimini sürdüren ve eserleri Türkiye’nin yanı...

Açelya Akkoyun: İnsan kendi özünü yaşamalı

Ünlü oyuncu Açelya Akkoyun “İyi ki Kadınım” isimli kitabıyla...

Sefaletine katlanmak için anlatan insan

Kriz zamanlarında özgün fikirler artar ve krizi çözmese de...

PAYLAŞMAK GÜZELDİR!

Son dönemde NFT camiasında gözle görülür şekilde yükselen ve dikkat çeken dijital sanatçı Ecem Dilan Köse, farklı disiplinleri birbiriyle harmanlayarak yarattığı işleriyle güncel bir sanatçı olduğunu gösterirken, “Human” performansıyla da insan var oluşunun köklerine inerek hayatın özünü sorguluyor. Söyleşimizde dijital sanatlar ve sanatın geleceği sorularına cevap ararken NFT hakkında merak ettiklerinizi de bulacaksınız. Köse’nin en çok hayalini kurduğu proje ise gelecekte sanatıyla bir insanı nasıl iyileştirebileceğini bulmak. Öyle ki günün birinde bunu gerçekleştirmek için çalıştığını söylüyor.

Köse”’nin Architectural SENSE serisinden “Hearing” adlı heykel.

Geçmişinize baktığımızda birden çok farklı alanda çalışmış, üretmiş bir sanatçı profili görüyoruz. Küçük yaşlardan beri dans ediyorsunuz, ondan sonra üniversitede iç mimarlık okuyorsunuz. Şu anda da görsel-işitsel disiplinler arası bir dijital sanatçı olarak tanıyoruz sizi. Dijital sanatlara geçişiniz nasıl oldu?

Aslında çok homojen bir şekilde oldu. O kadar farklı alanlarda olmasına rağmen hepsinin buluştuğu zamanlar oldu. Özellikle lise ve üniversitedeyken ailem bana “Çok fazla alanda bir şeyler yapıyorsun, uzmanlaşamayacaksın” gibi uyarılarda bulunuyorlardı. Ama hep şuna inanıyordum: Gerçekten bir sanatçı olacaksam ve beslenebileceğim başka disiplinler varsa bunlardan uzak kalamam. Bunlar sanatçının kendi içinde birleşip bir şeye dönüşeceği yerler olacak ve gerçekten de öyle oldu. Üniversiteden sonra dansı baraktım ama dans etmeden dansın hazzını, o müzikle bir arada olma halini nasıl içimde hissedebileceğimi arıyordum. Daha sonra sahnede görsel yapma, video jokeylik işlerine başladım. O esnada ebru yapıyordum. Ebrularımı nasıl hareket ettirebileceğimi araştırırken kodlarla bilgisayar ortamında bir şeyler yapabileceğimi gördüm. Her arayışta daha fazla derinleşip daha fazla teknik bilgi sahibi olup gelişince hepsi birleşmiş oldu aslına bakarsanız.

Nasıl oldu o süreç?

Ben Ankara’da okudum liseyi. Lisede beş tane başarılı öğrenciyi aldılar ve TOBB Üniversitesi’nde bir yaz boyunca Java dersi verdiler. Benim için o zaman bu çok anlamsızdı, yazım gidiyor diye düşünüyordum. Şimdi diyorum ki şükürler olsun çünkü sırf oradaki üç aylık Java eğitimim sayesinde dile yatkın olduğumu, düşünce şeklinin nasıl olabileceğini gördüm ve o beni hızlandırdı. Daha sonra içine girmiş oldum. Bunlar işte aslında çok holistik ve homojen gelişen şeyler. İç mimarlık mezunu olduğum için bilgisayar programlarına çok hakimdim. Hayalimdeki şeyleri görselleştirme konusunda çok rahattım. O yüzden bunların hepsi beni dijital sanata yönlendirdi. Bir zaman sonra Barcelona’daki “OFFF Festival”de Stefan Sagmeister’in konuşması artık yeni dünya sanatçılarının sadece bir şey bilmesi değil, bütün her şey konusunda fikir sahibi olmaları ve ne kadar farklı alanlarda beslenirlerse o kadar yaratıcı ve zamanının üretimlerini yapacağı yönündeydi. Bu beni gerçekten mutlu etmişti ve beni hızlandıran şey oldu. Sanatçı günün fotoğrafını çeken kişidir. Bu zamanın malzemelerini ve yöntemlerini kullanması gerekir. Bu yüzden buna önem veriyorum, güncel kalmaya çalışıyorum, teknolojiyi takip ediyorum.

“bilgi mutlaka bir gün bir yerde kullanılır”

Aslında farklı alanlar diyoruz ama bugünkü dijital işlerinize katkı sağlamış olan disiplinler arasında nasıl bir bağlantı kurarsınız?

Ebru yaparken suya damlattığınız her bir damla akış başlatır, onun bir yayılımı vardır. Bu dansta da var, müzikte de. Ebruda boyaların sudaki dağılımı ve birbirlerine çarpması, generatif sanatlardaki bazı algoritmalarla çok benzer özellikler gösteriyor. Denizin üzerinde ışık kırılmalarını gözlersiniz, bir noise efekti olur. Bu birçok algoritmayla benzer çalışır çünkü aslında zaten bunların hepsi fizik kuralları. Generatif sanat da taklit edilmiş ve üretilmiş algoritmalar üzerine kuruluyor. Dans aynı şekilde bir harekete bağlı olmasına rağmen aslına bakarsanız mekansal da bir boyutu var. Siz bir bedenle bir mekanı tariflersiniz, bu hareketle mekanı nasıl kullanacağınızı ve orada nasıl bulunacağınızı deneyimlersiniz, bu mimarlıkla çok benzer. Yani her şey birbiriyle benzer çünkü aynı deneyimler aslında. Sadece biz onları farklı disiplinler olarak farklı yönlerden bakarak algılamaya çalışıyoruz.

Bu arada aklıma şu geldi, mesela okuldayken deriz ya, bu bilgi gerçek hayatta ne işime yarayacak diye… Ama o bilgi mutlaka bir gün bir yerde kullanılır. Her şey bir şekilde birleştirilebiliyor, dediğiniz gibi. Bir bağlantısı ve bir boyutu mutlaka var.

Hepsi bir işte. Kodlardaki 01 sayısında çok 1 varsa bütün hepsinde fraktal olarak var. O yüzden onları ayırmadan benzerliklerini yakalayıp bağlamak gerek. Sanatçı da bunu yapıyor. “Benim mesleğim ne?” diye düşündüğüm zaman, iki farklı şeyi alıp böyle güzelce bir kurdele yapıp bağlamak gibi…

Köse’nin TKO ile Sónar Festival İstanbul’da (2021) gerçekleştirdiği “Human” performansı.

Biraz da yakın zamanda gerçekleştirdiğiniz “Human” performansınızdan bahsedelim. Elektronik müzik sanatçısı TKO ile yaptığınız bu projeyi anlatır mısınız?

Aslında hikayesi var. Ben Sónar Festival’e sabah 12’de girip ertesi sabah 6’da çıkan biriyim. Son beş senedir bu festivalde ya bir eserim vardı ya da daha önce performanslar yaptım. Pandemiden önceki sene yine Sónar Festival’de tek başıma dolaşıyordum, bir sahneye girdim. Biri çalıyor, dedim ki bu müzik tarzı benim. Deliliği, sertliği, yumuşaklığı, her şeyiyle bana çok uygun. O zaman dua ettim ve dedim ki, bununla bir gün ben de bir şeyler yapayım. Aradan zaman geçti, ben aslında bu sene başka bir arkadaşımla performans yapacaktım ama TKO’yu (Technical Knockout) aradım, “Ben de zaten seni arayacaktım, senin ebrularını gördüm ve bir şey duyuyorum” dedi. Daha sonra biz birlikte çalışmaya başladık. Çok güzel bir süreçti. Ben daha önce hiçbir müzisyen arkadaşıma bu kadar detaylı brief verdiğimi hatırlamıyorum.

Ne kadar sürdü hazırlık ve üretim aşaması?

3-4 hafta süren bir çalışma yaptık, yoğun bir üretim süreci geçirdik, ben kaç GB render aldığımı hatırlamıyorum bile. Performans günü delirme hakkımızı ne kadar kullanabiliriz diye düşündük. Benim bu kadar delirmeye niyetim yoktu açıkçası, biraz daha sakin kalmak istiyordum ama öyle bir enerji çıktı ki… Hayran olduğum kişiyle aynı sahnedeyim, beraber bir şeyler yapıyoruz, etrafımızda inanılmaz bir enerji var. Ve ben, ilk kez canlı performansın ne demek olduğunu orada anladım. Ben keyif aldıkça yükseldikçe yükseldik. En sonunda üçüncü kattan izleyen bir arkadaşım, “Ecem, insanlar dışarıdan akıyor” dedi. Çığlık kıyamet herkes bağırıyor, inanılmazdı.

Geçmişte unuttuğumuz bazı özlerimiz var. Bunlar ilkel duygular ve içgüdüler, spiritüel diyebileceğimiz bazı esanslarımız yani. Bunu unutuyoruz ya da değiştiriyoruz.

Köse’nin TKO ile Sónar Festival İstanbul’da (2021) gerçekleştirdiği “Human” performansı.

“Human” projesinde “Hayatın özü nedir?” sorusunu soruyorsunuz. Bir şeyler keşfettiniz mi ya da hayatın özü ne olabilir hakikaten?

Öyle bir şey olabilir mi? Öyle bir tekamül yolunda değilim, öğreniyoruz ama… Yani bilmiyorum, biliyor olsam galiba böyle şeylerle uğraşmazdım. O arayış güzel. Bir Otostopçunun Galaksi Rehberi’ni bilirsiniz. Orada her sorunun güya cevabını bilen bir makine var. Ona gidiyorlar soruyorlar, hayatın anlamı ne diye. O da senelerce hesaplıyor. En sonunda büyük bir seremoni düzenleniyor ve küçük çocuklar ellerinde meşalelerle cevabı öğrenmeye gidiyor ve büyük hesaplamalar sonucunda, “Cevap 42”, diyor. Ben tam öyle bir noktadayım açıkçası. Yaşamın özünün ne olduğu, insan ne, nereye gidiyor, tam idrak edemediğim kavramların bağlandığı tek yer. Var olmak, bir olmak ve yok olmak, hiç olmak. “Human” işi bir sorgu aslında. Bu bahsettiğimiz şeylerin nasıl birleştiğine dair bir sorgu. Aynı zamanda geleceğe dair bir sorgu çünkü dijital dünyanın, dijitalleşmenin hayatımıza bu kadar girmesi bizi hücrelerimize kadar etkiliyor. Bu zamanla neye dönüşecek? Geçmişte unuttuğumuz bazı özlerimiz var. Bunlar ilkel duygular ve içgüdüler, spiritüel diyebileceğimiz bazı esanslarımız yani. Bunu unutuyoruz ya da değiştiriyoruz. O yüzden “Human”ın final bölümünde çıplak sesle çığlık attık, onlar bizi unutma diyor diye.

“Sanat her zaman ekonominin bir parçasıydı”

NFT pazarında da dikkat çeken sanatçılardan birisiniz. NFT, dijital sanatları nasıl etkiledi? NFT, bir dijital sanatçının olmazsa olmazı mı mesela?

Bu bir seçim öncelikle, olmazsa olmazı gibi düşünmemek lazım. Bazı sanatçılar fuarlara katılmak, orada satış yapmak, insanlara ulaşmak isterler, bazıları da sadece atölye satışları yapmak. Bundan çok da farklı değil bu anlamda. NFT’de beni en çok heyecanlandıran şey, ilk kez bir sanat eserinin gerçekten otantikliği, ilk sahibi meta datasına tanımlanmış ve kesin olarak bu eser bu sanatçınındır denilmesi. İlk kez sanatçı eserini yüklediği, o zincire soktuğu anda değiştirilemez bir sertifikası var gibi düşünebiliriz. NFT’nin dijital sanata etkilerine gelince bir medyumun gereklilikleri, o medyumda çalışan insanların yaratıcılıklarının sınırlarını belirler. Bu hızlı bir medyum ve çoğu NFT platformunda 50MB gibi bir boyut kısıtlandırması var. Öyle olunca insanların üretimi bu yönde etkilendi. Daha hızlı yakalayabilecekleri dinamik şeyler yapmaya başladılar. Eserlerin çoğu 15 saniyelik kısa ve dinamik loop’lar olarak yapılmaya başlandı. Ayrıca, sanat her zaman ekonominin bir parçasıydı, bir yatırım ve alışveriş biçimi olarak kullanıldı. Bir eserin değerini göreceli olarak sanatçı belirler, sanatsever belirler, komünite belirler. Burada da yeni bir ekonomi var.

Köse’nin geleneksel ebru tekniğini kullanarak yarattığı generatif serisinden “Crypto Marble 07”.

Peki, diyebilir miyiz ki NFT, sanatçıya aynı zamanda maddi anlamda da bir güvence getirdi?

Ben bunu tam olarak maddi güvence değil, görünürlük fırsatı olarak düşünüyorum. Biz o görünürlük için nasıl çaba sarf edeceğimizi biliyoruz. Çeşitli platformlar var, o platformlara işlerimizi koyuyoruz ve burada duyuruyoruz. Daha önce bu kadar görünürlük kazanabileceğimiz yerler yoktu.

NFT ile özgürleşmiş olduk Görünürlükle popülerlik aynı şey mi?

Yok, hayır. NFT’den önce, mesela sergi yapmasam birinin internet siteme girip de görmesi lazım, benim internet sitemi, sergiyi nereden duyacak… Şimdi sergiler yine var ama NFT platformlarında yer alınca, koleksiyonerlerle, sanatseverlerle karşılaşma ihtimalimiz arttı. Görünürlükten kastım, bu karşılaşma ihtimali. Önceden sanatçılar galericilere, küratörlere bağlıydı; üretimi, yaşamı kazandığı yani her şey, onlarla ilişkili olmaya başlamıştı. Bunun ortadan kalkması çok güzel. Özgürleşmiş olduk. Bir eserimin haklarının nasıl olacağını, nasıl sunulacağını ben belirliyorum. Bunu ben duyuruyorum ve koleksiyoner de bire bir benden duyuyor. Bu pazara gençler de girebiliyor, çeşitli network gerektirmeyen insanlar da dahil olabiliyor. Bu şansa yaklaşmak bir fırsat olabilir. Özgürlükten kastım bu. O sınırlar yok ve şans da artık eşit gibi.

Bu soruyu dosya konusu için görüştüğümüz tüm sanatçılara soruyorum. Sizce dijital sanatlar, resim, heykel, tiyatro gibi klasik sanatları gelecekte tamamen yok edebilir mi ya da onların yerini alabilir mi? Yani dijital sanatlar, sanatın geleceği mi?

Öncelikle geleneksel sanatların yok olması diye bir şeyin olacağını zannetmiyorum ama şöyle bir gerçek var; eskiden teşbih sanatları, rölyefler falan varken günümüzde bunlar azaldı. Zamanla, belki bazı şeyler birazcık azalabilir ama şekil değiştirir. Günümüz malzemelerinin, teknolojilerinin kullanılması bu sanatları geliştirir sadece, öldürmez. Mesela ressam Alex Grey, nasıl ışık olunacağına dair resim yapmaya çalışıyor. Gelecekte dijital sanatçılar size ışık yapacak. Bu da aynı resim olacak ama bambaşka bir deneyim sunacak. Aslına bakarsanız deneyimin şekli değişecek, yoğunlaşacak, daha kapsayıcı bir hal alacak. Bu da teknoloji yardımıyla olacak. Sesle birleşecek, deneyimle birleşecek, VR teknolojileriyle birleşecek.

Örnek verirsek…

Mesela ben mimari disiplinden geliyorum ve kamusal alana dair heykellerim var. Belki hiçbir zaman fiziksel dünyada bunları gerçek yapamayacağım ama tasarlıyorum. Şimdi üzerine çalıştığım projelerden biri, bunları VR ortamında deneyimlemek. Aslına bakarsanız bu, zahiri heykellerin deneyim alanının değişmesi. Yani dijital sanat diyoruz ama aslında heykel bunlar, ne fark eder ki! Ben bunları VR’a koyduğumda yine heykel ama deneyim şekli değişik. Sanat bir iletişimdir. Sanatçının söylemek istediği şeyle, senin o an orada almak istediğin şeyin iletişimidir. O zaman çok da önemli değil, neyi ne şekilde yaptığın. Dijital sanatın getireceği; iletişimin artması, hissin yoğunlaşması ve deneyimin yoğun olarak yaşanması olacak. Bu da çok heyecanlı. Bir resmin içine girebileceğiz, bir resmin kendisi olabileceğiz. Sanatçı orada nasıl bir kurgu öngörürse onu yaşayabileceğiz.

“Transillience”, Ecem Dilan Köse.

“Transillience”, Ecem Dilan Köse.

PARALEL EVRENLERİN BULUŞMA HİSSİ

Son olarak, üretirken size neler ilham veriyor? Mesela ne okursunuz, ne dinlersiniz?

Benim için en kritiği gün batımı. Her gün, gün batımına mutlaka bir bakıyorum. Güneş gitmeden onu gözümle takip ediyorum. Onun dışında bahsettiğimiz bir sürü disiplin var ve hepsine bulaşıyorum. Dans izlemek, dans etmek çok hoşuma gidiyor. Farklı alanlardan işleri deneyimlemekten çok hoşlanıyorum. Bu yüzden etrafımdaki arkadaşlarım, farklı farklı sanat alanlarında işler yapan insanlar. Bilim kurgu hikayelerini, Simon Stålenhag’in “Tales From The Loop” serisini, Monassi’yi çok severim, Etgar Keret okumaktan çok hoşlanıyorum. Bence hepsinin ortak özellikleri, bu dünyada anlatıyorlar hikayelerini ama hikayeleri sürreal, bambaşka. O da bana paralel evrenlerin şu anda buluşma hissini veriyor. Hepimizin bir yolculuğu var, benim de yolculuğum bu! Bir gün öyle bir iş yapayım ki görenler kayıtsız kalamasın ve her gören senelerce belki bütün yaşamı boyunca içinde kalan iyileştiremediği bir şeye cevap bulsun, iyileştirsin yani yalnız olmadığını hissetsin istiyorum. Sanırım o güne çalışıyorum ben. Umarım ölmeden öyle bir iş yaparım, gözüm açık gitmez.