Oyunculukta ne kadar köklenirsem o kadar yeşereceğim…

İlgili Yazılar

Boğaziçi’nde Altın Yunus, Adana’da büyük final: 6–13 Kasım sanat takvimi

Kasımın ikinci haftasında perde sinemaya açılıyor. İstanbul’da 14. Boğaziçi...

Karikatürist Varol Yaşaroğlu: “Düşünme şeklim bile animasyon gibi”

22 Mayıs’ta vizyona girecek olan “Süper 1 Takım: Varol...

Papyonlu yönetmen: Natuk Baytan

Cüneyt Arkın’ı “kahraman”, Kemal Sunal’ı “komedyen”, Ferdi Tayfur’u “aktör”...

Anlatının değişen ritmi: İzleyici mi değişti, hikâyeler mi?

Televizyon ekranlarında dolaşan hikâyelerin çoğu yeni değil, yalnızca daha...

63. Altın Portakal: Gecenin Yıldızı ‘Taş ve Tüy’

Türkiye'nin en köklü sinema şöleni, 63. yılını özgürlük, adalet...

PAYLAŞMAK GÜZELDİR!

Başarılı oyuncu Gülçin Kültür Şahin, İthaf Sanat için sorularımızı içtenlikle yanıtladı. Oyunculuğa, hayatına ve yolculuğuna dair konuşan Şahin, “Oyunculuk, yaşattığı bütün kaygı ve strese rağmen kendimi en iyi hissettiğim meslek. Halen köklenmeye çalıştığım, ne kadar köklenirsem o kadar yeşereceğime inandığım bir alan” dedi.

SÖYLEŞİ: ALİ DEMİRTAŞ

 

E-Bülten'e Abone Olun

Sanata dair seçkiler ve yeni içeriklerden ilk siz haberdar olun.

Kimi yolculuklar doğrusal ilerlemez; bazen insanı en beklenmedik duraklardan geçirerek asıl yerine ulaştırır. Gülçin Kültür Şahin’in hikâyesi de tam olarak böyle bir yolculuğun izlerini taşıyor. Akademik bir kariyerden, gıda mühendisliğinden sahne ışıklarına ve ekranlara uzanan bu cesur geçiş, onun oyunculuğuna da hayatına da derinlikli bir bakış kazandırıyor. Tiyatrodan sinemaya, dizilerden dijital platformlara uzanan üretken kariyerinde; kimi zaman sessizliğiyle konuşan kimi zamansa bakışıyla anlatan karakterlere hayat veriyor. İthaf Sanat’ın yeni sayısı için yaptığımız bu röportajda Gülçin Kültür Şahin’le oyunculuğu, hayatı, seçimleri, dönüşümleri ve dahası hakkında konuştuk. Buyurun keyifli sohbetimize…

üstte, Gülçin Kültür Şahin’in başrolünü Menderes Samancılar ile paylaştığı Ölüm Bizi Ayırana Dek (2025) adlı film, 62. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde kurmaca dalında En İyi Kısa film ödülüne layık görüldü. Ayrıca film, 26. İzmir Kısa Film Festivali’nden de en iyi film, en iyi oyuncu ve en iyi senaryo olmak üzere üç ödülle ayrıldı.

BU, BİTMEYEN BİR HEYECAN…

Klasik bir girizgâhla; oyunculuk sizin için ne demek? Oyunculuğun sizdeki karşılığı nedir?

Oyunculuk, yaşattığı bütün kaygı ve strese rağmen kendimi en iyi hissettiğim meslek.

Halen köklenmeye çalıştığım, ne kadar köklenirsem o kadar yeşereceğime inandığım bir alan. Hayatın her alanında kaygılı biriyim. Oyunculuk da sağ olsun doya doya kaygılanabileceğin bir alan açıyor. Buna rağmen terazide yaşattığı kaygı ve hazzı tarttığımda haz, her zaman daha ağır çekiyor. Bu, bitmeyen bir heyecan.

Öte yandan oynamak hali sizin için ne demek? Oynarken kendinizi nerede ve nasıl hissediyorsunuz, paylaşır mısınız?

Oynarken kendimi hep “şimdi”de hissediyorum. Beni geçmişe götüren ya da geleceğe dair hayaller kurduran bir çalışma stilim yok. “Şimdi” ye inanıyorum; karakterimin bulunduğu anı doya doya yaşamasını takip etmek çok heyecan verici oluyor.

TİYATRO SAHNESİNDE EVE DÖNMÜŞ GİBİ HİSSETTİM

Kamera önünde mi yoksa tiyatro sahnesinde mi kendinizi daha mutlu ve iyi hissediyorsunuz yoksa sinemada mı, neden?

Bu, hâlâ cevap bulmakta zorlandığım bir soru. Tiyatro sahnesinde seyircinin nefesini hissetmek, o anın yoğunluğu, hiçbir şeye değişilmez gibi geliyor doğrusu. Tiyatro sahnesine ara verdiğim bir beş yıl var. Kamera önü işlerimden dolayı programlayamadığım için oldu bu maalesef. Bana çok uzun gelen bu ayrılığın ardından Canavar oyunuyla yeniden sahneye çıktığımda eve dönmüş gibi hissettim. O hissi unutmamaya çalışıyorum ve sahneden uzak kalmayı hiç istemiyorum.

Öte yandan kamera önünde de tuhaf bir şey oluyor. Bir bütünün parçası olmak, kamerayla -yine tuhaf diyebileceğim- bir ilişki kurmak da çok heyecanlı.

Parça parça oynadığımız sahneleri bütünün içinde izlemek, oynarken herkesin kafasında başka bir film çekiliyor olması ama günün sonunda perdede izlediğimizin yönetmenin filmi olması fikri beni çok heyecanlandırıyor.

Kendi oyunculuk üslubunuzu ve bu anlamdaki mizacınızı nasıl tanımlıyorsunuz?

Daha önce de söylediğim gibi ben “şimdi”ye inanıyorum. O anda neler oluyor? Ne duyuyorum, ne hissediyorum? Karakter bu sorulara cevap verebildiği zaman kendine has ve biricik oluyor bence. Kendim tüm karakterlerde bunu yakalamaya çalışıyorum.

“İyi bir oyuncu” kimdir? Nasıl özelliklere sahiptir?

Yine çok klişe bir şey söyleyeceğim ama buna yürekten inanıyorum. İyi bir oyuncu kesinlikle dinleyen oyuncudur. Çünkü ister tiyatro sahnesinde olalım ister kamera önünde, bir bütünün parçasıyız. Metni, yönetmeni, oyuncu arkadaşlarımızı, etrafı dinlemek ve bu verilerle oynamak her şeyi daha ilginç kılıyor. Partnerini dinlemeyen, kafasına eseni yapan bir oyuncu hemen görünür oluyor bence. Asla iyi anlamda demiyorum bunu.

Gülçin Kültür Şahin, tek kişilik etkileyici performansıyla “Aşk Bize Masal Olur” isimli oyunda.

HAYRANLIKLA TAKİP ETTİĞİM OYUNCULAR VAR

Eğer paylaşmak isterseniz dünyadan ve ülkemizden beğendiğiniz veya ilgiyle takip ettiğiniz oyuncular var mı; kimler ve neden?

Jessie Buckley inanılmaz derecede hayran olduğum bir oyuncu, Karanlık Kız’da izlemiş ve bayılmıştım. Ondan sonra nerede izlediysem hep bayıldım. O ne yapsa oyunculuk kolaymış gibi görünüyor! İşte bunun çok büyük bir şeye işaret ettiğini düşünüyorum. Biri eğer bir şeyi çok kolay yapıyormuş gibi görünüyorsa, onu izleyenlerde de “Ben de bu kadarını yapabilirim galiba” diye hissettirebiliyorsa o, bu işte çok mahirdir diye düşünüyorum hep.

Maggie O’Farrell’ın Hamnet’i geçen yıl en severek okuduğum romandı. Chloe Zhao’nun yönettiği Hamnet filminde her kadın oyuncunun rüyasını süsleyecek Agnes rolünde onu izleyeceğimiz için çok heyecanlıyım. Nina Hoss’u da çok çok severim. Christian Petzold hayranı olduğum için onun “su gibi” oyunculuğunu doya doya izledim.

Sandra Hüller’e de nasıl hayran olacağımı bilemiyorum. Onu ilk Toni Erdmann’da izlemiştim. Sonra da her işinde ben de tüm dünyayla birlikte ona hayran oldum. Ülkemizden de çok fazla isim var. Yağmur Başkurt’u Şakir Paşa Ailesi’nde izledim ve tertemiz oyunculuğuna hayran oldum.

Özlem Zeynep Dinsel’i, İpek Türktan’ı nerede izlesem bayılıyorum. Pınar Güntürkün’ü “Herkes Kocama Benziyor” oyununda izledim. Tüm oyun boyunca kendisine “Maşallah” dedim içimden.

O kadar çok oyuncu var ki hayranlıkla takip ettiğim, üç sayfa daha konuşmamak için burada bırakıyorum.

Kamera arkasında olmak, yani mutfak kısmında yer almak gibi bir planınız var mı? Veya senaryo masasında…

Senaryo yazabilmek istiyorum ve çabalıyorum da. Uzun yıllardır dönem dönem bir şeyler yazmaya çalışıyorum. Bir araya getirebilirsem harika olacak. Çekilir mi çekilmez mi bilemiyorum ama bu yazma işleri için çok heyecanlıyım. Ne zor şey yazabilmek. Kolaylıkla yazabilen herkese çok imreniyorum.

Oyuncu olmasaydınız sizce hangi mesleği yapıyor olurdunuz?

Gıda mühendisliği yapıyor olurdum. Çünkü, benim konservatuvar eğitiminden önceki lisans ve yüksek lisans eğitimim bunun üzerine.

Genç oyuncu adaylarına neler söylemek istersiniz? Sizce kendilerinde hangi sorulara yanıt verdikten sonra bu yola baş koymalılar?

Genç, yaşlı bütün oyuncu adaylarına söylemek istediğim şey heveslerini muhafaza etmeye çalışmaları. Yol boyunca heveslerini tüketecek o kadar fazla şey olacak ki! Oyunculuk mesleğine dair en şanslı olduğumuz şey çok güçlü bir hevesin peşinden gitmemiz. Bunu kaybetmemek için elimizden geleni yapalım. Gerekirse tali yollara sapalım, o hevesi yeniden yeşertecek alanları, grupları bulalım. Yoksa çok büyük üzüntü oluyor. Hayal kırıklığı kapkara bir şekilde hevesinizi, içinizi, dünyanızı kaplıyor.

Gülçin Kültür Şahin, Tülin Özen ve Hakan Emre Ünal, Tunç Şahin’in kaleme aldığı Canavar”adlı oyunda buluştu.

SEKTÖRÜMÜZDE TEK TİPLEŞME SORUNU VAR

Türkiye’deki oyunculuk sektörü hakkında neler söylersiniz, ne tür sorunlar var sizce?

Her yerde söylüyorum, burada da söyleyeyim: Tek tipleşme sorunu var bence. Oyuncuların belli rol kalıplarına sıkıştırılması sorunu. Kadın oyuncular 30’una gelir gelmez anne rollerine kısılıyorlar. Kadının başka hikâyesi anlatılmaya değer de görülmüyormuş gibi hissettiriyor bu. Dünyada değişiyor bu düzen, ülkemizde de yakında değişecek, gönülden inanıyorum.

Sanatçı, Ömer adlı televizyon dizisinde.

Oyunculuk adına güzel ve keyifli bir yolculuğunuz var, en azından bize yansıyan bu. Siz kendi yolculuğunuzu nasıl görüyorsunuz, bizimle paylaşır mısınız?

“İyi ki cesaret etmişim de oyunculuğa çevirmişim kariyerimi” diyorum her gün. Çok şükür. Zor oldu, oluyor ama hangi iş çabasız oluyor ki? Kendi adıma çok şanslı hissediyorum. Menajerim Şafak Binay’la tanışmam benim için çok büyük şans. Kendisiyle o kadar aynı düşünüyoruz ki verdiğimiz kararlarda hep birlik hissediyorum. İlk kamera önü işim Kelebekler filmi. Tolga Karaçelik harika bir yönetmen. İlk kez kamera gören benim gibi bir oyuncu için set cennet gibiydi. O filmdeki tüm oyuncu arkadaşlarımdan yana da çok şanslıydım. Sonradan bunların benim çok büyük şansım olduğunu fark ettim. Ben zannediyorum ki herkese her sette, her ekipte böyle nazik davranılıyor. Gerçekten minnettarım. İçinde olmaktan heyecan duyduğum işlerde çalıştım, çok şükür. Hep de öyle çalışmak nasip olur umarım.